Yetkin Paker: Kardelenler

Ocak 25, 2010

yetkin paker

İstanbul kara teslim oldu. Yollar kapandı. Okullar, uçaklar, deniz ulaşımı iptal oldu veya aksadı, maçlarsa oynandı…

Karla kaplı sahada futbol oynamaya çalışan, futboldan çok boğuşan, buna karşın maçı sakatsız kazasız atlattığı için şükreden iki takım vardı dün akşam sahada.

“Bu sahada oynanan futbolu eleştirmek olmaz” diye başlamak ve sonrasında eleştiriler sıralamak işin kolayı.

Oysa genelde futbolu izlerken gözlerden kaçırdıklarımız bembeyaz sahada birer kardelen gibi daha bir belirgin göründü gözlerimize dün akşam.

Çok akıllıca transferlerle basının gündeminde olan Galatasaray Takımı, hangi akla hizmetle bembeyaz bir sahada beyaz formayla çıktı dün akşam maça? Buna kim nasıl karar verdi?

Topun bile görünebilsin diye kırmızı seçildiği maçta, Galatasaray beyaz formayı hangi mantıkla seçti gerçekten anlayamıyorum.

Normal şartlarda, normal bir sahada topu ayağına alan bir futbolcu, kafasını toptan kaldırmadan takım arkadaşının nerede olduğunu çok rahat seçebilir.

Gözünün ucuyla görmek denir buna.

Gerek yakınında, gerek uzağında bulunan arkadaşını gözünün ucuyla seçip ona ayağındaki topu gönderebilir.

Fakat zeminle aynı renk forma giyerseniz topu arkadaşınıza atabilmeniz için önce onu görmeniz gerekir. Onu görmek için gözünün ucu yetmez, kaldırıp kafanızı bakmanız gerekir ki bu da ayağında 2 saniyeden fazla top tutan futbolcuların hızlı oynamıyorlar diye eleştirildikleri bir ortamda oyunun temposunu gereksiz yere düşürmekten öteye gitmez.

Dün akşam da Galatasaraylı oyuncular kafasını kaldırıp baktıklarında karlar arasında kamufle olmuş arkadaşlarını seçemedikleri için hep en yakınlarındaki, ancak görebildikleri kişilere topu verdiler. Çünkü uzaktaki o ceza sahasına bindirmeler yapan şey takım arkadaşı mı yoksa uçan bir kuş mu anlayamadılar, anlayamazlardı..

Yoksa bu havada uzun pas atmaları gerektiğini hepsi her spor yazarından çok daha iyi biliyordu.

Bilemedikleri şey o raflarda duran mor formanın bugün değilse ne zaman giyileceğiydi.

Gözümüze çarpan diğer konu ise yine futbol dışından.

Ara transfer çalışmalarına son derece hızlı bir şekilde devam eden Galatasaray çok büyük bir hassasiyet ve titizlikle bu operasyonları yürütüyor.

Fakat aynı hassasiyeti mevcut kadroda ve sistemde sergileyemiyor.

Dışarıda yabancı bir golcü arayışları sürdüren idari kadro, alınacak yabancı için eldeki yabancılardan birini göndermek zorunda.

Şu anda gönderilecek olan isimlerin en başında Kewell ve Nonda geliyor.

Bunu sokaktaki çocuk bile biliyor.

Bunların Türkçe gazete okumadıkları için kendilerinin gönderilebilecekler listesinde olduğunu bilmemelerini düşünmemek gerekir bence.

Dolayısıyla karlı kaplı bir zeminde, 10 kişi kalan rakibe karşı, ne kadar yüklenirseniz çok fazla pozisyona giremediğiniz bir maçta, her geçen dakika atılamayacak olan her gol stresi kat ve kat arttıracakken, artan stresle beraber rakibin de direnci artarken kazanılan bir penaltıyı neden Nonda kullanır?

Bir gün sonra gönderilme ihtimali olan bir adama maçın son dakikaları yaklaşırken penaltı attırmak kimin fikridir?

Beni futboldan, puandan, oyundan çok bunun gibi mahalle takımında yapılmayacak hatalar rahatsız etti.

Çünkü bana göre “bu sahada oynanan futbolu eleştirmek olmaz”. O yüzden şöyle olmalıydı, böyle daha güzel gibi yorumlar gereksiz.

Çaycısından Başkanına herkesin akıllıca işler yapması gereken bir takım olmalı Galatasaray.

Yoksa tesadüflerle maç kazanır, tesadüflerle kaybeder.

Yorumlar

Söyleyecek bir çift lafım var