Cem Top: Gaziantep:1 Refakatçiler:0

Ağustos 24, 2008

Gaziantep:1 Fenerbahçe:0

Ligin önemli şampiyonluk favorilerinden Fenerbahçe, ilk haftada konuk olduğu Gaziantepspor’a 1-0′lık skorla boyun eğerken beğenilmedi. Maç genelinde rakip kalede baskı kurma konusunda zorlanan sarı-lacivertliler, Luis Aragones’in tek santrfora dönüş yapmasıyla da düzelmeyecek bir takım yapısal problemlerle boğuştuklarını gözler önüne serdiler.

90 dakika sonunda skor tabelasına bakanlar yanılabilirler, Gaziantepspor attığı gol dışında en az 3 net fırsatı da cömertçe harcadı. Buna karşılık Fenerbahçe rakibine oranla çok daha pasif bir görüntü çizdi.

Pek çok futbol otoritesinin aksine Fenerbahçe’yi Partizan maçındaki görüntüsüyle de beğenmeyen bir futbol yorumcusu olarak, sarı-lacivertlilerdeki yapısal problemin ayrıntısına girilmesi gerektiğini düşünüyorum. Maç başlarken her iki takım da beşli orta sahalarla parselasyon yaptılar. Yaptılar ama orta alanı beşli kurmanın amacını ve gereklerini yeşil sahaya yansıtan taraf ev sahibi Gaziantepspor’du. Kırmızı-siyahlıların orta alanı Erman Özgür, Tabata, Mehmet Yozgatlı, Zurita ve Murat Ceylan’dan oluşurken, Fenerbahçe aynı bölgede Uğur, Emre, Maldonado, Alex ve Kazım’ı tercih etmişti. Gaziantepspor orta alanda rakibine bunaltıcı bir pres uygulayarak oyun bozmayı, Alex ve Emre gibi yetenekli ayakları baskı altına almayı böylelikle de topun mümkün olduğu kadar kendi ceza sahasından uzakta oynanmasını amaçladı. Aynı Gaziantepspor gibi orta sahasını beşli kuran Fenerbahçe’de ise biraz Emre’nin gayreti dışında tüm futbolcular karşılamaları gereken rakiplerine yalnızca refakat ettiler. Bunun sonucu da kırmızı-siyahlıların maç boyunca geliştirdiği tehlikeli ataklar olarak kendisini gösterdi. Öyleyse anlatmaya çalıştığım şartlar altında 1-0′lık Gaziantep galibiyetine “anormal sonuç” diyebilir miyiz?

Şimdi size başka bir beşli orta sahayı anımsatmak istiyorum. Tuncay, Aurelio, Appiah, Serkan Balcı ve Alex. Daum’un ligi domine eden Fenerbahçe’si bu “ısıran” orta sahasıyla rakiplerin canını acıtıyor ve bunaltıcı bir baskı kuruyordu. Bahsettiğimiz bu takımın azı dişleri zaman içinde birer birer kaybedildi. Daha da dramatik olanı kaybedilen futbolcuları ikame edebilecek transfer standardı bir türlü tutturulamadı. Bu kayıplar halkasına en son eklenen Aurelio’nun yokluğu artık iyiden iyiye kırmızıya dönmekte olan turnusol kağıdını Gaziantepspor maçıyla gözümüzün içine soktu. Geçtiğimiz sezonlarda Fenerbahçe’nin korkulan bir takım olmasında Alex’e eşlik eden orta sahanın oyunu çift yönlü oynama meziyetleri çok büyük bir etkendi. Gelinen noktada sarı-lacivertli taraftarlar üzülerek gördüler ki, Fenerbahçe artık yumuşak ve mücadele gücünden çok şey kaybetmiş bir takım. Hatta orta saha dışında santrfor mevkinin yeni ismi Güiza’nın bile ligimizde epey hırpalanacağını düşünüyorum. Fenerbahçe hakkında yazdıklarım sarı-lacivertli renklere gönül vermiş pek çoklarına “iğneli” gelebilir. Ancak camianın artık “dokuz köyden kovmak” yerine bir onuncu köy olmadığını idrak etmesi gerekiyor. Mevcut kadro yapısı ve oyun şablonu içerisinde Fenerbahçe’nin sonuca gitmesi rakibi kendi yarı sahasına kapatmasıyla mümkün olabilir. Çünkü Semih olsun, Güiza olsun baskın ataklarda baş role soyunabilecek yapıda değiller. Bunun yolu da rakip orta sahayı ezebilecek, kora kor mücadele edebilecek bir yapılanmadan geçiyor. Son bir not da kırmızı-siyahlılar için verelim. Santos’tan alınan playmaker Tabata ile Fluminense’den gelen sol bek Ivan Fenerbahçe maçındaki performanslarını sürdürürlerse sezonun en çok konuşulan transferleri olabilirler.

Cem Top: Tam hazırlık maçı oldu

Ağustos 21, 2008

cem top resim

2010 Dünya Kupası Grup Eleme maçlarına hazırlanan Milli Takımımız, İzmit İsmet Paşa Stadında karşılaştığı Şili’yi küskün golcü Halil’in attığı golle 1-0 mağlup etmeyi başardı. Maçla ilgili teknik analizleri yapmadan evvel başka bir noktanın altını çizmekte fayda var.

Read more

Cem Top: İki temsilcimize iki uyarı

Ağustos 14, 2008

cem top resim

Şampiyonlar Ligindeki temsilcilerimiz Fenerbahçe ve Galatasaray, 3. Ön Eleme turu ilk maçlarında rakipleriyle 2-2 berabere kaldılar. Fenerbahçe’nin deplasmanda aldığı bu skor kağıt üzerinde elbette ki bir avantaja işaret eder ancak şahsi kanaatim her iki takımımızın da mevcut skorları birer “uyarı” olarak değerlendirmesi gerektiği yönünde. Bu endişemin nedenini en basit biçimde şöyle anlatabilirim; bu geceden sonra ne “Partizan İstanbul’da gol atamaz”diyebiliyorum ne de “Galatasaray Romanya’da çok gol pozisyonuna girer” yazabiliyorum. Anlayacağınız, skorlar ve rakipler umulandan tehlikeli.

Read more

Türkiye 2 – İsviçre 1: Yağmura ve Terim’e rağmen…

Haziran 12, 2008

ege görgün

Ege Görgün

Portekiz maçındaki oyuna, Fatih Terim’in grup maçlarından bu yana kullandığı yanlış tercihlere bakacak olsak İsviçre’yi yenmenin imkansız olduğu sonucuna varırdık. Bu akıl yürüterek varılan bir sonuç olurdu. Ama milli takım akla mantığa pek prim tanımadığını defalarca ispat etmişti bize.

Read more

Cem Top: Galatasaray kolayladı, Fenerbahçe beklemede

Mayıs 4, 2008

cem top

Büyük bölümünde kıran kırana bir zirve mücadelesine sahne olan 2007-2008 sezonu bitime iki hafta kala dört bilinmeyenli denkleme dönüşmüş, futbolseverin adrenalin seviyesine de tavan yaptırmıştı. Pazar gecesi oynanacak 33.hafta maçlarının düğümü çözme ihtimali de vardı, zirveyi iyice karıştırma ihtimali de…

Read more

Cem Top: Şampiyonluk aslanın ağzında

Nisan 27, 2008

cem top

Ligde 31 hafta boyunca süren kıyasıya bir mücadeleden sonra iki dev ekip, Türk futbolunun bayram günlerinden birini daha yaşamak ve yaşatmak için İstanbul Ali Sami Yen Stadında buluştular. Şampiyonun belli olmasına sayılı dakikalar kala Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki ezeli ve ebedi rekabet nefes nefese bir 100 metre finaline dönmüş, 70’er puanlı iki takımdan kazananın şampiyonluk kupasını bir kulpundan yakalayacağı bir futbol iklimine girilmişti.

Read more

Cem Top: Fener uzatmada vuruldu

Nisan 13, 2008

cem top

Şampiyonluk yolunda kalan maçların hepsi Fenerbahçe için ayrı bir final gibi. Bu bilinçle Ankaraspor karşısına çıkan Zico’nun talebeleri maça fırtına gibi bir giriş yaptılar.

Henüz ikinci dakikada soldan Vederson’un getirerek kaleye vurduğu top üst direkten auta gitmese belki Fenerbahçe için her şey çok daha kolay olacaktı. İlk on dakikada sağlı sollu ataklarla mavi-beyazlı kaleye akan Fenerbahçe, maçın yedinci dakikasında kaptan Alex’in vuruşuyla skor üstünlüğünü ele geçirdi. Golden sonra sarı-lacivertli takımın rahat bir galibiyet alacağını düşünenler yanıldılar. İlerleyen dakikalarda Ankaraspor’un önce oyunu dengelediğini ardından da Fenerbahçe kalesinde tehlikeler yaratmaya başladığını gördük.

Hatırlayacaksınız, Fenerbahçe’nin 3 gollü galibiyet aldığı Kasımpaşa maçı sonrası “Fenerbahçe’nin sistemi çözülüyor mu?” başlıklı bir yazı yazmış ve 4-3-2-1 sisteminin Fenerbahçe’nin uyguladığı çift ön libero ve tek santrforlu taktiğe karşı ciddi bir alternatif oluşturmaya başladığını yazmıştık. Ankaraspor-Fenerbahçe maçı da bu tezimizi güçlendiren bir karşılaşma oldu. Artık hepimizin aşina olduğu 4-4-1-1 sistemini bozmayan Zico bu taktik düşünceyi şu 11 ile uygulamaya koydu: Kalede Serdar, defans dörtlüsünde Gökhan, Edu, Lugano, Vederson orta alanın sağında Kazım, solunda Deivid göbekte Aurelio ve Maldonado, tek santrfor Semih’in arkasında Alex. Fenerbahçe’ye ciddi anlamda problem çıkaran 4-3-2-1 dizilişine sahip Ankaraspor ise kalede Senecky, defans bloğunda Risp, Emre, Tayfun, Erhan göbekteki üçlü Hamilton, Adem, Hürriyet serbest oynayan kanat oyuncularından De Nigris solda, Tita sağda en uçta ise Mehmet Yılmaz tertibiyle sahaya yayıldı. Ankaraspor teknik direktörü Saffet Susiç orta sahanın ortasında kurduğu üçlü bloktan Hürriyet’i Alex ile eşleyerek bu oyuncunun performansını düşürmek istedi ki, bunda kayda değer ölçüde başarı sağladı. Fenerbahçe’de özellikle Beşiktaş maçı sonrası parlayan Colin Kazım’a yer açmak için Deivid’i sola kaydıran Zico, sağ ayaklı bu oyuncunun devamlı içeri kat ederek oynaması sonucu sol kanatta Vederson’un yalnız kalmasına sebep oldu. Nitekim 31.dakikada Tita’nın Fenerbahçe sol kanadından taşıdığı top Hamilton’un vuruşuyla ağları buldu ve maça eşitlik geldi. Golden sonra ilk yarının kalan dakikaları karşılıklı akınlarla geçti. Alex’i devreye sokmakta zorlanan sarı-lacivertliler, Deivid ve Kazım’ın katkılarıyla rakip kaleye gitmeye çalışırlarken Ankaraspor devamlı surette kendi sağ kanadından Tita ile pozisyon yakalamaya çalıştı. Bu noktada Mehmet Yılmaz’a sıkı markaj uygulayan Lugano’nun takımı adına oldukça faydalı bir oyun oynadığını söyleyebiliriz. De Nigris’in sol kanada yakın oynatılması bu futbolcunun gol yollarındaki etkinliğini büyük ölçüde kısıtladı. Her ne kadar Tita ve De Nigris’e Saffet Susiç tarafından oyun serbestisi tanınmış olsa da bu oyuncular Fenerbahçe’nin kanatlardaki gücünü bildiklerinden yerlerini terk etmeden oynadılar.

İkinci yarı, ilk 45 dakikanın kopyası şeklinde başladı. Bir an evvel gol bulmak amacıyla bu yarıya da hızlı başlayan Fenerbahçe, tam bu hızını kaybetmek üzereyken 58’de Vederson’un ayağından ilginç bir gol buldu. Golden sonra hocalar arasında deyim yerindeyse bir satranç maçı başladı. İlk hamleyi yapan Zico 68’de Kazım-Uğur değişikliğiyle Deivid’i sağ kanada aldı ve sol kanadındaki gediği kapattı.

Bu değişikliğe Saffet Susiç’in cevabı oldukça cesur bir hamleyle 4-1-3-2’ye dönmek oldu. Bu dakikada orta sahadan Hamilton ve Hürriyet’i dışarı alan Susiç, Murat Tosun ve Neca’yı sahaya sürdü. Böylelikle Ankaraspor defansı önünde Adem’i tek bırakmış, De Nigris’i ileri uçtaki Mehmet Yılmaz’ın yanına göndermiş ve bu iki futbolcunun arkasına Neca, Murat ve Tita’dan oluşan bir üçlü yerleştirmiş oldu. Sonraki dakikalarda Ankaraspor sakatlanan Tita’yı değiştirmek zorunda kalınca o bölgeye Erhan Albayrak’ı sürüp sol beke Orhan Ak’ı aldı. Zico ise 80’de Semih-Kezman değişikliğine gitti.

Maçın iki kırılma anı 70. ve 88.dakikalarda yaşandı. 70’te Tita’nın pasında ceza sahası içinde topla buluşan Adem’in vuruşunda top direkten geri gelince Ankaraspor, beraberlik fırsatını da tepmiş oldu. 88.dakikada ceza sahasında Risp’in eliyle temas eden topu hakem Halis Özkahya penaltı olarak değerlendirdi. Nedense Alex De Souza sahadayken bu penaltıyı Kezman kullandı ve topu dışarı attı. Maç sonu dönüp baktığımızda Fenerbahçe’nin puan kaybında bu tercihin önemli derecede rol oynadığını görüyoruz.

Maçın son saniyeleri ise çok ilginç bir gole sahne oldu. Kayserispor önünde resmi olarak tabelada gösterilen sürenin tamamlanmasından sonra gol bulan sarı-lacivertliler bu kez aynı tip bir golü Ankaraspor’dan yedi. O tarihte Semih’in attığı golü “gayet normal” olarak nitelendiren Fenerbahçe’lilerin Mehmet Yılmaz’ın ayağından gelen gole fazla itiraz etmeyeceklerini düşünüyorum. Netice itibariyle Fenerbahçe Ankara’da iki puan kaybetti ama ligin seyri değişmedi. Şampiyonu Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin sonucu belirler.

Levent Özgün: Hafta sonu hangi ligin maçlarını izlemeli?

Nisan 9, 2008

levent özgün

Bana göre hafta sonu için yapılacak en güzel plan o haftanın futbol programını alıp televizyon başında bir o maça bir bu maça zaplayıp durmaktır. Teoride ne kadar güzel bir plan olsa da pratikte uygulamak bir o kadar zor.

Read more

Cem Top: Chelsea buysa biz yokuz!

Nisan 9, 2008

cem top

Fenerbahçe’nin İngiliz devi Chelsea’yi Şükrü Saraçoğlu Stadında şoka sokan 2-1’lik galibiyetinden 6 gün sonra taraflar bu kez kozlarını Stamford Bridge’de paylaşmak üzere bir araya geldiler.

İstanbul’da ne Avram Grant’ın ne de futbolcularının anlamadığı bir şekilde sarı-lacivertli temsilcimize mağlup olan Maviler’in evlerinde çok daha iddialı oldukları biliniyordu. Zaten İngiliz takımlarının genel futbol karakteri sahalarında rakiplerini bunaltan bir baskıyı zaman zaman kurabilmelerinde yatıyordu. Fenerbahçe önünde de defansı hataya zorlayan bu baskıyı deneyeceklerinden sanıyorum futbola kafa yoran kimsenin şüphesi yoktu. Bu sezon Şampiyonlar Liginde mücadele eden bir diğer takımımız Beşiktaş, Anfield Road’da bu baskıya karşı koyamamış ve ilk yarısını 2-0 mağlup kapattığı maçın ikinci yarısında 6 gol daha yiyerek hepimizi üzmüştü. Ancak bu noktadaki fark Beşiktaş’ın bu sezon pek çok yazımıza konu olan yapısal sorunlarına karşın Fenerbahçe’nin çok daha dengeli bir kadroya sahip olmasıydı. Her şeyden önce kemikleşmiş bir taktiksel anlayışa sahip olan sarı-lacivertliler, bu sisteme %100’e yakın uyum sağlayan 11 kişilik oyuncu kadrosunu da ortaya çıkarmayı başarmış bir ekipti.

Rakip Chelsea ise deplasman taktiği olan 4-3-2-1 ile İstanbul’a gelmiş ve objektif olmak gerekirse maçın ilk 60 dakikasında Fenerbahçe’ye top yapma imkanı tanımamıştı. İlk maçın kilit oyuncularından Drogba’ya Lugano tarafından uygulanan etkili markaj 60.dakikadan sonra İngiliz temsilcisinin topu Fenerbahçe yarı alanında tutmasına engel olmuş ve sarı-lacivertliler Zico’nun hamlesiyle kanatlara monte edilen Deivid-Kazım ikilisini kullanarak sonuca gitmişlerdi. İngiliz takımlarının birçoğunda gördüğümüz üzere Chelsea’nin de iki temel taktik stratejisi mevcuttu. Deplasman taktiği olarak adlandırılan fakat maçların zorluk derecesine göre tercih edilen “defansif 4-3-3” yada “4-3-2-1” taktiğinden başka, mavilerin kullandığı bir diğer taktik de klasik 4-4-2 dizilişiydi. Bu anlayışa göre Chelsea’nin elindeki birbirinden değerli merkezi orta saha oyuncularından ikisi göbekte kullanılıyor ve bu sayede Drogba’nın yükünü hafifletecek ekstra bir santrfora da yer açılmış oluyordu.

Esasen Chelsea’nin maç başında tercih edeceği taktik varyasyon aynı zamanda Fenerbahçe’ye hangi gözle baktığını da belli edecekti. İngiliz devi ya tek santrforla maça temkinli başlayacak ya da bir an önce sonuca gitmek üzere çift santrfora kanatlardan bolca top indirmeyi deneyecekti. İlk maçta Drogba’ya çok fazla pozisyon vermeyen Fenerbahçe defansı, kanatlarda J.Cole ve Malouda’nın yollarını da tıkamayı başarınca 60 dakika baskı yemesine rağmen gayet güzel direnebilmişti. Fakat tipik İngiliz futboluna karşı Fenerbahçe’nin aynı direnci gösterip gösteremeyeceğini açıkçası hepimiz merak ediyorduk.

Chelsea ilk maçtaki gibi bir oyun hakimiyeti kurarsa bu kez beklerini de hücuma göndererek bindirmelerle sonuca gidebilirdi. Bu her ne kadar sarı-lacivertliler açısından ciddi bir tehdit ise de aynı zamanda çok değerli kontratak fırsatları demekti. Bu bakımdan Fenerbahçe’de Alex kilit oyuncu olarak öne çıkıyor bahsettiğimiz yan topa dayalı taktik anlayıştan dolayı bir başka önemli oyuncu da kaleci Volkan oluyordu.

Alman hakem Herbert Fandel’in başlama düdüğü Chelsea’nin defansif kaygıları elden bırakmadığını ve 4-3-2-1 dizilişiyle beşli bir orta saha kurgusuna sarıldığını görmemizi sağladı. İlk maçtaki oyun yapısını koruyan İngiliz ekibi Malouda’nın yerine daha süratli ve içeri kat edebilen Kalou’yu sahaya sürmüş ve orta sahanın ortasındaki üç oyunculuk bloğu Makalele, Lampard ve Ballack’tan kurmuştu. Joe Cole ve Drogba da bilindik görevlerindeydiler.

İlk dakikalarda beklenen Chelsea baskısı tahmin edildiği şekilde gerçekleşti. Sağ kanattan Essien-Joe Cole soldan A.Cole-Kalou ikilileriyle Fenerbahçe kalesine yüklenen Chelsea, kazandığı ilk duran topta Ballack’ın kafasından üstünlük sayısını buldu. Devamında belki tüm İngiliz taraftarlar Maviler’in oyunu domine ederek kısa sürede farka gideceğini düşünseler de 8.dakikada Joe Cole’un serseri topu direkten döndükten sonra Fenerbahçe oyunu soğutmayı başardı. Bu dakikalardan başlayarak Maldonado, Aurelio, Alex ve Deivid Fenerbahçe’nin o bilinen kısa paslı oyununu gayet soğukkanlı biçimde sahaya yansıtarak Chelsea’nin hücum hevesini kırdı. Kalabalık orta sahalar içinde her iki takımın da oyun kurmakta zorluk çektiğini gördük. Belki Fenerbahçe 30.dakikaya kadar ciddi bir gol pozisyonu üretemedi ama kendi ceza sahası ön bölgesinden başlayarak kademeli bir savunma anlayışıyla rakibine de gol fırsatı tanımadı.

Maçın ikinci yarısı aslında Chelsea’nin neden uzun zamandır hedeflediği Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu’na uzanamadığının da bir göstergesi gibiydi. Maç 1-0 olmasına ve Fenerbahçe’nin bulacağı bir golün Chelsea’nin elenmesi anlamına gelmesine rağmen geride çok adamla kapanmayı seçen Avram Grant, büyük değil küçük düşünen taraftı.

Fenerbahçe ligde de bu tip maçlar oynuyor ve tüm spor basını rakipler geriye yaslanıp defansif değişiklikler yapınca (doğru bir tespitle) yenilgiyi hak ettiklerini yazıyor. İki noktadan tek bir doğru geçtiğine göre Türkiye ile İngiltere arasındaki doğruyu saptırmanın bir anlamı yok. İki transfer daha yapsa değeri yarım milyar Euro’ya ulaşacak olan Chelsea, ikinci 45 dakikada topuyla tüfeğiyle kendi yarı sahasına yığılarak Kanije savunmasından örnekler sundu. Aslında “Çanakkale geçilmez” yazmak var ama analiz hamaset eksenine kaymasın. 60.dakikada Zico, Maldonado-Kezman hamlesini yapmak zorundaydı ve yaptı. Chelsea’nin ikinci yarıdaki tehlikeli atakları da ancak bu noktadan sonra geldi.

Burada bir parantez açmak gerekirse Maldonado Fenerbahçe’nin tempo yapması gereken ve zorlu rakiplerle oynadığı maçlarda sarı-lacivertlilere çok büyük fayda sağlayabilecek bir oyuncu değil. Bilhassa Avrupa’da büyük aşama yaptığı bu sezon Fenerbahçe’nin ihtiyacı olan oyuncu Appiah’tı ama bu futbolcudan yararlanmak kısmet olmadı. Netice itibariyle Chelsea Fenerbahçe’nin gol için yüklendiği 87.dakikada Lampard ile tura uzandı ama şahsi kanaatim Chelsea’nin Şampiyonlar Liginde Avram Grant’ın da Chelsea’nin başında uzun ömürlü olmayacağı yönünde. Diğer eşleşmenin galibi Liverpool ile Chelsea’nin mücedelesini herkes gibi ben de ilgiyle izleyeceğim. Bakalım kimi otoritelerin savunduğu gibi kuru kabalığa varan takım savunması Maviler’e finali getirebilecek mi?

Bu sezon gösterdiği performansla yüzümüzü güldüren Fenerbahçe’yi can-ı gönülden kutluyorum!

Cem Top: Fenerbahçe-Kayserispor maçına bir Chelsea’li yorumu

Nisan 6, 2008

cem top
1997-1999 yılları arasında İngiltere Spor Bakanlığı yapmış ve Roman Abramovich’in Chelsea kulübünü satın almaya niyetlendiği sırada hakkında soruşturma açılmasını isteyecek kadar koyu bir Chelsea taraftarı olan Tony Banks, kulüplerin hakemlerle ilgili şikâyetlerine zamanında şu ilginç yorumu getirmiş: “Hakeme saldıramazsınız. O, oyun ve kaos arasında duran kişidir.”

Fenerbahçe-Kayserispor maçını izledikten sonra aklıma ister istemez bu futbol aşığı politikacı geldi. Bu durumda son günlerde futbola aşina herkesin Chelsea ile yatıp Chelsea ile kalkmasının rolü var mıdır bilinmez ancak maçın orta hakemi Hakan Sivriservi’nin de maç içinde gösterdiği yönetimle sorgulanmayı hak ettiği bir gerçek. Sivriservi, maç içinde gerek faul standardı, gerek kart uygulamaları gerekse de inisiyatif kullanımı ile kafalarda pek çok soru işareti bıraktı.

Fenerbahçe’nin evinde Kayserispor’u 2-1 mağlup ederek, şampiyonluk yolunda çok önemli bir engeli kayıpsız geçmesi şüphesiz ki, sarı-lacivertliler adına sevindirici bir gelişme fakat Hakan Sivriservi’nin bu yönetimi hafta boyu yapılacak tartışmalara da yeni bir rota çizecek gibi görünüyor. Anlayacağınız yine hakemin maçtan önce tartışılacağı sancılı bir süreç başlıyor. Tony Banks’in düşüncelerine farklı bir yorum getirmek istersek, hakemlerin oyun ve kaos arasında dik durmayı o veya bu sebepten başaramadığı durumlarda kılıçlar maalesef kelle almak için bileniyor. Sebebi basit, dik duramayıp kaostan yana eğilen hakemler giderek endüstrileşen ve milyar dolarları yutma aşamasına gelen mücadelenin seyrine direkt etki ediyorlar. Tıpkı Fenerbahçe-Kayserispor karşılaşmasında olduğu gibi…

Maçın bitiş düdüğüyle birlikte hafta içi izleyeceğimiz futbol programlarında herkesin bir ağızdan konuşup farklı şeyler söyleyeceği o kakofonik ve kaotik ambiyansı görür gibi oldum. En çok bağıranın en çok sözünü geçirdiği ve artık durum komedisi gibi eğlencelik muamelesi gören bu yayınlarda, bir hafta boyu takım elbiseli adamların spotlar altında kan ter içinde kulüpleri haklı çıkarma, geçmiş haftaları hatta yılları eşeleme ve hakemleri deşeleme operasyonlarına tanıklık edeceğiz. Elbette ki, bu tartışmaların odak noktası da Hakan Sivriservi olacak. Hatta siz değerli okurlar için bu tartışmalara ısınma turu mahiyetinde ulusal basından kendisi hakkında seçtiğimiz birkaç haber başlığını bile verebiliriz.

3 Şubat 2006 tarihinde ulusal bir basın organının attığı başlık şöyle: Sivriservi yandı! Alt metinde yer alan ifadeleri bugünkü durumla harmanlayıp hemen bir komplo teorisi üretmek mümkün: “Erciyes-Fenerbahçe maçında Luciano’nun topu elle kesmesini görmeyen hakem Hakan Sivriservi’ye 6 hafta ceza gündemde.”

O da ne, alın başka bir haber: “Kendi sahasında Denizlispor ile 2-2 berabere kalan Konyaspor’da, maçın hakemi Hakan Sivriservi’ye öfke sürüyor.” Futbol Şube Sorumlusu Hasan Dağlı, Denizlispor maçında iyi futbol oynadıklarını belirterek, “Ben maçın ikinci yarısına Hakan Sivriservi’nin Denizlispor’a puan çıkarma amaçlı sahaya çıktığını düşünüyorum. Biz 3 gol dahi atsaydık hakemin maçın berabere bitmesi için elinden geleni yapacağına inanıyorum.” Ve Samsunspor’un demirbaş futbolcularından Celil Sağır’ın 20 Şubat’ta verdiği beyanat: “İsmet Arzuman, Hakan Sivriservi gibiler olduğu sürece Türk hakemleri bir yerlere gelemez.”

Yazının bu kısmı Fenerbahçelileri kızdıracak gibi mi ne? Durun o halde zamanda geriye doğru biraz daha yolculuk yapalım ve 19 Şubat 2005 tarihine gidelim. Bu tarihte oynanan Galatasaray-Sakaryaspor maçını sarı-kırmızılılar Hakan Şükür’ün penaltıdan attığı golle 1-0 kazanır. Ertesi gün Erman Hoca’nın kaleminden adeta kan damlar. İşte yazdıkları: “Bir hakem var; soyadı Sivriservi. Hakikaten Allah boy vermiş, almış koyvermiş. Düdüğü çaldıktan sonra hazır olda heykel gibi çok iyi durup, 10 dakika işaret veriyor. Mübarek, sanki trafik polisi… Dakika 60: Ayhan’ın bir sarı kartı var, 1 nolu yardımcının yanında rakibini kol-bacak ne varsa çekiyor, indiriyor. Çok net bir sarı, yani ikinci sarıdan kırmızı. Kendi net gördü, yüreği yetmedi. 90 dakikanın bitiminde Sakarya 1-0 mağlup. O gol de tartışmalı penaltıdan.”

Tüm bu yazdıklarımdan tatmin olmayanlar için elbette ki daha derinlere inilebilir. Hatta Sivriservi’nin çocukluk yıllarında yaptığı mahalle maçları analiz edilerek, hangi kulübümüzün formasını sırtına geçirdiği bile saptanabilir. Ama bununla beraber tüm bu göz önüne sermeye çalıştıklarım, gerçeğin kendisini değiştirmez. Nedir o gerçek? O gerçek şu; maalesef Türkiye son dönemlerde üst düzey hakem yetiştiremiyor. Ve futbolsever böylesine heyecan dozu yüksek bir lige ilk kez tanıklık ediyorken, şampiyonluk mücadelesi “hasbelkader” son haftaya doğru ilerliyor.

Fenerbahçe-Kayserispor maçındaki yönetimiyle Hakan Sivriservi bu mücadelenin seyrine etki etmiş midir? Evet, kesinlikle. Bu maça atanacak herhangi başka bir hakemin Sivriservi’nin yaptığı hataları yapmayacağına dair bir garanti var mıdır? Hayır, kesinlikle. Niyetim tartışmayı dürüstlük gibi çamurlu bir zemine çekmek değil. Sorulması gereken esas soru şu; Bugün futbol bilgisiyle, maç içindeki duruşuyla ve oyuna hâkimiyetiyle futbol kamuoyunda geniş tabanlı bir destek bulan kaç hakem ismi sayabilirsiniz? Belki Fırat Aydınus, ardından da Bünyamin Gezer.

Gördüğünüz gibi, hakem bir maçın önüne geçip sahne aldığında futbol konuşmak mümkün olmuyor. Şunu içtenlikle belirteyim: Kadro yapısı, yönetim anlayışı ve oynanan futbol göz önüne alındığında bu sezon Fenerbahçe’nin en yakın rakibine en az üç maçlık (9 puan) bir marj koyarak şampiyon olması ben dahil kimseyi şaşırtmaz. Ancak; yukarıda saydığım kriterleri bir yana bırakarak Fenerbahçe’nin geçtiğimiz hafta Beşiktaş lehine verilmeyen penaltı kararıyla +2 puan, Kayserispor önünde de Hakan Sivriservi’nin uydurduğu penaltıyla +2 puan olmak üzere son iki haftada +4 puanı hanesine yazdırdığını söylerseniz kesinlikle haklısınız. Peki ya, geçen yıl Fenerbahçe’nin sahada hakemler tarafından kıtır kıtır doğrandığını ve Fenerbahçe yönetimi bas bas bağırırken kulağının üzerine yatanlar olduğunu söyleyenler? Evet, onlar da haklılar. Bir de yeni Federasyon yönetiminde Gözlemciler ve Temsilciler Kurulu Başkanlığına getirilen Kemal Dinçer’in hakemler üzerinde psikolojik bir baskı unsuru olduğu görüşünde olanlar var ki, şüphesiz onlar da haklılar. Farkındayım, Nasreddin Hoca’nın hikâyesine benzedi ama haklıların içinde en haklısı galiba Tony Banks. Hakem, oyunla kaos arasında duran kişi olduğuna göre, kalan haftalarda en dik durması gerekenler de onlar. Çünkü kuru ve çelimsiz bir ağaç misali rüzgârın estiği yönde eğilmek aynı zamanda kaosa doğru bel vermek demek. Umalım ki, 34.haftada son maçın son düdüğü çaldığında kimseler hangi maçı hangi hakemin yönettiğini umursamasın. Zor ama imkânsız değil!

Sonraki Sayfa »