Aykut Küçükkaya: Karaelmas’ın Gözyaşları…
Mart 14, 2010
Dün gibi aklımda…
Kentimizin Mecburiyet Caddesi’nden koşar adımlarla Fener Mahallesi’ndeki stada doğru gittiğim günler.
Küçükken tanımadığım bir abinin kardeşi oluverirdik. Turnikeleri geçince, abi-kardeşlik biter ben doğru taş tribünlere doğru koşar, o tarihi pankartın asıldığı tribünde yerimi alırdım:
“Vardır senin renginde şehit madenci kanı; Başarılı ol ki sürsün yıllarca madencinin şerefi şânı…”
Aytekin Akay: Trabzon’un Kıyameti
Mart 12, 2010
Sadri Şener, değişik bir başkan. Hızlı düşünüyor, düşündüğünü hemen söylüyor. Trabzonsporluların aslında sevdiği bir başkan modeli. Ama son yaptığı açıklama biz olmazsak Bursa şampiyon olsun’ açıklamasına çok Trabzonlunun kızdığını biliyorum. Sahi Bursaspor’un şampiyonluğu Trabzonspor’u mu İstanbul kulüplerini mi çok etkiler?
İşte Bursaspor şampiyonluğunun Trabzonspor’a etkileri;
Mevlüt Sarı: Özdilek Böyle Diledi
Mart 7, 2010
Aslında sevmem böyle cinaslı uyak kokulu başlıkları ancak, tam tabiri ile böyle bir maçtı Fenerbahçe-Antalyaspor karşılaşması. Tıpkı, 2 hafta evvelki Antalyaspor-Eskişehirspor karşılaşması gibi. Tıpkı ilk yarıdaki Antalyaspor-Fenerbahçe karşılaşması gibi. Tıpkı, ilk yarıdaki Antalyaspor-Galatasaray karşılaşması gibi. Tıpkı geçtiğimiz sezonun 27. haftasındaki Sivasspor-Antalyaspor karşılaşması gibi.
Okan Can Yantır: Futbol cahilliği ve Frank Rijkaard
Mart 7, 2010
![]()
Bu coğrafya maalesef ki ‘neyim’ coğrafyası, ‘nesin’ değil… Yani buralar, kişinin kendi büyüklüğünü, kendi pozisyonunu, kendisinin belirlediği topraklar. Hiçbir fikrin sorgulanmadığı, üstelik fikirlerin sağlam temellere oturtulmadığı yerlerde, yüksek perdeden atanlar çok olur… Yazının başında söyleyeyim, Frank Rijkaard‘ı çok seviyorum; kariyerini, duruşunu, oturmasını kalkmasını… Her özelliğini seviyorum. Ve bu ülkede bulunmasını, futbolumuz açısından büyük bir şans olarak görüyorum.
Esat Olgun Buharalıoğlu: Bu kan artık sporda ve siyasette dursun!
Mart 7, 2010
![]()
2016 Euro’ya ev sahibi olmaya aday adayı bir ülkenin, yayın hakları ihalesi sonucunda 321 milyon dolar paha biçilen bir ligin iki takımının karşılaşmasının sonucunda çıkan olaylar aslında bu ironi başlı başına ortaya koyuyor aslında. Daha düne kadar bu ev sahipliği Türkiye’nin değil, Batı Anadolu’nun ev sahibi olmasına karşı çıkıp, Karadeniz ve Doğu bölgelerinin neden tercih edilmediği konusunda federasyonu eleştirirken bu yaşanan vahim olaylar bu tercihlerinde ülkede “ayrım” yapanların aslında ekmeğine yağ sürmüş olmuyor mu?
Mevlüt Sarı: Geçmişte Kör Olup, Bugün Görme Dersi Vermek
Mart 3, 2010
Über kaliteli, yüz milyonlarca dolar ederi olan süper ligimizde olmazsa olmazdır eski hakemler. Kimisi ekranda, kimisi gazetede ahkam keserler. Haklı oldukları da olur, haksız oldukları da. Güven duyulanı da vardır, bırakın güveni saygı dahi duyulmayanı da vardır.
Tabi kuşkusuz ilk olarak akla Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu gelir. İkisinin de seveni de çoktur, sevmeyeni de. Erman Toroğlu bel altı tabirleri, argosu bol tabirleri daha fazla kullandığından kimilerince sevilmez. Öylesine nefret edenleri vardır ki, topyekün savaş açıp işinden dahi edebilirler. “Şak” diye söyler birilerini kayırmaksızın. Ha söylediklerini doğru buluruz, yanlış buluruz o ayrı ancak, bu adam kimseye yaranmaya çalışmaz. Koskoca(!) bir ligin yayın ihalesinin bedeli icabında kendisinin kellesi olurverir. Ahmet Çakar deseniz abartsa da, işin fazla şov tarafına kaçsa da eğilip, bükülmez. Kimseden beklentisi yoktur. Bilenler bilir, bu adamların hakemlikleri zamanında yönettikleri maçları izleyenler bu adamların yaptıkları hatalarda kötü niyet aramazlar. Bu adamları sevmeyenler belli bir kulübe ait taraftarlar yoktur, bütün kulüplerden taraftarlar vardır, gariptir sevenleri içinde de bir kulübe ait taraftarlar yoktur, bütün kulüplerin taraftarları vardır. Yine örneğin bugünün medyasında yer alan Serdar Tatlı da hakemliği döneminde hata da yapsa başta sahadaki futbolcular olmak üzere herkes saygı duyardı kendisine çünkü, art niyetle maç yönetmeyeceğini bilirdi herkes. Bugün de yazılarına katılırsınız veya katılmazsınız ama bir şey vardır, o isme saygı duyarsınız.
Yalnız, bir adam da vardır ki, nasıl biri olduğu konusunda zerre fikrim yok ama eminim ki, ne geçmişte yaptığı hakemliğe, ne de bugünkü, “yazar” sıfatına saygı duymaktadır. Bu kişi, Metin Tokat’tır.
Kendisi ile birlikte 13 yıl önceye gidelim isterim. 27 Ocak 1997′ye! Vanspor-Beşiktaş karşılaşmasına. Kendisi bugün birçok yorumunda “Önü açık olmasına rağmen penaltı olarak değerlendiremedi!” veya “Önü açık olmasına rağmen pozisyonu süzemedi.” gibisinden cümleler kullanır. 27 Ocak 1997′ye gittiğimizde, fotoğrafın -her ne kadar flu olsa da- sağ tarafında da gördüğünüz üzere sarımtırak formalı Metin Tokat efendi(!) gayet bariz şekilde görüldüğü üzere de önü açık olmasına rağmen(!) işbu fotoğraftaki Vansporlu Aykut’un smacını penaltı olarak değerlendirememiştir. Ey Metin Tokat, bugün güzel güzel ahkam kesiyorsun, 27 Ocak 1997′de bu pozisyonu bu kadar net görebiliyorken, penaltıyı nasıl ve neden vermin hele bir anlat, Ahmet Çakar gibi ifade edersem adamsan -bak adam değilsin demiyorum- bu penaltıyı nasıl ver(e)mediğini açıklarsın. Ha yok, açıklamaya yüreğin yetmiyorsa adamlığına yine lafım yok, Milliyet gibi bir gazetenin sayfalarından “Önü açık olmasına rağmen verememiştir/değerlendirememiştir” gibisinden “ahkam” kesme bir zahmet zira, “Sen neydin ki, şimdi ahkam kesiyorsun?” diye sorarlar adama.
Metin Tokat beyefendinin hem geçmişine, hem de bugününe saygı duymadığının göstergesi bu kadarla sınırlı mıdır? Elbette hayır. Kendisi her salı Milliyet’teki köşesinden haftanın hakemlerini değerlendirir. Kendisi Ankaraspor maçları bay geçildiğinden, haftanın 8 maçını da yorumlar -Ankaraspor küme düşürülmeseydi, 9 maçı yorumlayacaktı- buradan. Buraya kadar her şey normal sürecinde ancak 8 -yazıyla sekiz- karşılaşma denilince insan düşünüyor ve kendi kendine psikoza girip “Yahu bu yüz milyonlarca dolar değeri olan ligimizin son haftalar haricinde haftada 4 tane maçı canlı yayınlanmıyor mu? Bu adam kalan 4 maçı nerede izledi? Yoksa gidip yerlerinde mi izliyor? Ya aynı saatte oynanan maçlarda ne yapıyor? Metin Tokat 4′e, 5′e bölünebiliyor mu ki?” gibisinden anlamsız sorgulamalarda bulunuyor.
Recep İvedik serisinin ilk filminde scuba diving sahnesinde dalış hocası “Derinliği 55 metre olan koyumuzda tam 300 çeşit balık türü yaşamaktadır” deyince, Recep İvedik de haklı olarak sorar ya “Saydın mı lan?” diye. O hesap, bu maçların hepsini izledin mi Metin Tokat? Hadi 4 maçı canlı izliyorsun, geri kalan 4 maçın “tek kamerayla” çekilen görüntülerinin 3 dakikalık özetini izleyerek ilgili maçın hakemini değerlendirmek ne çeşit bir “yazarlık” veya “spor adamlığı” cinsidir? Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu bugüne kadar binlerce yazı yazmış, binlerce defa ekrana çıkmıştır ben hiç bu adamların özet görüntülere göre bir hakemi değerlendirdiklerini -Çok bariz ve hemen her yerde dile getirilen bir hata olmadıktan sonra- görmedim üstelik, Erman Toroğlu Lig TV’deyken ilgili maçlar tek kamerayla da olsa, kendisinin isterse o maçların tamamını izleyebilecek imkanı da vardı. Uzatmalar hariç 90 dakika oynanan bir karşılaşmanın 3 dakikasını baz almak mıdır olay? Sen bugün hakem olsan ve biri de seni 3 dakikalık yönetimine göre değerlendirip hakkında ahkam kesse, sen ne düşünürsün ha Metin Tokat efendi?
Mesela bu haftaki Gaziantep-Eskişehir maçının hakemi Tolga Özkalfa hakkında “dostlar alışverişte görsün” misali tek cümlelik değerlendirmen olan; “Zor şartlarda oynanan maçı tartışmalı kararlardan uzak kalarak iyi yönetti.” yorumun maçın kaç dakikasının izlenmesine istinaden yapılmıştır? Hangi zor şart, hangi iyi yönetim? Neye göre zor şart, neye göre iyi yönetim 3 dakikaya göre mi? Peki ya Manisa-Diyarbakır maçının hakemi Kuddusi Müftüoğlu hakkındaki, “İki takım için de çok önemli maçta tecrübesi ile skoru etkileyecek kararlar vermeden başarılıydı.” yorumun? Skora etki etmemiştir belki ancak genel olarak tutarsız bir maç yönetmiştir belki? Manisa’da mı izledin maçı ey Metin Tokat?
Toplamda 12 dakikada, 4 maçın hakem analizi. Sen neymişsin be Metin Tokat? Bu maçları yorumlamak için o 3 dakikalık görüntüleri izlemeden önce ne içiyorsan tavsiye et de biz de alalım. Toplamda 360 dakikalık zaman isteyen 4 maçı 12 dakikada çözüp kimisini tek cümleyle kimisini 2-3 cümleyle değerlendirip maçların hakemlerini yorumluyorsun, sözüm ona yazarcılık oynuyorsun ya, o oyunu biz de oynayıp üzerine bir de senin gibi para kazanmak istiyoruz Metin Tokat.
Sonuç olarak 27 Ocak 1997′deki o pozisyonu, gayet net şekilde gördüğü halde veremeyen birinin bu ülkenin futbolseverlerine hakemlik dersi vermeye hakkı yoktur. Hele hakemleri eleştirmeye zerre hakkı yoktur. Ha, Metin Tokat kendisinde bu hakkı görüyorsa hatta daha ileri gidip kendisini “Hakem Hocası” falan zannediyorsa, önce o pozisyonda o penaltıyı nasıl veremediğini bir açıklasın ondan sonra bugünün hakemleri hakkında “Önü açık olduğu halde verememiş olması ilginçtir” gibisinden yorumlar yapsın.
Ha Metin Tokat? Geçmişte kör taklidi yapıp, bugün görme dersi vermeye kalkmak, üstüne bir de hakemken yaptıkların ortadayken bugün kendinle çelişerek para kazanmak nasıl bir duygu?
Göksel Sert: Guus Hiddink’ten Dileklerim
Şubat 19, 2010
Guus Hiddink nihayet resmî anlamda teknik direktörümüz oldu. Ege Abi(Görgün)’nin “berezilya.com” için yaptığı ankette, 3. soru hayalimizdeki ulusal takım teknik direktörüydü. Bu soruya Guus Hiddink cevabı vermiştim. Anketin üstünden neredeyse 3.5 ay geçmiş ve hayallerim gerçekleşmek üzere. Hayalleri gerçekleştirmeye bir yerden başlamak lazım sonuçta!
Ege Görgün: Milli Takıma Süper Hoca (FourFourTwo dergisi Şubat 2010 sayısı)
Şubat 17, 2010
Aklınla bin yaşa Tolunay Hoca! Tabi ya, Milli Takım’ın başına bir süper kahraman getirilmeli. Adayları bir gözden geçirelim…
Superman. Tolunay Kafkas’ın da gözdesi. Gezegeni Kripton, Kripton Milli Takımı’yla beraber yok olduğu için teklif götürülebilir. Hatta vatandaşlık verilerek Türkleştirilebilir bile. Zübeyir Osman. Ama tahminim Wederson gibi bir büyüğünün ismini taşımak isteyecektir. O zaman: Tayyip Zübeyir Osman.
Batman. Bence Superman’den çok daha başarılı olur. Çünkü Kriptonlu’nun aksine insanüstü bir gücü, yeteneği yoktur. Kendini geliştirmiş sıradan bir insandır. Azmin, disiplinin ve çalışmanın sembolüdür. (Bkz. Rıza Çalımbay.) Yüzü de hiç gülmez üstelik. Halkım güvenir gülmeyen despot adamlara.
Örümcek Adam. Halkımız, onun yaptığı “Hakan Şükür esprilerini” sevip baştan bağrına bassa da, birkaç yenilgi sonrası basının da fişeklemesiyle “Zaten böcekten hoca mı olurmuş canım” diye kazan kaldıracaktır. Maskesi yüzünden yüzlerce spekülasyon sonra. Delikanlı adam maske takar mı? Sheltox’larla kovalarlar, rezil oluruz dünyaya valla.
Hulk. Bazı taraftarların kendini kolay özdeşleştirebileceği yeşil dev, başka ülke olsa rengi yüzünden dışlanırdı ama Türkiye’de bilakis prim yapacaktır. Amerika’da ırkçı adledilen tabirler bizde sevgi belirtmek ya a komik olmak için kullanılır çünkü. (Bkz. Yerli sitcomlar) Ama kazara kırmızı ve sarı giyip her daim hazırda bekleyen provakatörlere malzeme verirse sıkıntı çıkabilir.
Polat Alemdar. Referanduma gitsek kesin birinci çıkacak bu adayın en büyük avantajı elbette yardımcıları. Sağında Memati, solunda Abdülhey’le, stat hopörlerinden (cep telefonlarından da olur) maçın gidişatına göre çalınacak Kurtlar Vadisi melodileriyle evvelallah bileğini bükemeyeceğimiz rakip olmaz. Bir de Yaşlılar Konseyi’nin başına Fatih Terim’i oturttuk mu…
Mevlüt Sarı: Şiddet Aracı Süsü Verilmiş Bozuk Para İle Makro Ekonomik Hesaplar!
Şubat 17, 2010
![]()
Ocak 2010′da yazmıştık, “Bu Kadar Kalite Fazla, Biraz düşürmek Lazım!” diye. Haftada 4 tane büyük takımın maçlarının yayınlanacağı, Anadolu’nun yine kimsenin umurunda olmayacağı bir ihalede, yayın bedelinin yüksek tutularak kalitenin geldiğini zanneden, Anadolu’nun gözardı edilmesinin kalitede sorun çıkarmayacağını düşünen kişilere, kurumlara değinmiştik.
Aytekin Akay: Çık Anadolu’ya Trabzon!
Şubat 12, 2010
Çocukluğumuzun radyo anonsuydu:
Sıcaklık 4 derece, zemin futbol oynamaya müsait!
“Belli ki TRT spikeri mikrofonu ısıtıyor yoksa zemin nasıl müsait olmaz. O kadar adam sahaya çıktı, tribünlerde binlercesi zemine mi soracaklar futbolu” diye düşünürdük.




