Mevlüt Sarı: Fesuphanallah…

Şubat 1, 2010

 Mevlüt Sarı

Beşiktaş Olağan Seçimli Genel Kurul’u sona erdi, Yıldırım Demirören ezici bir çoğunlukla kazandı. Mayıs 2004-Ocak 2007 arasında türlü rezaletler, türlü başarısız yönetim biçimleri göstermişti Demirören. Bir şans daha istemişti, “Hatalarımdan ders aldım” demişti, “Birlik-Beraberlik sağlayacağım” demişti, “Güçlü bir yönetim kuracağım” demişti. Ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Tek aday olarak girdi seçime zira, muhalefet acıdır ki, bugünkü gibi “Paramı alırım” söylemlerini alttan alta duyuyorlardı. O dönem korkulan borç ne kadardı? Demirören’in alacağı hariç 40 milyon dolar. Kendisinin alacağı ise yaklaşık 20 milyon liraydı. Dolar kuru o dönem 1,44 Liraydı. Demirören’e olan borç hariç 57,5 milyon lira borç vardı. Bu tarihten 3 yıl sonra Demirören’e olan borç hariç bu borç miktarı olmuş 150 milyon lira. Bugün Demirören’e olan borç da o dönemin sadece derneğe ait borcunu aşmış, 62,5 milyon lira olmuş. O dönem Demirören’in alacağı 20 milyon liradan korkanlar bugün 62,5 milyon liradan elbette korkarlar.

Ocak 2007′deki seçimde Demirören’in karşısına aday çıkmayınca, söylemeye başlamıştık;

Arkası gelmez dertlerimin, bıktım illallah
Biri biterken, öbürü de başlar vermesin Allah

Ocak 2007′de yaklaşık 80 milyon lira olan borç 3 senede nasıl 212,5 milyon liraya çıktı? Hatalardan ders alındığı için olmalı kesinlikle. Başka bir açıklaması olamaz çünkü. 3 senede 132 milyon lira borç yaratacak ne yapıldı bu kulüpte? Gelirleriniz tüketiyorsunuz, basketbol şubesi için gelen parayı bile futbola aktarıyorsunuz, üzerine de 132 milyon lira borç. Mükemmel bir ekonomi yönetimi. Ne de olsa, çalışan hata yapar değil mi?

Bu 3 senede türlü rezaletler olurken, para kavak yaprağı gibi savrulurken muhalefet sesini çıkarmıyorken hele ki, muhteşem bir ekonomik tablo bırakan ve mirasının vahşice mahvedilmesi karşısında bile Hüsnü Güreli sesini çıkarmıyorken biz şarkıya devam ediyorduk;

Böyle gelmiş, böyle gidecek korkarım valla
Yok mu, çaresi dostlar Fesuphanallah

Mayıs 2004-Ocak 2007 arasında ders alanlar, ne kadar harika dersler aldıklarını gösteriyorlardı… Ocak 2007-Ocak 2009 arasında türlü rezaletler artarak ve aymazca sürüyordu. Her rezilliğin arkasında o bembeyaz kavram “Beşiktaşlı Duruşu” giderek grileştiriliyor, gri de yavaştan siyaha çalıyordu.

Ders alan(!) bu zihniyetten örneğin 2009-2010 sezonunun başında Şeref Yalçın, “Başkanımız Real Madrid’in Ronaldo transferini gölgede bırakacak bir transfer yapacak” dedikten sonra 8 milyon euro verilerek Tabata alınıyordu. Gerçekten gölgede bıraktı, hala gün yüzü göremedik. Ocak 2009 seçimi için söylemler yine “Ders aldık”üzerineydi. Ders alan zihniyetin yönetici adaylarından Serdal Adalı daha “Ders aldık” lafının sıcaklığı geçmeden ders aldıklarını gösteriyor mali durum ve yabancı durumu gün gibi ortadayken “Yıldızsa yıldız, paraysa para” deyip “2 dünya yıldızı” sözü veriyordu. Bu defa gölge değil, direkt gece olacak sanıyoruz.

Böyle bir süreçte seçim günü kulübün resmi web sitesindeki bir fotoğraf dikketimi çekti, oy kullanmak için sandık için kuyruğa girenlerin ciddi miktarı kel kalmış insanlardan oluşmaktaydı. Bu manzara beni umutlandırmıştı zira, 6 yıllık rezaletler saç-baş yolduracak cinstendi ki, insanların en azından saçlarının intikamını alacaklarını düşündüm…

Yanılmışız, insanlar merhemi yine Demirören’de buluyorlarmış. Yetmemiş bu ekonomik rezalet, bu zihniyetin yarattığı rezaletler, bu kişilere bağımlı hale getirilen camia. Sandıklar yavaş yavaş açılırken, Demirören makası da açıyordu. Tamam biliyoruz “Sevinmek, için sevmedik” ancak bu sloganı bu denli içselleştirip işi mazoşizme götürmenin mantığını çözemeden, insanların keyfinin gayet de yerinde olduğunu görerek, yine söylemeye başladık,

Alemin keyfi yerinde, yine maşallah
Bize de bir gün kader güler, güler inşallah

Ve Demirören haklı çıktı ve kazandı. Kongre üyeleri demek ki, “Gerçek Sahip(!)” olarak bunu uygun görmüşler. E bundan sonra da o mazoşizmi içselleştirmişler, 3 senede 132 milyon liralık borç artışının denklemini iyi kuranlar lisanslı ürün alsınlar, maç bileti alsınlar. Senede 50 lira aidat ödemekle bitmez, çok daha fazla ödesinler. Grupçulukla, kişisel çıkarlarla değil, gerçek sahip(!) gibi davransınlar da kulübü bu bataklıktan çıkarsınlar… Biz de söylemeye devam edelim,

Böyle gelmiş, böyle gidecek korkarım valla
Yok mu, çaresi dostlar Fesuphanallah

Erkin Baba’ya selamlar, yıllar öncesinden bu günümüzü anlattığı için de çok teşekkürler…

Yorumlar

Söyleyecek bir çift lafım var