Okan Can Yantır: Futbol cahilliği ve Frank Rijkaard

Mart 7, 2010

okan can yantır esquire
Bu coğrafya maalesef ki ‘neyim’ coğrafyası, ‘nesin’ değil… Yani buralar, kişinin kendi büyüklüğünü, kendi pozisyonunu, kendisinin belirlediği topraklar. Hiçbir fikrin sorgulanmadığı, üstelik fikirlerin sağlam temellere oturtulmadığı yerlerde, yüksek perdeden atanlar çok olur… Yazının başında söyleyeyim, Frank Rijkaard‘ı çok seviyorum; kariyerini, duruşunu, oturmasını kalkmasını… Her özelliğini seviyorum. Ve bu ülkede bulunmasını, futbolumuz açısından büyük bir şans olarak görüyorum.

Read more

Ege Görgün: Milli Takıma Süper Hoca (FourFourTwo dergisi Şubat 2010 sayısı)

Şubat 17, 2010

 Ege Görgün

Aklınla bin yaşa Tolunay Hoca! Tabi ya, Milli Takım’ın başına bir süper kahraman getirilmeli. Adayları bir gözden geçirelim…

Superman. Tolunay Kafkas’ın da gözdesi. Gezegeni Kripton, Kripton Milli Takımı’yla beraber yok olduğu için teklif götürülebilir. Hatta vatandaşlık verilerek Türkleştirilebilir bile. Zübeyir Osman. Ama tahminim Wederson gibi bir büyüğünün ismini taşımak isteyecektir. O zaman: Tayyip Zübeyir Osman.

Batman. Bence Superman’den çok daha başarılı olur. Çünkü Kriptonlu’nun aksine insanüstü bir gücü, yeteneği yoktur. Kendini geliştirmiş sıradan bir insandır. Azmin, disiplinin ve çalışmanın sembolüdür. (Bkz. Rıza Çalımbay.) Yüzü de hiç gülmez üstelik. Halkım güvenir gülmeyen despot adamlara.

Örümcek Adam. Halkımız, onun yaptığı “Hakan Şükür esprilerini” sevip baştan bağrına bassa da, birkaç yenilgi sonrası basının da fişeklemesiyle “Zaten böcekten hoca mı olurmuş canım” diye kazan kaldıracaktır. Maskesi yüzünden yüzlerce spekülasyon sonra. Delikanlı adam maske takar mı? Sheltox’larla kovalarlar, rezil oluruz dünyaya valla.

Hulk. Bazı taraftarların kendini kolay özdeşleştirebileceği yeşil dev, başka ülke olsa rengi yüzünden dışlanırdı ama Türkiye’de bilakis prim yapacaktır. Amerika’da ırkçı adledilen tabirler bizde sevgi belirtmek ya a komik olmak için kullanılır çünkü. (Bkz. Yerli sitcomlar) Ama kazara kırmızı ve sarı giyip her daim hazırda bekleyen provakatörlere malzeme verirse sıkıntı çıkabilir.

Polat Alemdar. Referanduma gitsek kesin birinci çıkacak bu adayın en büyük avantajı elbette yardımcıları. Sağında Memati, solunda Abdülhey’le, stat hopörlerinden (cep telefonlarından da olur) maçın gidişatına göre çalınacak Kurtlar Vadisi melodileriyle evvelallah bileğini bükemeyeceğimiz rakip olmaz. Bir de Yaşlılar Konseyi’nin başına Fatih Terim’i oturttuk mu…

Cenk İşler: “Büyük takımlara transferim hep son dakika aksiliklerine takıldı.”

Şubat 5, 2010

 Cenk İşler

Cenk İşler 17 yaşında Almanya’da geldiği Türkiye’de futbol sahalarındaki 18 yılını geride bırakıyor. Turkcell Süper Lig’de top koşturmayı sürdüren oyuncuların en golcüsü unvanını taşıyor. Üstelik bu unvanı çok pozisyona giren büyük takımlarda topu kaleye iterek değil, Anadolu’yu arşınlayarak elde etti. Erciyesspor’da oynadığı dönemdeki bir Beşiktaş maçında sakatlanan rakibini görünce gole gitmekten vazgeçip topu taca atacak kadar da insan. Golcülüğü ve adamlığıyla Türk futboluna damga vuran ustanın sözleri ve yaşantısı genç oyunculara ibret olacak nitelikte.

Röportaj: Barış Tarık Mutlu / TamSaha

Turkcell Süper Lig’de futbol hayatını sürdüren oyuncuların en golcüsü unvanını taşıyorsun. Bu konuda ulaşmak istediğin bir hedef var mı?

Profesyonel futbol kariyerimde şimdiye kadar 10 takımda oynadım. Süper Lig’de sezonun ilk yarısının sonuna kadar 136 gol kaydettim. Diğer gollerimle birlikte bu rakam 140′ın üzerinde. Süper Lig’de 150. golümü atmak ve daha üstüne çıkmak istiyorum.

Derginin yayınlandığı bu ay içinde 36 yaşını geride bırakacaksın. Bugüne kadar büyük takımlarda hiç forma giymemene rağmen bu kadar fazla gol atabilmeni hangi özelliklerine borçlu olduğunu düşünüyorsun?

Ben kendime baktığımda gol vuruşu yapabilme yeteneğim olduğunu görüyorum. Topla buluştuğunuz anda çerçeveyi görmek önemli bir meziyet. Günümüz futbolunda forvetleri çok gol atan ve az gol atan diye ikiye ayırdığınızda, çok gol atan forvetlerin iyi gol vuruşu yapabilme yeteneğine sahip olduğunu görürsünüz.

Yeteneğin yanında neler yapmak gerek başarıyı sürdürebilmek için?

Yeteneğin yanında sürekli tekrar yapıp çalışırsanız, üzerine eğitimle bir şeyler katarsanız başarılı olursunuz, ortaya güzel şeyler çıkar. Bir golcünün nelere çalışması gerektiği bellidir. Sağdan ve soldan gelen ortalara nasıl yükselip vuracağınızı, sırtınız kaleye dönük olduğunda gelen topu nasıl kontrol edeceğinizi veya nasıl dönüp şut atacağınızı iyi bilmeniz, sürekli çalışarak tekrar etmeniz gerekiyor. Bunların hepsini birleştirip yeteneğinizi kullandığınızda ortaya güzel ve iyi futbol çıkar. “Benim yeteneğim var, çok da çalışmama gerek yok” dediğinizde bitersiniz. Fizik olarak hazır olmalısınız, güçlü olduğunuzda sonuca ulaşırsınız.

İyi bir forvet olmayı hedefleyerek mi başladın futbola?

Almanya’da futbola orta sahada başladım. Samsunspor’a geldiğimde de orta sahada oynuyordum. Beni bir yıl Ünyespor’a kiralık verdiler. İlk haftalarda forma şansı bulamadım. Hoca değişikliği oldu, sevgili Kadir Özcan Ünyespor’a teknik direktör olarak geldi. Beni ilk maçımda forvet oynattı ve Orduspor’la oynadığımız maç 1-1 sonuçlandı. Tek golü ben kaydettim ve o sezon kendimi forvet olarak gol krallığına oynarken buldum.

Futbol anlayışından bahseder misin? Forvet olarak olumlu ve olumsuz yanların neler?

Ben iyi bir takım oyuncusuyum. Aynı zamanda orta sahadan gelen oyunculara çok iyi duvar olabilir, boş alan açarım. Pas alışverişinde arkadaşlarıma yardımcı olabilirim. Topla ilişkim iyidir. Gol pozisyonuna girdiğimde sonuçlandırabilme meziyetlerine sahibim. Yakaladığım üç pozisyondan birini değerlendiriyorum bu anlamda. Frikiklerim iyidir. Kafa toplarında da fena değilim.

En sevdiğin gollerini nasıl attın?

Vole veya röveşatayla gol atarsam büyük keyif alırım.

Eksik gördüğün yanların neler?

Sol ayakla vuruşa biraz daha çalışmam gerekirdi.

Bunca uzun bir süre ve önemli bir golcülük kariyerine rağmen Cenk İşler’i neden büyük takımlardan birisinde izleyemedik?

Bu soru bana çok soruldu. Türkiye’deki futbol kariyerime Samsunspor’da başladım ve ilk önemli teklifi Beşiktaş’tan aldım. 1997 yılında Süleyman Seba başkandı ve Serdar Bilgili genel sekreter olarak Celil‘le bana teklif getirdi. El sıkıştık ama Samsunspor’la sözleşmemiz devam ediyordu. Samsunspor Başkanı, o sezon zirveye oynamak istediğini belirtip bizim gitmemize izin vermedi. O sezon transferimiz askıya alındı. Sonrasında Galatasaray’dan da teklif aldım ama o transfer de son dakikada ertelendi. Kayseri Erciyesspor’da oynadığım dönemde Fenerbahçe’den teklif geldi. Santrfor için üç yerli oyuncu adayları vardı; Ersen Martin, Zafer Biryol ve ben. Ama tercihlerini Zafer’den yana kullandılar. İşte böyle hep son dakika şanssızlıkları ile aksadı transferlerim. En iyi dönemimi yaşadığım 2000 yılında Adanaspor forması giyerken, Süper Lig’den düştük. O sezon ilk defa Milli Takım’da oynadım. Dünya Kupası elemelerinde ilk maçta Şenol Güneş bana şans vermişti. O sezon 24 maçta 19 gol attım. Sakatlık geçirmiş ve 10 maç eksikle gol krallığında ikinci sırada yer almıştım. Buna rağmen tercih edilmedim.

Geriye doğru baktığında futbol hayatında yanlış attığını düşündüğün adımlar var mı? Pişman olduğun şeyler?

Sezonlarım hep istikrarlı geçti. Ortalama 10-15 gol kaydettim. Ama yanlış yaptığım bir nokta, belki Adanaspor’da küme düştüğümüz zaman Almanya’yı tercih etmem oldu. O sezon sözleşmesi biten futbolcu yurtdışına bedelsiz gidebiliyordu. Adanaspor yurtiçinde bonservis bedelimi 1 trilyon 900 milyar lira civarında yani oldukça yüksek bir rakamda tutmuştu. Ben de Hannover’den teklif gelince bonservisimi elime alırım diyerek orayı tercih ettim. Ama Adanaspor 2 milyon dolar para talep etti. Hannover kulübü de “FIFA’lık olur muyuz?” korkusuyla sözleşmemi tek taraflı feshetti. O yıl yarım sezon top oynayamadım. Düşünebiliyor musunuz? Bir sezon önce 19 gol atıyorsunuz, Milli Takım’a gidiyorsunuz. Bir sene sonra Almanya’da Hannover’e transfer oluyorsunuz, kamp yapıyorsunuz ve lig başlarken sözleşmeniz feshediliyor, ortada kalıyorsunuz. Mahkemeye verdim Hannover’i ve kazandım. Ama en iyi dönemimde böyle bir sıkıntı yaşadım ve top oynayamadım. Haliyle Milli Takım’a da çağırılmadım. Devre arasında ise İstanbulspor’a geldim. O sezon benim için oldukça kötü geçti.

Cenk İşler

Türk futbolunda çok uzun süre bir Hakan Şükür dönemi yaşandı ve yaklaşık 15 yıl süren o dönemde diğer golcüler hep gölgede kaldı. Bunun sebebi neydi sence?

Ben o zamanki jenerasyonu başarılı buluyorum. Trabzonspor fırtınası, Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı alması, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın yetenekli futbolculardan oluşan takımlarla hep zirvede bulunması… Anadolu kulüpleri pek yanlarına yaklaşamıyorlardı. Şimdi o jenerasyon bitti sanırım. Anadolu takımları yükselişe geçti. Belki de bizim şanssızlığımız oydu o dönem.

Türk futbolunda beğendiğin golcüler var mı?

Fatih Tekke çok yetenekli, çok sevdiğim bir futbolcu. Santrforların içinde ilk o gelir. Bileklerine hâkim, topu çok iyi saklayabilen, gol vuruşu çok iyi olan, kafa topunda zamanlamayı çok iyi yapabilen bir oyuncu. Ayrıca mükemmel bir takım oyuncusu. Fatih gibi bir oyuncunuz varsa skoru değiştirebilirsiniz. Galatasaray’dan Baros‘u beğeniyorum bir de. Hem hareketli, defansın dengesini bozan hem de gol vuruşunu iyi yapabilen bir oyuncu. Şanssız bir sakatlık dönemi geçirdi.

Genç oyunculardan iyi golcüler geliyor mu?

Sercan Yıldırım var. Çok genç bir oyuncu ve oyununun üzerine katarak büyük bir yıldız olabilir. Onun dışında Batuhan var. Ama istikrarı yok. İstikrarı olacak ki, iyi bir futbolcu olsun. Türk futboluna kazandırılması gereken, yetenekli bir futbolcu. Eskişehirspor’daki maçlarını seyrettiğimde keyif aldım. O fiziğine rağmen teknik kapasitesi yüksek. Kendine çeki düzen verir, istikrarı yakalarsa geleceğin bir Ibrahimovic’i neden olmasın. Türk futbolu da böyle bir futbolcu çıkarmış olur ve Milli Takım’a da fayda sağlar. Hakan Şükür gibi bir oyuncu olabilir. Ama Hakan Şükür hem özel hayatı hem de futbol yaşamıyla istikrar abidesiydi.

Genç golcülere tavsiyelerin var mı?

Oynayabilmek için var gücünle çalışmalısın. Takımın antrenmanı sonrası bir santrfor ekstra olarak idman yapmalı. İki üç arkadaşını, bir de kaleciyi alıp gol vuruşu yapmalı bir forvet. Ama bunun için tesisin, imkânın olması da önemli bir unsur. Özetle her işte olduğu gibi çalışmak, düzgün yaşamak, doğru beslenmek, doğru zamanda doğru şeyleri yapmak önemli.

Aslında genç oyuncuların performansı biraz da takım içindeki ağabeylerinin onlara yol göstermesi, yardımcı olmasıyla da ilgili.

Genç arkadaşlar bazen daha yolun başında çok çabuk futbola küsebiliyor. Zaman zaman bunu ben de yapmıştım. Ama zamanla öğrendiğim, formadan uzak kalınca daha fazla çalışmak gerektiği oldu. O formayı yakalayıp sahada cevap vermek gerek. O formayı yakalayınca da bir daha bırakmamak lâzım. Futbola küserek bir yere varamazsın. Genç arkadaşlar olaya çok duygusal bakabiliyor. Oysa teknik direktörler kimsenin gözüne kaşına hayran değil. Kim daha çok çalışırsa formayı alır.

Bu anlamda senin Kasımpaşa’daki genç oyuncularla aran nasıl?

Kasımpaşa’da Barış, Şahin, Yekta gibi genç oyuncular var. Onlarla ilişkilerimiz çok iyi. Gelecek vaat eden, pırıl pırıl oyuncular ve biz de tecrübelerimizi onlara aktarmaya çalışıyoruz. Genç oyuncular bizim dönemimize göre şanslı. Eskiden çok fazla disiplin vardı. Şimdi insanlar daha geniş, daha toleranslı. Soyunma odasına birlikte giriyor, şakalaşabiliyorlar. Bizim zamanımızda ağabeylerimizden önce soyunma odasına, duşlara giremiyordunuz. Onları bekliyordunuz. Daha katıydı kurallar. Şimdi daha hoşgörülü, daha seveceniz. İlişkiler daha sıcak.

Türk futbolcularına kulüp takımlarında gereken şans veriliyor mu?

İlk başladığında verdiğiniz şanslarla genç futbolcuyu çok çabuk da kaybedebilirsiniz. Takıma yavaş yavaş adapte ettiğinizde kazanabilirsiniz o oyuncuyu. Yeni çıkarmışsınızdır profesyonel takıma, önce 15 dakika, sonra yarım saat, sonra ilk yarı, derken kupa maçında oynatırsınız. Yavaş yavaş takıma katarsınız, yetenek de varsa fayda alırsınız. Yeteneği olan bir şekilde ön plana çıkar zaten.

Turkcell Süper Lig’de son yıllarda Anadolu takımlarının ilginç çıkışlar yapabildiğini gözlemliyoruz. Sence Türk futbolunda bir şeyler değişiyor mu? Bu değişimi neye bağlıyorsun?

Türk futbolunda değişim var tesisleşme anlamında. Yeni yeni statlar yapılıyor. Ama Türk futboluna kulüpler açısından baktığınızda bir kaos var aslında. Çok ciddi borç batağında olan kulüpler var. Kulüplerin yönetimi bu anlamda çok önemli. Futbolu bilen insanlar kulüplerin başında olmalı.

Avrupa’nın beş büyük ligiyle kıyasladığında Süper Lig’in kalitesi hakkında neler söylersin?

Avrupa futbolunu izliyorum. Turkcell Süper Lig zor bir lig. Gelen yabancılar da bunu söyler hep. İspanya Ligi daha yumuşak, İngiltere Ligi daha sert, Almanya da öyle. Hollanda Ligi daha yumuşak ve 3-4 takım arasında geçiyor. Ama Turkcell Süper Lig daha zor bir lig. Gol atmak o kadar kolay değil. Defans özellikli takımlar çoğaldı. Fizik kondisyona dayalı, daha çok koşan, daha çok mücadele eden, defansa dayalı takımların arttığını görüyoruz.

Futbol kalitesinde bu anlamda bir gerileme mi var?

Tek forvet oynatıp, defansı kalabalık tutup, kontratakla ya da uzun boylu oyuncuyu ileride bırakıp, topu şişiren, oradan topu indirip arkadan gelen 2-3 kişiyle sonuca gitmeyi hedefleyen bir anlayış ağırlıkta şu sıralar. Bence bu futbol mantalitesi ile futbol gelişiyor diyemeyiz. Kasımpaşa’ya baktığınızda durum tam tersi. Kaleciden bana kadar ayağa oynayan, arkadan öne paslaşarak giden bir takımız. Ama sahaların elverdiği ölçüde tabii. Kasımpaşa Stadı’nın zemini buna elvermiyor ama yine de çok iyi pas yapan bir takım haline geldik.

Kasımpaşa’yı bu sezon “Yılmaz Vural’dan önce ve sonra” diye ayırmak mümkün. Sezon başında küme düşer gözüyle bakılan takım şimdi ligin en iyi futbol oynayan takımlarından biri haline geldi. Nedir bu işin sırrı?

Kasımpaşa’da ilk dört hafta ciddi sıkıntılar vardı. 4 maçta 0 puan. Böyle bir durumda 5-6 arkadaş transferle geldik takıma. Murat Erdoğan, Emre Toraman, Ergün Teber, Koray Avcı, ben ligde tecrübe sahibi, yıllarca birlikte oynamış futbolcular. İki gün sonra da Yılmaz Vural gibi yılların tecrübesi bir ismin gelmesi çok şeyi değiştirdi. Biz hazır da gelmedik, sezon başı kamp yapmadık. Ama o dönem Milli Takım maçları nedeniyle verilen ara bize 20 gün kazandırdı. Ankara’da yaptığımız kampta yoğun şekilde çalıştık, forma girdik. Ligin 9. haftasından itibaren Kasımpaşa çok değişik bir takımla bir çıkış yakaladı. Göz dolduran bir futbol koyduk ortaya. Daha önceki döneme saygı duyuyorum, eleştirmiyorum ama istatistiklere bakarsanız çok şey değişti. İyi çalışma ve uyumla takımı buraya kadar taşıdık. Kadroya yapılan takviyelerle çok farklı bir futbol yakalandı ve şu an iyi bir noktadayız.

Takım ruhu yakalandı mı yeni gelenler ile eski oyuncular arasında?

Takım ruhu yakalandı. Oynadığımız futboldan hem kendimiz keyif alıyoruz hem de izleyen keyif alıyor. Fenerbahçe maçında olduğu gibi topla oynama oranı genellikle bizim lehimizde oluyor.

Yılmaz Vural’la futbol anlayışınız uyuşuyor mu?

Yılmaz Hoca futbol oynatmayı seven bir teknik direktör. İlk geldiğinde yaptığı toplantıdan itibaren bunu söyledi. Antrenmanlarda da bu yönde pas üzerine çalıştık. Tamamen ayağa toplarla oynuyoruz. Kalecimiz dahi topu şişirmiyor. Geri pas yapıldığında sağa veya sola pas vererek topu oyuna sokuyor. Şu anki takım kadrosu teknik kapasitesi yüksek futbolculardan oluşuyor. Böyle futbol oynatmak istersiniz her zaman başarılı olamayabilirsiniz de. Ama şu an Kasımpaşa’nın kadro yapısı buna uygun. Kasımpaşa takımından keyif alıyorum. Oynadığımız futbol sistemi bana uygun.

Kasımpaşa Moritz ve Keller dışında yabancı kullanmayan bir takım. Herkesin “Takımlar yabancıların sırtında gidiyor” dediği bir dönemde Kasımpaşa yerli oyuncularla nasıl böyle bir başarı yakalayabildi?

Yabancı futbolcu tabii ki gelecek. Onlara o kadar ilgi gösteriliyor ki, bir an önce adapte olsun, uyum sağlasın diye. Takım arkadaşları, teknik heyet var yardımcı olan. Kimse yabancılık çekmiyor. Zaten Türk insanı olarak öyle bir yapımız var. Takıma katkı sağlayacak, faydalı olacaksa tabii ki başımızın üzerinde yeri var. Ama öyle olmayacaksa yabancı futbolcuya ihtiyaç yok.

Yabancı kontenjanı hakkında ne düşünüyorsun?

İlla yabancı futbolcu olacak diye de almak anlamsız. Çok iyi araştırırsınız, incelersiniz, faydalı dersiniz ve alırsınız. Moritz örneğinde olduğu gibi. Üç senedir burada, bu sezon iyi çıkış yakaladı. İyi futbolcu, kumaşı iyi. Ama kötü futbolcu alırsınız hem ondan faydalanamaz hem de genç futbolcularınızın önünü kapatırsınız. Futbolun geleceğini karartırsınız. Bu olaya yerli-yabancı diye değil, iyi futbolcu-kötü futbolcu diye bakmak lâzım.

Ne zamana kadar futbol oynamayı sürdüreceksin?

Futbola oynayabildiğim kadar devam etmek istiyorum. Gücümün yettiği yere kadar gideceğim.

Süper Lig’de mi veda etmek istiyorsun yoksa nerede olursa olsun bırakana kadar oynarım mı diyorsun?

Şartlar neyi gösterir onu bilemiyorum ama Süper Lig’de veda etmek istiyorum. Bank Asya’dan çok iyi teklif olursa onu da değerlendiririm. Orada da çok güzel anılarım oldu. İki yıl üst üste şampiyonluk yaşadım. Antalyaspor’da oynadım şampiyon olduk, sonra Manisaspor’dan teklif geldi, onlarla da şampiyonluk yaşadım. Her iki takımın şampiyonluğunda büyük katkılarım olmasına rağmen bu sezon başı transferde zorluk yaşadım. Şu ana kadar faal futbol oynayanlar arasında en fazla gol atan futbolcu olmama rağmen, transferin son günü sadece Kasımpaşa’dan teklif geldi. Kasımpaşa’da oynamaktan mutluyum ama başka bir teklif gelir, şartlar değişirse düşünürüm. 12 yıl kadar Süper Lig’de oynayıp iki sene uzak kalmak zor geldi ama dönmeyi başardım.

Futbolu bıraktıktan sonra ne yapacaksın, geleceğe dönük planların neler?

Oynamayı bırakınca yine futbolun içinde sürdürmek istiyorum hayatımı. UEFA A Antrenörlük kursuna katıldım ve diplomamı aldım. Antrenör olarak çalışmalarımı sürdürmek isterim.

Milli Takımımızın Dünya Kupası finallerine katılamamasını nasıl yorumluyorsun?

Milli Takım’ın Dünya Kupası’na katılamamasına herkes gibi ben de çok üzüldüm. Oraya gidip maçları izlemek, o havayı solumak istiyordum. İnsanlar Avrupa Şampiyonası’nda üçüncü olunca, Dünya Kupası’na katılmamıza kesin gözüyle bakıyordu. Hayal kırıklığı yaşadık. Ama artık Avrupa Şampiyonası’na hazırlık yapmak gerekir.

Dünya Kupası’ndaki favorin kim?

Brezilya hoşuma gitmiyor bu dönem. Arjantin de eski havasında değil. En favori takım İspanya gibi görünüyor. Fransa’nın geçmişte yaptığı gibi Avrupa Şampiyonası’nın ardından Dünya Kupası’nı da alabilirler.

Güney Afrika 2010 Dünya Kupası’nı düzenleyecek. Biz ise Euro 2016′ya adayız? İtalya ve Fransa karşısında bu organizasyonu kazanma şansımızı nasıl görüyorsun? Eğer organizasyonu bize verirlerse Türk futbolu için neler değişir?

Türkiye’nin 2016 Avrupa Şampiyonası düzenleme şansını yüksek görüyorum. Statlar yenileniyor, onlar da bittiğinde çok güzel olacak. Türkiye futbol ülkesi zaten. Çok harika bir organizasyon olur.

Futbolun dışındaki hayatında neler var?

Fırsat bulunca Samsun’a gidiyorum. Ailem, annem, babam orada. İki kızım var, onlarla zaman geçiriyorum genelde. Sinemaya gitmeyi, müzik dinlemeyi, tenis oynamayı ve yüzmeyi seviyorum.

Unutamadığın anıların var mı?

2006 yılında Beşiktaş-Kayseri Erciyesspor maçında yaşadığım o anı unutamam. Yüzde yüz gol pozisyonuna girdiğimde, Ali Tandoğan’ı yerde gördüm. Topu taca attım. Futbolcu sağlığını her şeyden önemli gördüğümden yaptım. Ve yapmam gerekeni yaptım. O maç sırasında büyük alkış aldım, sonrasında o yıl Fair Play ödülünü kazandım. Yüzlerce gol attım ama insanlar beni hep o maçla hatırladı.

Aytekin Akay: Fatih Tekke… Değer mi değmez mi?

Ocak 22, 2010

aytekin akay Yine bir Trabzonlu futbolcu ve yine kurum futbolcu savaşı. Uzağa gitmeyin, yakın dönemde Hami Mandıralı Özkan Sümer yönetiminin benzer bir kavgası vardı. Hami Mandıralı kalmak istiyordu, Sümer ve yönetimi gitsin düşüncesindeydi.

Trabzonspor’da teknik direktörler değil, başkan ve yönetimler istemedikten sonra kimse orada duramaz. On sene önce de böyleydi, şimdi de böyle. Onun için bugün olanları siz bir yerlerden hatırlarsınız. Hem Trabzonlu futbolcu olarak Trabzonspor’da oynamak zor. Hüseyin’in Hasan’ın olmaması, Tayfun’un yuhalanması hepsi tesadüf olamaz herhalde.

Ve eski oyuncuların hemen hepsinin kurumun vefasızlıklarından çekmesi de tesadüf olamaz. Hami Mandıralı’nın sevenleri sevmeyenleri yarı yarıyadır. Serdar Bali, Ali Kemal Denizci, Necati Özçağlayan, Kadir Özcan, Güngör Şahinkaya, Soner Boz, seversiniz sevmezsiniz hepsinin Trabzonspor’la değil ama idare edenlerle husumetleri olagelmiştir.

Yeni düşman Fatih Tekke, hayırlı olsun. Ondan sonra sırada Gökdeniz Karadeniz var, bunu da bir yere yazın.

Trabzonlu oyuncuların çektiği yönetimler çekmedi mi? 96’da Faruk Özak ve ekibini Trabzon’dan Cenevizliler mi sürdü?

Dünya üçüncüsü Şenol Güneş, ligin dördüncü haftası istifa ettirilmedi mi?

Aynı şeyler değil mi?

Gelelim Fatih Tekke’ye..!

Kardeş bak sen dünyanın her yerinde oynarsın neden illa Trabzonspor’da oynamak istiyorsun onu da anlamıyorum.

Bir kere sana 2 milyon Euro bonservis bedelini reva görenler sana hakaret ediyor farkında değilsin..!

Tuttun basın toplantısı yapıp, haklıyken haksız duruma düşdün. Oradaki acemeliğini de anlamış değilim.

Millet diyor ki, dünyada Alanzinho’dan daha yetenekli ve daha ucuz Brezilyalılar var. Adamı Norveç’te karanlıklar içinde bulmaları bir tarafa 4 milyon Euro da bonservis ödüyorlar, sen ise 2 milyon nasıl ediyorsun?

Gabriç 2.5 milyon Euro, sen 2 milyon Euro.

Basın toplantısında sırf bunu deyip kalksaydın daha hayırlı bir iş yapmış olurdun, bilesin.

Gabriç, Cale gibi ortalama Hırvatlar bulunuyor, sen kulüpten içeri adımını atamıyorsun!

Zamanında Recep Çetin’leri, Zafer’leri, Bülent Uygun’ları, Ivan’ları, Lange’leri, Liçkin’leri, Petronoviç’lere tonlarca para verip gönderen kurumun geleneklerine ne kadar da bağlı yoluna devam ettiğini görmek de güzel..!

Onun için gelmemem bence gelmenden daha hayırlı. Rusya’dasın, onlar demirleri, perdeleri yıktılar. Daha dün Trabzon’da dilenci gözüyle baktığımız Ruslar senin değerini Trabzon’dan daha iyi bilir. Dolaşacaktın Meydan’da da, dolaş St Petersburg Meydanı’nda. Gidecektin Sürmene’ye, Köprübaşı’na gitmeyiver. Açılacaktın Karadeniz’e açıl Baltık Denizi’ne.

Hem Şenol Güneş seni istediğini de söylemiş.

Sorumluluk hocadan da gittiğine göre.

Son kez sana birkaç öneri;

Bir daha basın toplantısı yapma

Olayı kişilere indirgeme

Derin Trabzonspor’la uğraşma.

Ve Rusya’da kal ya da Brezilya’ya git, topçu görsünler,

Ama ne olur 2 milyon Euro’ya gitme, üzülürüm.

Cem Top: Emre Çolak diye bir genç adam!

Ocak 17, 2010

cem top resim

Galatasaray’ın sahasında Denizli Belediyespor ile oynadığı maç öncesi karşılaşmaya formaliteden öte bir anlam yükleyen, bir başka deyişle bu maçta sürpriz bekleyen kimselerin olmaması Galatasaray’dan öte Denizli Belediyespor’un durumuyla yakından ilgiliydi.

Read more

Milenyumun on yılının “en”leri

Ocak 10, 2010

GOAL dergisiGOAL, Aralık sayısında yeni milenyumun ilk 10 yılında yaşanan en önemli 15 futbol olayını sıralamıştı. Listede eşsiz futbolculardan, mükemmel turnuvalara kadar çok şey, bir de güzel gol vardı.

Read more

Onu izlediyseniz, en iyisini izlediniz demektir: Romário (Goal dergisi)

Ocak 2, 2010

 Romario

Futbolu yakından takip edenlere “1900’lerin sonunda dünyanın en etkili golcüsü kimdi?” diye sorduğunuzda alacağınız yanıt büyük olasılıkla Romário olur. Hatta bazıları onu 20. yüzyılın, bazıları da tüm futbol tarihinin en etkili golcüsü olarak tanımlıyor.
Read more

Alper Kaya: Kaçakspor

Aralık 25, 2009

 Alper Kaya

Diyarbakırspor’dan Espinoza ve Eskişehirspor’dan Youla aynı hafta içinde ülkeyi terk edince hafızalarımızı zorlayarak daha önce ülkeyi veya sadece takımını terk etmiş oyuncuları analım dedik.

Read more

Bora İşyar: Chelsea’nin düşüşünün iki sebebi

Aralık 20, 2009

bora işyar

Premiership lideri bir takımın düşüşünden bahsetmek aslında zor. Ancak bu düşüş puan kayıpların ortaya çıkardığı bir düşüş değil. Bu sezon zaten büyük dörtlü sürekli puan kaybediyor. Burada bahsettiğimiz düşüş oyun yapısı ile alakalı. Benim kanıma göre, Chelsea’nin oyununda gözlemlediğimiz düşüşün iki sebebi var.

Read more

Abdullah Malçok: 1990 Ruhu

Aralık 18, 2009

Abdullah Malçok

Kongreler her kurum için önem taşır.

Aslında bu söz biraz klasik oldu ama, Kocaelispor için son dönemlerde daha da önem arz etmekte.

Çünkü özellikle zor durumda olanları için daha ciddi boyuttadır.

Hele bu kurum Kocaelispor ise…

Süper Lig’de boy gösterdiğimiz yıllarda bile tüm kongrelere katılmış olmakla beraber…

Takım oldukça iyi gittiği halde bu Kongreler oldukça cılız ve renksiz geçerdi.

Kulübün sportif alanda fena gitmeyişi ve bu yükü kaldırmaya pekte niyetlerin olmayışı en önemli neden olarak gösterilebilir.

Biraz da tembellik diyelim.

Nede olsa Sefa Sirmen var, ve işi götürüyor mantığı ile bugün mumla aradığımız Kocaelispor sevdalıları, o dönemlerde nedense Kongre ve yönetimlerde değil, şeref Tribününde olmayı daha çok arzu ettiklerinden…

Yönetim Kurulları da tek liste halinde olurdu…

Son yıllarda ise durum değişti…

Takımın sportif açıdan kötü gitmesi nedeni ile özellikle taraftar baskısı ile Kongreler daha renkli geçmeye başladı.

Kısaca durum bu şekilde izah edilebilir…

Ayrıntılı bir açıklama yapmak istemiyorum ama…

Kulübün durumu itibarı ile 1989 – 90 sezonunun sanki bir kopyasını yaşıyoruz…

O dönemde de nerede ise üçüncü ligin eşiğine gelmişken…

İsmet Kaya cesur bir adım atarak “Ben bu takımı kurtaracağım” sözü ile kulübe başkan oldu…

Muammer Çelik ise, yaptığı konuşmanın bir bölümünde o günlere değindi…

Ve o zaman da “Taraftar sözcüsü” olarak aktif rol aldığını ifade etti…

İşte benim aradığım da buydu…

Samimi söylüyorum ki…

Kongreye giderken yolda tek düşündüğüm ve kendi hayal alemimde yaşadığım buydu…

“1990 Ruhu”…

Yeni başkanımız her ne kadar 1966 ruhunu getireceklerini söylese de…

Ben, belki de o yılları görmediğim için 1990 ruhunu tercih ediyorum…

Bu ümit ile önümüze bakmaya çalışıyorum…

Ancak ortada bir gerçek var ki…

O günden bu güne çok şey değişti, köprünün altından çok sular aktı…

Özellikle ekonomik olarak Kocaelispor’un durumu bugünkü gibi değildi…

O yüzden Muammer Çelik ve ekibinin işinin çok daha zor olduğunu…

Ve bu yükün altından kalkması için hepimizin desteğine ihtiyacı olduğunu bilmemiz gerek…

Yapmamız gereken, Kocaelispor için kayıtsız şartsız destek vermek olmalıdır…

Son yıllar, her Kongre bir umut kapısı olarak önümüze açılıyor…

Bu Kongre, çıtanın aşağıya değil…

Artık yukarı çıkışının miladı olsun…

Bunu başaralım…

Hep birlikte…

Yeni Yönetimin, başta Kocaelispor’umuzun iyi günlere açılımı konusunda tüm Camiamıza hayırlar getirmesini canı gönülden temenni ediyorum…

İstiyorum ki,en kısa zaman da tekrar Süper ligde zirveye oynayalım…

Ben hayal ediyorum ama…

Bunun bir hayal olmadığını da çok iyi biliyorum…

Sonraki Sayfa »