Levent Özgün: Hafta sonu hangi ligin maçlarını izlemeli?

Nisan 9, 2008

levent özgün

Bana göre hafta sonu için yapılacak en güzel plan o haftanın futbol programını alıp televizyon başında bir o maça bir bu maça zaplayıp durmaktır. Teoride ne kadar güzel bir plan olsa da pratikte uygulamak bir o kadar zor.


İşlerimden ya da evdeki ‘gene mi maç , bir film izlesek artık’ baskılarından dolayı hafta sonu ortalama 3 veya 4 maç anca izleyebilmekteyim. Önem derecesi fazla olan maçlarda ise evin yönetim şekli demokrasiden diktatörlüğe geçiyor.

“Ligde artık son haftalara yaklaşıldı her maç kıran kırana her maç heyecan dolu” diyip geçtim televizyon başına. Bir gün evvel Fenerbahçe son dakika golü ile kazanmış, artık peşindeki takımlar ölüm kalım savaşında. Biri Anadolu’nun şampiyonluk adayı Sivasspor biri üç büyüklerden Beşiktaş. Şampiyonluk için devam ya da tamam maçı. Beklentiler büyük iki takımın da kendini parçalaması ve soluksuz bir maç olması bekleniyor.

Diğer bir kanalda ise Manchester United Middlesbrough ile oynuyor. Biri şampiyonluk adayı diğeri orta sıralarda yerine koruma çabasında. Önce kendi ligimizin maçındayız. Maç başlıyor ama sadece izleyenler için başlıyor. Sahadaki 22 futbolcunun maçın başladığından haberi yok sanki. Futbol adına doğru düzgün tek bir pas tek bir olumlu hareket yok. Beklenmedik bir anda gelişigüzel yapılan ortada Murat Sözgelmez’in uyumasıyla Holosko’nun golü. Golü yiyen Sivas uyanır artık diye bekliyoruz ama futbolcuların ayağında pranga var sanki. Bir tek Abdurrahman ve Mehmet Yıldız bir şeyler yapmaya çalışıyor ama onlara uyan yok.

Hakem de ne şiş yansın ne kebap diyerek her ikili mücadelede çalıyor düdüğü. Türkiye liglerindeki tipik bir hakem profili sahada. Top ne kadar az oyunda kalırsa hakemin başı o kadar az yanar prensibi ile zaten mücadele etmeyen iki takımı iyice oyundan düşürüyor ya da zaten futbol oynamaya isteksiz futbolcuların ekmeğine yağ sürüyor. Yanlış kararlardan bahsetmiyorum bile. Türk hakemlerine göre her ikili mücadele faul. Futbolcuların birbirlerine dokunmaları kesinlikle yasak.

Manchester maçına zaplamak üzereyken Murat Sözgelmez ve Holosko ortak yapımı ikinci gol geliyor. Maçta futbol yok iki gol var fakat bu iki gol de bizim maçı izlememize etki edemiyor. Dönüyoruz Manchester maçına. Manchester 1-0 önde. İki takımda karşılıklı hamlelerle birbirinin açığını kolluyor. Yan pas, dikine oyun, kanatlar, uzun top, verkaç, çalım futbol adına her şey var. Öyle bir tempo var ki maçta biz izlerken yoruluyoruz. Top bir o kalede bir diğer kalede. Omuz omuza tatlı sert mücadeleler ile kıran kırana bir maç. Oyunun durduğu dakikalar sayılı. Sanki sahada hakem yok sadece çok gerekli anlarda ortaya çıkıyor, kararlarında itiraza yer yok. Son yıllarda izlediğim en süratli en tempolu maç. Hani derler ya kemik sesi geliyor diye o derece bir mücadele.

Hakemin bir veya iki tane takdir hakkından kaynaklanan hatası dışında bir etkisi yok oyuna. Middlesbrough Alfonso Alves ile beraberliği yakalıyor. Manchester gene temkinli sağlı sollu bindirmeler ve Ronaldo’nun kişisel becerileri ile golü kovalıyor ama ilk yarı 1-1 bitiyor. Biz gene Sivas’a dönüyoruz. Biz dönüyoruz ancak futbolcular futbola dönmeyi düşünmüyor. Aynı tas aynı hamam. Hakem de Taksim kavşağındaki polis memuru gibi habire düdük öttürmekte. Zırta düt pırta düt.

Allahtan Middlesbrough maçının ikinci yarısı yetişiyor imdadımıza.Tempometre gibi bir cihaz icat edilse iki maçın oyun temposu karşılaştırılsa hiç şüphesiz bu maç Sivastakinin 30 – 40 katı çıkar.Yoğun kar yağışı bile durduramıyor futbolcuları. Derken Middlesbrough Alfonso Alves ile öne geçiyor. Manchester durur mu Kendilerinden son derece emin yan pas, kenar kombinasyonları, orta alanda kısa pas ve verkaçlarla gol için saldırıyor. Oyun durmuyor, Middlesbrough önde olmasına rağmen oyunu soğutmaya yönelik bir şey yapmıyor. Kendilerini yere atmıyorlar, düşseler bile saatlerce kıvranmıyorlar, oyunu germiyorlar zaten bunu denemek isteseler bile Hakemin buna izin vermeyeceği kesin. Son dakikalara doğru Manchester golü buluyor. Skor 2-2. Aynı tempoya devam.

Son dakikalarda Tuncay Şanlı altyapı eksikliği ile topun dibine giremediğinden berabere bitiyor maç. 4 gol muhteşem bir mücadele ile bizi futbola doyuruyor. İşte bu iki adet futbol maçı iki ülkenin futbol farkını ortaya koyuyor.

Bir tarafta futbol oynama isteği ve açlığı ile saldıran futbolcular, futbol oynatmak için sahaya çıkan komplekslerini, hesaplaşmalarını saha dışında bırakan, ne kadar çok süre top oyunda kalırsa o kadar iyi hakemim diyen ve birilerine yaranma korkusu olmayan bir hakem. Bir tarafta sözde şampiyonluk mücadelesinde olan futbol oynamaktan bıkkın, sıkkın, isteksiz, profesyonellikten uzak, rica ile ikili mücadeleye giren, bu saatte maç olur mu, bitse de gitsek havasına olan iki takım , top ne kadar az süre oyunda kalırsa o kadar az canım yanar, hangi kararı verirsem kimlere yaranırım, futbolcular kesinlikle birbirlerine dokunmamalı, yerde yatan futbolcu saatlerce yatmalı diye düşünen bir hakem. Acaba iki maçın hakemleri değişseydi nasıl olurdu. Acaba hakemimizin nefesi İngilterede’ki maçı yönetmeye yeter miydi ya da her hamleye orda da düdük çalıp kendilerini cümle aleme güldürür müydü?

Ligimizdeki ilk 5 sıra bizi gelecek sene Avrupa da temsil edecek. Sonra biz gene yıllardır olduğu gibi Avrupa’da neden başarısız olduğumuzu soracağız. Sebebinin mücadele gücü düşük isteksiz, kolay başarılar kazanmaya alışmış, en ufak bir darbede kendini yere atıp dakikalarca kıvranmaya alıştırılmış, Türkiye’de yedirdiklerini yurtdışında hakeme yediremeyen futbolcular ile mücadele ettirmemeye uğraşan, her harekete faul çalan ya da çalmayan belli bir standartı tutturamayan, birilerine yaranma mücadelesine girmiş hakemler , alınan her yenilgide kendi futbolcusundan hesap sormayıp hakeme saydıran , bizim takımımız çok iyiydi ama hakem yüzünden kaybettik diyip futbolcularına gereksiz özgüven aşılayan yöneticiler ve teknik heyet olduğunu bile bile sormaya devam edeceğiz.

Yorumlar

Söyleyecek bir çift lafım var