Bugün, yarın, Trabzonspor..!
Ağustos 27, 2008
“Taraftar değiştik diyorsa, bunu gösterecek. Artık kombinen var, sırtında da lisanslı ürünün. O halde işler kötü gidiyor diye altıncı hafta hocanı istifaya çağırmayacak, yönetime ‘git’ demeyeceksin. Futbolu bilmek demek, sadece golün nasıl atılacağını bilmek demek değildir.”
Trabzonspor’u bu sezon da yakından takip eden yazarımız Aytekin Akay’a yeni sezonun yeni Trabzonspor’u sorduk. İşte sorular ve cevapları.
- İlk maçtan net yorumlar belki yapılamaz ama Ankaraspor maçındaki Trabzonspor size nasıl bir izlenim verdi?
Doğrusunu isterseniz, tam beklediğim gibi. Yani ilk maçtan şampiyon bir Trabzonspor beklemiyordum. Tipik bir sezon başı maçı, normal bir oyun ve sonuç. Yirmi dört yeni oyuncu aldınız diye ilk maçta şov bekleyenler yanılır. Zaten Trabzonspor için en tehlikeli süreç, bu süreç. Büyük kulüptür, heyecan olacak, takımını taraftarını havaya sokacaksın ama havaya girmeyle şampiyon olma arasında derin bir ayrım var. Bunu Trabzonspor taraftarının görmesi gerekiyor.Ben yönetimi ve başkanı sürekli izliyorum. Şampiyon olacağım dediklerini duymadım. Ki doğrusu da bu. Senin üzerinde 25 yıllık şampiyonluk baskısı var. Bir de buna ‘24 oyuncu aldınız hadi şampiyon olun’ aceleciliğini eklemeyin / eklemeyelim.
- Ersun Yanal’ın takım kurgusu, oyun planı hakkında neler söylemek istersiniz. Doğru oyuncularla mı sahadaydı?
Hiçbir hoca yanlış oyuncularla sahada olmak istemez. Bütün hocalar takıma oynayan oyuncuları tercih eder. Trabzonspor kanat ve orta alan varyasyonlarını daha fazla denemeli. Yani siz bir sene boyunca 30 golü uzaktan atamazsınız. Taraftar güzel oyun isterim derken ne demek ister mesela? Sağ ve sol kanat akınları, ortadan duvar pasları, uzaktan şutlar, rakibin oyununu bozan pres. Trabzonspor’u izlerken bu gözle de bakmak lazım. Şimdilik bunlar yok. Bazı şeyler de bazı oyuncularla olur.
- Yeni transferlerden kimi beğendiniz, kimi beğenmediniz?
İlk maçta kötü dediğiniz oyuncuya devre arası müthiş adamdı dersiniz ki bu futbolda çok olur. Onun için ahkam kesmeden sadece bendeki algıları paylaşmak isterim. Colman dışındaki yenilerden iyi olan var, vasat olan var. Ama Colman beni şaşırttı desem abartı olmaz. Acaba hocası ondan ne istiyor? Klasik Hagi, Alex tarzı bir adam değil. (Keşke olsa!) Yani Trabzonsporlular böyle bir oyuncu bekliyor ama zaten oyuncunun kariyeri de bunu söylemiyor. Ofansif orta alan oyuncusu ama biraz daha topa girmesi ve topu sevmesi gerekiyor. Sanki topa küsmüş gibi bir hali var. Yenilerden en fazla merak ettiğim Ceyhun Gülselam. Onu izlerken aklıma Ogün Temizkanoğlu geliyor.O da çok genç yaşta milli formayı giydi ve bir daha çıkarmadı. Trabzonspor’un on yıllık transferi diyesim geliyor ama, işte futbol bu. Sen iyi olursun takımın kötü olur, kaybolur gidersin de. Bir an önce onu takıma monte etmek lazım derim şimdiden. Akla Hüseyin gelecek ama Hüseyin Ankara maçında kendine düşeni yaptı. Taraftarın Hüseyin antipatisini anlıyorum da yazmak istemiyorum. Hüseyin’in yerinde oynayan futbolcular, gol atmazlar belki ama gol kurtarmak da dahil olmadık işler yaparlar. Lütfen bunları da görün. Geriden oyunu kuramıyor diyeceksiniz. Kuramıyorsa oyun bozuyor, atak kesiyor.
- Forvetler ve Yattara bu sene ne yapar? Forvette sorun yaşanır mı?
Gökhan ve Umut’un kaderi takımın yedi oyuncusunun elinde. Orta alan ve defans oyuncuları kendilerinden çok, onları düşünsün derim. Şunu anlamakta zorlandım hep; golü forvet atacak. Hayır, kaleci hariç her oyuncu gol atabilir. Sağ bek sahaya çıkarken sadece markaj için çıkmaz. Çıkmamalı. Hüseyin de en az Gökhan kadar gol düşünmeli. Ersun hoca bu konuları bizden sizden daha iyi bilir. Gökhan’dan beklentim büyük. Umut, geçen sezon kadar gol atsa bile yeter. Yattara, Isaac, Barış, Selçuk, Colman, bütün bu oyuncuların gol atma becerisi yüksek. Onun için forveti iki oyuncuyla sınırlandırmayalım. Yattara konusuna gelince; daha az itiraz etsin, yeter. Futbolu da biliyor, golü de kokluyor. Ve eğer sakat değilse, ceza riski de yoksa oyunda kalsın.
- Yeni stadyum, yeni tribünler, yeni bir heyecan. Bu heyecan gerçek bir heyecan mı? En kötü durumda yönetim her şeye rağmen eleştirilir mi?
Trabzonspor kulübü saha içinde de dışında da değişim geçiriyor. Herkesin tatil yaptığı yaz mevsiminde Trabzonspor deri değiştirdi de kimse anlamadı. Maraton tribününün üstü açılınca şöyle çocukluk yıllarıma gittim. Maç günü yağmur yağmasın diye dua ettiğim yıllara. Tribünler yenilendi, daha da yenilenecek. Kombine sayısı inanılmaz rakamlarda. Herkeste gerçek bir heyecan var. Ee bu işin özü zaten heyecan. Demek ki, Sadri Şener ve ekibi o özü yakalamışlar. Uygulamalaya da koyuyorlar. Burada önemli olan hizmetlerin devamlılığı. Bir yerde bırakınca ‘Dön, on sene geriye’ oluyor. Bu tür adımlar sizin itibarınızı da kuvvetlendiriyor. Bunu da göz ardı etmemek lazım.
- Trabzonspor sezon sonu nerde bitirir? Ve taraftara düşen nedir?
Bu sorunun cevabı yok. Yani bunu ben nereden bilebilirim? Ama bildiklerimi söyleyeyim, nerede bitirirse bitirsin, yapılan transferler, yenilikler, değişimler mutlaka korunmalı ve desteklenmeli. Hatta taraftar, 41.yılda bu değişimin lokomotifi olmalı. Takım sahada kaybetse de bir değişim dönemi olduğunu unutmamalı. Bu sene kazanım yılı diye düşünsünler. 24 yeni oyuncudan en az 15′ini bir sonraki sezon da takımda tutabiliyor muyuz? Hatta tamamına yakınını. Yönetimi doğru adımları için teşvik ediyor muyuz? İki maç kaybedilince, ‘Hoca gider mi, hangi oyuncu gönderilir, olağanüstü kongreye doğru mu’ gibi düşünceler sizce de geride kalmadı mı? Bu ‘yap-bozlar’la kaybettiklerimizi ne çabuk unutuyorsunuz! Taraftar değiştik diyorsa, bunu gösterecek. Artık kombinen var, sırtında da lisanslı ürünün. O halde işler kötü gidiyor diye altıncı hafta hocanı istifaya çağırmayacak, yönetime ‘git’ demeyeceksin. Futbolu bilmek demek, sadece golün nasıl atılacağını bilmek demek değildir.
Doğa Kaya: “Ön libero zeki olmalı”
Ağustos 15, 2008
Teknik direktör bir baba ile beden eğitimi öğretmeni bir annenin oğlu olarak sporun içinde doğdu ve 6 yaşından itibaren futbolla haşır-neşir oldu. 70 kez Genç Milli Takımlar formasını giyip kaptanlık yapsa da kulüp takımlarında istediği noktaya gelemediğini düşünüyor. Son iki sezonunda OFTAŞ Spor ve Eskişehirpor’da iki kez şampiyonluk yaşadı. Bu sezon Süper Lig’de patlama yapmak istiyor. Eski bir 10 numara olarak bugün ön libero oynuyor ve görev yaptığı mevkide fizik güçten çok zekâ, sezgi, devamlılık ve dayanıklılık faktörlerinin öne çıktığını düşünüyor.
Aziz Üstel: “Benim hayatım film değil, filmim hayat!”
Ağustos 15, 2008
Onu herkesler biliyor ama kimseler tanımıyor. Tanıdıklarını sanıyorlar ama. Kim, diyorsunuz. Galatasaraylı, diyorlar. Centilmen, efendi adam, diyorlar. (Derler tabi alışık değiller spor programlarında öylesini görmeye.) Televizyonda program yapardı, konuklar ağırlardı, “Bendeniz haftaya da buradayım, beklerim efenim” derdi diyorlar. Şimdi Star’da yazıyor, diyorlar. Diyorlar da diyorlar, ama Aziz Üstel’i hiç tanımıyorlar.
Read more
Engin İpekoğlu: “Devir çabukluk devri”
Ağustos 8, 2008
Ağustos 8, 2008
Sakaryaspor’dan Milli Takım kalesine çağrılarak sivrildikten sonra Beşiktaş ve Fenerbahçe formaları altında kariyerini taçlandırdı. 11 yıl ay-yıldızlı kadroda yer aldı. Başlangıçta tereddütlü çıktığı teknik direktörlük yolunda adım adım ilerliyor. Bursaspor’da verdiği olumlu sinyalleri, geçtiğimiz sezonun sonunda göreve geldiği Kocaelispor’u Süper Lig’e taşıyarak güçlendirdi. Futbolun dinamik ve çabuk oyuncularla oynandığında başarı getiren bir oyun olduğuna inanıyor ve Euro 2008′de sahnelenen anlayışın da bu tezini güçlendirdiğini düşünüyor.
Alkaralar soruyor, Mesut Bakkal yanıtlıyor!
Temmuz 7, 2008
Kısa bir ayrılıktan sonra tekrar takımın başına geçen ve yaşanan stresli ortam nedeni ile bir araya gelemediğimiz Mesut Bakkal ile oturduk söyleştik. Röportaj diyemiyoruz çünkü tadı öyle değildi. Emek’te bir kafede, tamamen muhabbet esnasında gelişen konuşmalar kıvamında oldu. Biz çok keyif aldık. Eminim okuyunca siz de çok keyif alacaksınız…
www.alkaralar.com
Abdullah Avcı: “4 sene önce antrenörlüğü bırakıyordum 1 sene sonrasında yılın antrenörü seçildim!”
Temmuz 1, 2008
Medyaya sempatik gelecek cümlelerin arkasına sığınmayan bir adam Abdullah Avcı. Futbolda kolay kariyer yapmanın en önemli vasıtalarından birinin kontağını böylelikle daha en baştan kapatmış oluyor yani. İzlenimim o ki; Birilerinin, bazı kurumların, kimi toplulukların adamı olmaya müsait bir yapısı yok. Yolunu kendi çizmeye kararlı ve sınırlayıcı yaftalardan uzak durmaya özen gösteren hür iradeli bir birey. Yaptığı her şeyi doğru bildiği için ve futbolu çok sevdiği için yapıyor. Futbolumuz için yüksek karatlı bir mücevher. Futbolcularını kendi çizdiği hedefe taşımaya azimli, ödün ve tavizi sözlüğünden çıkarmış bir lider. Hamuruna bakıp özüne inerseniz de, temiz, mert, janti ve façasına pek düşkün bir Kasımpaşa delikanlısı.
Bir İstikrar Abidesi: İlhan Eker
Mayıs 28, 2008
İstikrarını “profesyonelce yaşamak”la açıklıyor. Geçmişte orta saha oyuncusu olmanın avantajıyla, günümüz futbolunun “oyun kuran stoper” tipinin önemli örneklerinden birisi. Üniversiteden mezun olmak için gün sayıyor.
Yazarlarımızdan Aysun Başaran, Seninle dergisine konuk oldu!
Mayıs 8, 2008
Seninle dergisi Berezilya.com yazarlarından Aysun Başaran ile röportaj yaptı. Güneş Kaluç‘un hazırladığı “Taraftar Kadınların Yükselişi” dosyası son dönemde artış gösteren futbolsever kadınları konu alıyor.
Futbolsever kadınların oranı gittikçe artıyor…
Yıllardır erkeklerin fanatik spor dalı olarak algılanan futbol, kadınlar için de vazgeçilmez bir hobi haline dönüştü.
Futbol, erkeklerin en yaygın, neredeyse biricik hobisi masumane bir bakışla. Bir spor olmanın ötesinde ise, zamanın güzel geçirileceği 90 dakikalık bir aktiviteden çok daha fazla anlamlar taşıyor kuşkusuz. İnsanlar üzerinde yarattığı sevinç, üzüntü ve öfke durumlarını düşünürsek hiç de azımsanmayacak bir psikolojik uyarıcı çıkıyor karşımıza. Yeri geliyor hüngür hüngür ağlatıyor, yeri geliyor sevince boğuyor, yeri geliyor öfkeden çılgına çeviriyor. Bu duygu durumları gelip geçici de olmuyor üstelik, kişinin hayatının bir parçası haline gelen taraftarlık, bir kimliğe dönüşüyor neredeyse.
İşte bu kitleleri peşinden sürükleyen, hayatın olağan akışı içinde kendine sağlam bir yer edinen futbola, kadınların ilgisindeki artışı incelemek istedik bu sayımızda. Zira son yıllarda bu eril spor, yoğun bir kadın ilgisi görüyor. Bu ilgi, kimisine göre küreselleşmeyle beraber gelen sektörel bir büyümenin doğal sonucu, kimisine göre kadın ve erkeğin ortak “zaman geçirme” araçlarından biri.
Erkeğin futbol, futbolun erkek üzerindeki tahakkümü yıkılmış değil elbette, ancak tribünlerdeki kadın taraftarların, medyadaki kadın spor sunucularının ve yorumcuların sayısındaki artış bunu tartışmaya açmamızı sağlıyor. Maçları süreç ve sonuçlarıyla, haber ve yorumlarıyla izleyen, üç futbolsever kadınla yaptığımız söyleşi de, bize bir zamanların futboldan hoşlanmayan, “anlamayan” kadın tipinin nasıl değiştiğini gösteriyor.
Mahalle maçlarıyla başlayan futbol sevgisi
Engin TV’de web koordinatörü olarak çalışan Beşiktaşlı Aysun Hanım aynı zamanda www.berezilya.com adlı internet sitesinde futbolla ilgili yorumlar yazıyor. Ayrıca bugünlerde çok popüler olan facebook’ta “futbol asla sadece futbol değildir” adı altında futbolsever grupları da var.
“Futbol erkeğe has bir alan değil”
“Futbol erkeklere ait bir spor dalıymış gibi göründüğü için, kadın, erkeklere ait bir alana giriyormuş gibi gözüküyor. Ama futbol erkeğe has bir alan değil.”
Geçmişte hentbol oynayan, yelken yapan Aysun Başaran’a göre sporun her dalı çok keyifli ancak futbol hepsinden özel bir yere sahip. Futbola olan bu özel ilginin nasıl oluştuğunu soruyoruz kendisine. “Evde herkes Beşiktaşlıdır. Ama fanatik bir babam veya erkek kardeşim yoktur. Bizim çocukluğumuz tek kanallı devirlerle başlıyor, TV’de maç varsa evde herkes maç izli-yordu. Neresinden beni sardı yakaladı bilmiyorum ama babamla oturup o maçları izlerdim. Bunun yanında biz mahallede kızlı erkekli karışık takımlar halinde maçlar yapardık.” Aysun Hanım’ın çocukluğunda yaşadığı bu pratik, onun futbolu bilerek izlemesinde olumlu bir etki yapmış anlaşılan. “Bir erkek arkadaşımın, ‘Kadınlar futboldan anlamaz çünkü onlar futbol oynamanın ne demek olduğunu, gol atmanın keyfini bilmezler, bunları yaşamadıkları için de bizim aldığımız keyfi alamazlar’ diye bir iddiası var. Oysa ki ben oynadım, biliyorum ve anlıyorum” diyor Aysun Hanım.
“Futbol yorumcuları objektif olmalı”
Son yıllarda spor programlarındaki kadın yorumcuların artmasını da olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor. Aysun Hanım: “Bu durum kadınların futboldan gayet iyi anladığını ve çok iyi eleştiriler getirebildiklerini gösteriyor. Dolayısıyla kadın sadece görselliğiyle değil bilgisi ve değerlendirmeleriyle ön plana çıkıyor.” Objektif yorumları takip etmeyi tercih eden Aysun Hanım, özellikle TRT’nin spor programlarını izlemekten keyif aldığını ve Beşiktaşlı yorumculardan en çok Kâzım Kanat’ı beğenip takip ettiğini söylüyor. Futbol programlarındaki yorumcuların eleştirilerinin yapıcı yönde olması gerektiğini söyleyen Aysun Hanım “Elbette taraftarlıkta yüzde 100 objektiflik mümkün olmayabilir, fakat eleştirmenlerin taraftar kitlelerini olumlu yönlendirmek gibi bir misyonu olmalı” diyerek sözlerini tamamlıyor.
“Futbol büyük bir pazar”
Futbolun büyük bir endüstri olduğuna değinen Aysun Hanım, kadının bu en-düstri içinde önemli bir pazar payı oluşturduğuna işaret ediyor: “Futbola kadınların merakı tüm dünyada artıyor. Dünya kupası maçları sırasında yer alan reklamlarda sürekli ya araba reklamı ya jilet reklamı gibi hep erkeklere yönelik reklamlar görüyorduk. Ama son dünya kupası reklamlarında reklam verenler, kadınların futbolu sevmeye başlamasından dolayı ‘Reklamları yeniden planlamaya başlamalıyız’ diye düşünmeye başlamışlar. Öte yandan David Beckham gibi yaratılan yıldızlar var. Yakışıklı futbolcular var. İzleyen kadınların bir kısmı da bu magazin kısmına ilgi gösteriyor. Kadınlarda takımların tişörtleri, bereleri gibi çeşitli ürünlere ilgi artıyor. Bu da ticari açıdan çok önemli tabii.”
Stadyum ruhu bambaşka
Maçları genellikle televizyondan izlemesine rağmen stadyumda olmanın farklı bir duygu yarattığını vurgulayan Aysun Hanım “Bir takımı bu kadar sevip destekleyince maça da gitmek istiyor insan. Oranın havası, ruhu, izleme keyfi başka” diyor. Stadyuma gitmek çok heyecan verici olsa da hala güvenlik konusunda endişeleri olduğunu ve henüz tek başına stadyuma gidip maç izleme cesaretini kendinde bulamadığını belirten Aysun Hanım, maç izlerken yaşadığı duyguları şöyle özetliyor: “O takımı hayatının bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsun. Taraftar on ikinci adam derler ya, işte o misyonu kendi kendine yüklüyorsun. Tuttuğumuz takım bir parçamız ve onun başarısı bizi mutlu ediyor. Bu ruha girmek kendini onun bir parçası hissetmekle ilgili bir şey.”
“Futbolu fanatizme dönüştürmek tehlikeli”
Taraftarlıkta hassas noktayı yakalamanın çok önemli olduğuna değinen Aysun Hanım, “Takım kaybetti, diye kahrolmak çok tatsız. Bunu abarttığında gerçekten çok olumsuz sonuçları olabilir. Futbolu fanatizm boyutunda yaşayanlar için gerçekten çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Bunun keyif işi olduğunu bilmek gerekiyor. Beşiktaş maçından sonra, Beşiktaş kaybetse de ben ‘bu maçı izledim ve çok keyif aldım’ diyorum. Çünkü çok güzel pozisyonlar yaşanmıştır o maçta, takım çok güzel oynamıştır, onu yakalamak lazım. Sonuç kazanmak olduğunda tabii ki mutlu oluyorsun, fakat tuttuğun takımın kazanmasının da ötesinde futboldan keyif almak lazım” diyerek düşüncelerini açıklıyor.
Yazının tamamını dergideki haliyle görmek için aşağıdaki resimlere tıklayabilirsiniz.
ERMAN TOROĞLU: “Benim tek hatam var, kitap yazmıyorum.”
Nisan 14, 2008
Bir kesim tarafından çok fazla şey hakkında çok fazla şey konuşuyor diye eleştiriliyor hep Erman Toroğlu. Ama onu halkın sevip güvendiği bir figür yapan da bu sivri dil ve fütursuz tavır. Onunla karşılıklı sohbet ettiğinizde, bugüne kadar duyduklarımızın aysbergin yalnızca suyun üstünde kalan kısmı olduğunu görüyorsunuz. Meğerse bugüne kadar bildiklerinin, söyleyebileceklerinin ve söylemek istediklerinin çok azını paylaşmış bizimle. Teyp çoğunlukla kapalıyken ama bazen de açıkken su yüzeyinin epey bir altına indiğimiz oluyor. Toroğlu açık sözlülüğüyle bir Pazar akşamı klasiği yaşatıyor bize. Bir afallıyoruz, bir toparlıyoruz. Böyle sürüp gidiyor sohbet…
Ege Görgün
Beşiktaşlılar Erman Toroğlu’nu neden pek sevmiyor?
Nisan 7, 2008
Aykut Oray’ın nasıl bir Beşiktaşlı olduğunu herkes bilir. İşte ona Beşiktaş’la ilgi sorduğumuz birkaç soruya aldığımız yanıtlar.













