Ege Görgün: Onlar mı futbola ihanet etti, futbol mu onlara..? Futbolun Üvey Evlatları!

Mart 17, 2008

ege görgün
Hepsi yetenekli, hepsi yıldız adayıydı. Hepsinin büyük hedefleri vardı ve parlak istikballeri… Kimisinin hedefe varmasına ramak kalmıştı, kimiyse hedefin yanına bile yaklaşamadı. Kimisi nispeten iyi bir kariyer yaptı ama herkes onun muhteşem bir kariyer kaçırdığının farkındaydı. İşte yetenekleri nispetinde yol kat edemeyen veyahut kat ettikleri yolu gerisin geri gelen 10 Türk futbolcu…

Büyük bir futbolcu olmak için yeteneğin yeterli olmadığının kanıtı futbolcular vardır. Büyük bir futbolcu olmak için ille de büyük yeteneğe ihtiyaç olmadığının kanıtı futbolcular da… Futbolun Üvey Evlatları’nın (ilk kategoriye girenler) bu ikinci kategorideki futbolculardan öğrenecek çok şeyleri vardır. Çünkü bu futbolcular onlarda eksik olan her şeye sahiptirler: azim, sabır, çalışkanlık, disiplin, istikrar, örnek teşkil edebilme ve takım ruhuna uygun hareket edebilme özellikleri gibi. Beşiktaşlı Rıza, Galatasaraylı Suat, Fenerbahçeli Müjdat böyle oyunculardır mesela. Yetenekleri sınırlı ama diğer olumlu özellikleriyle bu açıklarını kapatıp takımlarıyla özdeşleşip, sembolleşmiş futbolcular. Anadolu takımlarında bu tür futbolcular daha sık karşımıza çıkarlar. Yetenekleriyle dikkati çekip büyük takımlara transfer olan futbolcuların aksine onlar yıllarca kendi kulüplerinde oynarlar. Bu kulüpte futbola başlayıp, bir vefasızlıkla karşılaşmazlarsa bu kulüpte futbolu bırakırlar. Sonrasında da antrenör olarak hizmet ederler kulüplerine. Dedik ya bir de, büyük bir futbolcu olmak için yalnızca yeteneğin yeterli olmadığının kanıtı futbolcular vardır. Mesela:

Oktay Derelioğlu

Trabzonspor formasını sırtına geçirip Fener’e karşı oynadığında 17, Metin-Ali-Feyyaz’lı efsane Beşiktaş’ın onbirinde yer bulduğunda 18 yaşındaydı.
Ama bu müthiş başlangıcın ardından daha 22 yaşındayken Belçika’ya attığı gol Eurosport tarafından ayın, kimi internet siteleri tarafından ise yüzyılın golü seçilen Oktay Derelioğlu 1985’te Fatih Karagümrük’te başladığı futbol kariyerine bu sezon sonu aynı kulüpte bir golcü için erken sayılabilecek yaşta (32) noktayı koyacak gibi. TFF 2. Lig 1. Grup takımlarından F. Karagümrük Oktay’ın 15. Takımı. Trabzonspor ve F. Karagümrük’te iki farklı zamanda oynadığını düşünürseniz, 23 yıllık kariyerinde 17 takımda oynamış Oktay. Bu 17 takımın içinde Almanya’nın 1. FC Nürnberg, İspanya’nın Las Palmas, Azerbeycan’ın Nazar Lankaran gibi yabancı takımlarda var. Milli takımda 20 kez forma giyip 9 gol atan Oktay, 14 golle Beşiktaş’ın da Avrupa’da en çok gol atan oyuncularından biri.
F. Karagümrük’te parladıktan sonra büyük takımların gözdesi haline gelip Trabzonspor, Beşiktaş ve Fenerbahçe’de oynama fırsatı bulan Oktay’ın adı, attığı goller kadar takım içinde ve dışındaki huzursuzluklar ve sorunlarla anıldı hep. Trabzonspor’da Ünal’dan tokat yediği yazıldı, Las Palmas’da antremanda takım arkadaşları tarafından dövüldüğü söylendi. Beşiktaş’ta oynarken eşi intihar etti, akabinde Karagümrük’ten beri takım arkadaşı olan ve bu listede de yer alan Serdar Topraktepe’nin nişanlısıyla evlenmesiyle başlayan ve ucu mahkemeye varan sancılı bir süreç sonunda Beşiktaş’tan gönderildi. Tayfur jübilesine bir tek onu çağırmadı. Sevgi ve dostluktan yoksunluk Oktay’ın bir türlü kök salamamasına yol açtı. Bu sebeple onca başarıya, üç büyük takımda oynamış olmasına ve kıskandıran yeteneğine rağmen Oktay hiçbir zaman sembol bir isim olmayı başaramadı. Azerbeycan’dan gol kralı ve yılın futbolcusu olarak döndüğünde daha 30 yaşındaydı ama Süper Lig’de oynayacak takım bulamadı.

Ceyhun Eriş
Ceyhun Eriş’in dün Fenerbahçe, bugün Trabzonspor gibi üç büyüklerin yanına iliştirilen tek Anadolu kulübü Trabzonspor’da oynadığı düşünülünce bu listede yer alması yanlış görülebilir. Ama Ceyhun’un sahip olduğu olağanüstü yetenekleri kavrayabilecek kadar futbolu bilen herkes, bu futbolcunun bugüne dek başardıklarının, yeteneğinin yanında hiç de o kadar büyük olmadığının farkındadır. Ceyhun Eriş’in zaman zaman oyun içinde yaptıkları ona hiçbir Türk futbolcusuna nasip olmamış özelliklerin bahşedildiğini düşündürür insana. Mesafe tanımaksızın çektiği şutlarla, dizi çalımlarla adam eksilterek kaleye inmesiyle, kafasını kaldırabildiği zaman attığı nokta paslarla insanı futbola bir kez daha aşık edebilecek bir stili vardır. Ama futbol ilahlarının dokunduğu adam Ceyhun kariyerinin çoğunda Ankaragücü, Konyaspor, Göztepe, Samsunspor gibi küçük kulüplerde forma giydi. Galatasaray’ın altyapısından yetişti gerçi ama sarı-kırmızılı formayı hiç doya doya sırtına geçiremedi. En iyi döneminde kendini bir türlü Fatih Terim’e beğendiremedi. Real Madrid’te oynayabilecek yeteneğe sahipken, kendi milli takımına bile seçilemedi. Bunun gerekçesi olarak hep Ceyhun’un egoist futbolu gösterildi. Pas vermeyi, defansif mücadeleyi sevmeyen yapısı yüzünden eleştirildi. Ama belki sorun yalnızca, onun futbolcu ve insan olarak karakterini iyi analiz edip, bu analiz sonrası onu takımına monte etmeyi becerebilen bir teknik adamla bir türlü çalışamamış olmasıydı. Trabzonspor’da artık oturdu, diye düşünüyorduk ki geçtiğimiz günlerde Borda-Mavililer’in Ceyhun ile yollarını ayırdığı haberi geldi. Ziya Doğan gibi disiplin takıntılı bir hocayla çalışabilen Ceyhun’un, daha “relax” bir görüntü çizen Ersun Yanal ile yıldızı barışamamıştı demek ki ve nedense… Oysa biz Yanal ile Ceyhun’un daha iyi bir performans yakalayacağını bile umuyorduk.

Tarık Daşgün

Fenerbahçe 1995’te onu önce kaçırıp, sonra Gençlerbirliği’ne 100 milyar gibi tarihin en yüksek bonservis bedellerinden birini ödeyerek transfer ettiğinde, Tarık Daşgün’e gelecekte ligin seyrine yön verebilecek bir yıldız futbolcu gözüyle bakılıyordu. Büyük ümitlerle geldiği Fenerbahçe’de kaldığı üç sezon boyunca Gençlerbirliği’ndeki performansını hiç yakalayamadı. Her iki ayağını büyük bir ustalıkla kullanabilmesi, olağanüstü tekniği ve adam geçebilme becerisi futbolseverleri onunla ilgili hep umutlar beslemeye itiyordu. Bu umutlar ve verilen bonservis bedeli Tarık’ı takımda tuttu ama onbirin demirbaş oyuncusu yapmaya yetmedi. Artık sabırların çoktan tükendiği bir noktada, Otto Bariç Tarık’ın biletini kesti ve Tarık’ın futbol seyyahı olarak geçireceği yıllar böylelikle başlamış oldu. Önce Ankaragücü, sonra Yozgatspor, Sakaryaspor, Kocaelispor, Gençlerbirliği ASAŞ, Göztepe, Karabükspor gibi kulüplerde eski günlerini aradı, ama bulamadı. Bu arayış onu Çin’e bile götürdü. Çekik gözlülerin diyarında da dikiş tutturamayan Tarık çaresiz ülkesine döndü. İkinci kez geldiği Yozgatspor’da artık 32 yaşında, tecrübeli, takımda ağabey görevi görecek bir futbolcuydu. Ama 2005’te Antalyaspor’la yapacakları maçtan önceki doping kontrolünde Tarık’ın kanında çıkan uyuşturucu, bu futbolcu için eskiden filmlerin sonunda çıkan The End yazısı gibiydi.

Mustafa Yücedağ
17 yaşında Ajax’da proffesyonel olan Yücedağ iki yıl Zwolle’de kiralık oynadıktan sonra denenmek üzere Florya’ya gelir. Galatasaray onu beğenmez. 3 yıl sonra, 1988’de bu kez Fenerbahçe için Dereağzı’ndadır. Bir yöneticinin, ayağında1000 kez top sektirmesi isteğini geri çevirince bu transfer suya düşer. Tam geri dönecekken devreye Sarıyer girer ve Yücedağ’ın Türkiye macerası başlar. Akabinde milli takımda başarılı maçlar çıkarır. Yıldızı parlar, önce kendisini beğenmeyen Galatasaray’a, sonra kendisini beğenmeyen Fenerbahçe’de oynar. Türkiye’deki son durağı Sarıyer olur. İstanbul’un gece hayatına hızlı dalıp bir trlü çıkamayan Yücedağ uzun yıllara yayılabilecek muhteşem bir kariyeri 4-5 senede sonuna getirir. Hollanda’ya döner, sonra Gaziantep’le anlaşıp Türkiye’ye döner ama güzel günler geride kalmıştır. Tekrar Sarıyer’e döner ve ağır bir sakatlığın ardından 30 yaşında futbolu bırakır. İki büyük takımda oynamış olmasına rağmen Yücedağ sahip olduğu sağlam altyapıyı ziyan edip unutulmazlar mertebesine adını yazdıracakken mazinin sisinde kalanlar grubuna dahil olmuştur. Türkiye’ye gelerek hayatının en büyük hatasını yaptığını sonradan kendisi de itiraf edecektir.
“Türkiye’ye geldiğime açıkçası çok pişman oldum çünkü Hollanda’da arkadaşlarım Frank Rijkaard, Marco Van Basten, Ronald Koeman, teknik direktörümüz de Johan Cruyf’du. Cruyf beni çok severdi, hatta bir gün Barcelona maçında Neu Camp’a çıkarken tünelde bana sarılmıştı, onunla sarmaş dolaş sahaya çıktık, kafayı kaldırdım 100 bine yakın seyirci ‘Cruyf’ diye bağırıyor, tüylerim diken diken olmuştu. Johan Cruyf benim için ‘ben bir tane Türk tanıyorum o da Yücedağ’ derdi”

Fatih Akyel

Galatasaray altyapısında yetişip, stajını Bakırköyspor’da tamamladıktan sonra yuvaya geri döndü. Dönüşünün ardından hem Galatasaray’ın hem milli takımın değişmez oyuncusu oldu. 2001-2002’de Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ilk maçında Real Madrid’li Doberto Carlos’un kanadını koşu parkuruna çevirip Hasan’ın ve Jardel’in attığı iki golün asistlerini yapan Fatih, 2002’de Dünya Üçüncüsü olan milli takımımızda yer aldı. Tüm bu başarıların ardından sansasyonel bir şekilde İspanyol takımı Mallorca’ya transfer olmasıyla birlikte düşüşü başladı. Sezonu tamamlayamadan Fenerbahçe’ye transfer oldu. Fenerbahçe taraftarı dövmüş eski bir Galatasaraylı olması hasebiyle bu da ayrı bir skandal konusuydu tabi. Galatasaray’a karşı Kadıköy’deki ilk maçında Bülent Korkmaz’la atışıp, sarı-kırmızılı tribüne el-kol hareketleri yaparak yıllarca formasını terlettiği takımın taraftarıyla arasını bozdu. Fenerbahçe’de cezaların adamı olarak hafızalara yer etti. 2002’de Diyarbakırspor maçında takım arkadaşlarıyla tartıştığı için 5000 dolar, 2003’te Beşiktaş maçında gördüğü kırmızı kart yüzünden 15.000 dolar para cezası aldı. 2002-2003 sezonunda 6 sarı, 4 kırmızı kart görüp toplam 11 maçta cezalı duruma düşerek hem takımının hem de ligin en hırçın futbolcusu oldu. 2003-2004 sezonu başında da takımın 2. kaptanı oldu ama ertesi sezon bu onur kendisinden alındı. Fenerbahçe’den sonra gittiği Bochum, PAOK, Trabzonspor, Gençlerbirliği ve Ankaragücü’nde de eski formunu yakalayamayan Fatih Trabzonspor’da Ziya Doğan ile tartışıp kadro dışı kalmış, Mallorca’da sorunlar yaşamıştı. Bochum Teknik Direktörü Peter Neururer onu transfer ederek hayatının en büyük hatasını yaptığını söylemişti. Bu sezon ligin yeni takımı Kasımpaşa’da top koşturan Fatih milli formayı 64 kez giydi. Oktay gibi o da bir türlü kendini ne taraftara, ne de takım arkadaşlarına sevdirebildi.

Ahmet Dursun

Almanya’dan geldiği Kocaelispor’dan Beşiktaş’a büyük bir paraya ve genç milli takımın ümit vadeden golcüsü olarak transfer olan Ahmet Dursun, ilk sezonunda attığı 21 golle adını Beşiktaş’ın tarihe geçen büyük golcüleri arasına yazdıracağı mesajını verdi. “Ahmet Dursun, Seba Gitsin” sloganıyla unutulmaz bir anekdot olan genç futbolcunun bu başarılı ilk sezonun ardından performansı giderek düştü. Beşiktaş’ta oynuyor olmasına rağmen hiçbir zaman genç milli kimliğini aşıp A milli takımın oyuncusu olamadı. 2003-2004 sezonunda Çin’e transfer oldu. Ertesi sezon Türkiye’ye döndü. İstanbulspor, Etimesgut Şekerspor, Antalyaspor ve kısa bir süre Beşiktaş’ta forma giydi. Ondaki düşüşü gece hayatına, Nouma ile olan arkadaşlığına yoranlar oldu, ama kimse kesin bir tespit yapamadı. Avrupa takımlarına karşı attığı gollerle saman alevi gibi parlamakla yetinen Ahmet Dursun, kendisine tanınan kariyer ve tarihe geçme fırsatlarına pek de iyi kullanamadı. Ahmet Dursun bu sezon ara transfer döneminde Kocaelispor’a imzayı attı.

Mustafa Kocabey

Feldkamp’ın Galatasaray’daki prensiydi. Roma ağlarına iki gol göndererek adından söz ettirdi. Oyun stilinden dolayı kendisine Papen Mustafa ismi takıldı. (Fransız Jean Pier Papen o sıralar Avrupa’nın en iyi golcülerinden biriydi.) Genç yaşına rağmen golü çok iyi koklayan kurnaz yapısına ve tek vuruşlardaki becerisine bakarak herkes onun Galatasaray’ın Tanju’dan sonraki kralı olacağını düşünüyordu. Metin Oktay bile onun için “Benim yerimi doldurabilecek tek golcü, yeter ki arkası kollansın” demişti. Ama Feldkamp gittikten sonra Mustafa için de sürgün yılları başladı. Avrupa Fatihi Galatasaray’ın oyuncusu olma şansını kaybedip ikinci lig takımlarının gediklisi oldu. Mustafa bu sezon TFF 2. Lig takımlarından Beylerbeyi’nde forma giyiyor.

Sergen Yalçın

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerinden biri olarak görülen Sergen hakkında fazla söze hacet yok. Türk futbolunun kendisinden ne kadar yararlandığı ortada. Sergen de kendisinden yeteri kadar faydalanmadığını er geç anlayacak. Şu an Kemal Unakıtan’ın hediyesi olarak geldiği Eskişehirspor’da top koşturan Sergen futbolu başarabileceklerinin onda birini başarmış bir futbolcu olacak bırakacak.

Serdar Topraktepe

Yetiştiği Fatih Karagümrük aynı dönemde Oktay’ı Trabzonspor’a, onu da Beşiktaş’a vermişti. Beşiktaş kulübü ve taraftarı ondan çok şey bekliyorlardı. Ne onların, ne de Serdar’ın umdukları gerçek oldu. Bugün Kocaelispor’un kaptanlığını yapan Serdar (10 futbolcu içinde kaptanlık ve ağabeylik görevini en iyi yerine getiren isim), geçtiğimiz sezon kadrosuna dahil olduğu Süper Lig takımı Sivasspor’da doğru düzgün forma yüzü görememişti.

Yusuf Şimşek

32 yaşındaki tecrübeli oyuncu bu sezon Denizlispor’da oynadığı futbolla hem takımını sırtlıyor hem de benzer yeteneklere milyonlarca dolar ödeyen büyük takımların kafasını karıştırıyor. Öyle ya, Lincoln, Alex, Delgado kadar Yusuf da oynuyor. Daracık alanlarda sihirli bilekleriyle attığı çalımlar, arkadaşlarına verdiği yüzde yüzlük gol pasları, topu iğne deliğinden geçirerek attığı goller onun ve yeteneğinin imzası. Geriye bir tek soru kalıyor: en verimli çağında, 25 yaşında geldiği Fenerbahçe’de bir türlü istikrar yakalayamamasının sebebi ne? İstanbul gece hayatının cazibesiyle düzensizleşen bir hayatın böyle yetenekli bir futbolcunun kariyerine bile gem vurabilecek kadar güçlü etken olduğuna inanmak istemiyor insan. Ama o dönem söylenenler, konuşulanlar, yazılıp çizelenler bu yöndeydi. Yoksa sebep yalnızca üstün yeteneğinin farkında olmasının ve bu farkındalığın daha da büyüttüğü egosunun takımın bünyesindeki diğer büyük egolarla çatışması mıydı? Kimbilir, gelişen bilim ve teknolojiye inat Futbolun Üvey Evlatları’nın sırrı henüz çözülemedi. Her şeye rağmen Yusuf hala büyük futbol oynuyor, ama hak ettiğinden çok daha küçük bir takımda. Neyse ki futbolculuk kariyerine son noktayı koymadan onu milli formayla izleme imkanı bulduk.

+ 1
Pascal Nouma

Türk olmadığı için onu 10’luk listemize alamadık. Ama Nouma’yı bu mevzunun dışında bırakmaya da gönlümüz razı olmadı. Hem futbolun üvey evladı olma kriterlerinin tümüne sahip olduğu için, hem de artık onu yabancı değil de, bizden biri olarak gördüğümüz için. Futbola başladığı Paris Saint Germain’de ve gittiği diğer Fransız takımlarında yeteneği, fiziği ve sahaya yansıttığı iyi futboluyla göze batmasına rağmen disiplinsiz ve isyankar tutumu onu hem sahada hem saha dışında istikrarsız, tahmin edilemez bir oyuncu haline getirdi. Scala’nın Beşiktaş’ına alınan, kısa zamanda taraftarın sevgilisi olan Nouma takımın UEFA Kupası’nda yarı finale çıkmasının baş aktörlerinden biri oldu. Bir senelik Marsilya macerasının ardından tekrar Beşiktaş’a dönen Nouma bu kez Lucescu’nun yönettiğinde takımda ter dökmeye başladı. Ama sokaklarda, uyuşturucu trafiğinin, çete savaşlarının hakim olduğu bir sosyal ortamda büyüyen Nouma bir türlü profesyonel futbolun gerektirdiği kimliğe bürünemiyordu. Onu taraftara sevdiren amatör ruhu, gördüğü kartlar ve disiplinsiz hareketler takıma zarar vermeye başlamıştı. 20 Nisan 2003’te Fenerbahçe’ye karşı oynanan maçta attığı gol sonrası yaptığı ve literatüre “tombala hareketi” olarak geçen eylem sonrası federasyondan 7 ay ceza aldı. Takımdan gönderildi. Pascal Nouma, Katar ve İskoçya gibi kifayetsiz liglerde top koşturduktan sonra Türk futbolseverler 2006’da onun performansını son bir kez izleme fırsatı buldular. Fakat bu kez ortada ne top, ne saha, ne hakem, ne de futbolcular vardı. Çünkü Nouma yeşil saha yerine beyazperdeye çıkmış, Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu filminin oyuncularından biri olmuştu!”

Yorumlar

bir yorum to “Ege Görgün: Onlar mı futbola ihanet etti, futbol mu onlara..? Futbolun Üvey Evlatları!”

  1. okan on Aralık 29th, 2008 5:50 pm

    fatih akyel gs de basarılı ve aynı donem ıcersınde mıllı takımda basarılara imza atmıstır fakat gs den gıderek kendı hayatını cızmıstır bence kısılıgı degıl oynadı top tartısılmalıdır unutulmamalıdır ki dunyada mılyonlar satan sarkıcıların cogu ıckı sıgara vb seyler cok rahat kullanıyorlar ama hala sevılıp dınlenıyorlar bu yuzdendır kı fatıh ıcın bu kadar acımasız olmak bence yanlıs cunku hala mıllı takım sag bek arıyor ve k.paşada kı macları bıraz takıp edılırse basarılı oldugu gorulur ama maalesef turkıyede ovmek degıl dovmek nedense ınsanlar tarafından daha cok ilgi göruyor e bu yuzden dunyada ılk 10a avrupada ılk 20lere gırdık mı sevınırız artık kısılıklerını degıl oynadıkları oyunları tartısalım kısılık bozuksa emın olun onları ove ove kısılıklerınıde duzeltırız saygılar…

Söyleyecek bir çift lafım var