Aytekin Akay: Trabzon’un Kıyameti

Mart 12, 2010

aytekin akay

Sadri Şener, değişik bir başkan. Hızlı düşünüyor, düşündüğünü hemen söylüyor. Trabzonsporluların aslında sevdiği bir başkan modeli. Ama son yaptığı açıklama biz olmazsak Bursa şampiyon olsun’ açıklamasına çok Trabzonlunun kızdığını biliyorum. Sahi Bursaspor’un şampiyonluğu Trabzonspor’u mu İstanbul kulüplerini mi çok etkiler?

İşte Bursaspor şampiyonluğunun Trabzonspor’a etkileri;

Read more

Mevlüt Sarı: Özdilek Böyle Diledi

Mart 7, 2010

Mevlüt Sarı Aslında sevmem böyle cinaslı uyak kokulu başlıkları ancak, tam tabiri ile böyle bir maçtı Fenerbahçe-Antalyaspor karşılaşması. Tıpkı, 2 hafta evvelki Antalyaspor-Eskişehirspor karşılaşması gibi. Tıpkı ilk yarıdaki Antalyaspor-Fenerbahçe karşılaşması gibi. Tıpkı, ilk yarıdaki Antalyaspor-Galatasaray karşılaşması gibi. Tıpkı geçtiğimiz sezonun 27. haftasındaki Sivasspor-Antalyaspor karşılaşması gibi.

Read more

Mevlüt Sarı: Geçmişte Kör Olup, Bugün Görme Dersi Vermek

Mart 3, 2010

Mevlüt Sarı

Über kaliteli, yüz milyonlarca dolar ederi olan süper ligimizde olmazsa olmazdır eski hakemler. Kimisi ekranda, kimisi gazetede ahkam keserler. Haklı oldukları da olur, haksız oldukları da. Güven duyulanı da vardır, bırakın güveni saygı dahi duyulmayanı da vardır.

Tabi kuşkusuz ilk olarak akla Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu gelir. İkisinin de seveni de çoktur, sevmeyeni de. Erman Toroğlu bel altı tabirleri, argosu bol tabirleri daha fazla kullandığından kimilerince sevilmez. Öylesine nefret edenleri vardır ki, topyekün savaş açıp işinden dahi edebilirler. “Şak” diye söyler birilerini kayırmaksızın. Ha söylediklerini doğru buluruz, yanlış buluruz o ayrı ancak, bu adam kimseye yaranmaya çalışmaz. Koskoca(!) bir ligin yayın ihalesinin bedeli icabında kendisinin kellesi olurverir. Ahmet Çakar deseniz abartsa da, işin fazla şov tarafına kaçsa da eğilip, bükülmez. Kimseden beklentisi yoktur. Bilenler bilir, bu adamların hakemlikleri zamanında yönettikleri maçları izleyenler bu adamların yaptıkları hatalarda kötü niyet aramazlar. Bu adamları sevmeyenler belli bir kulübe ait taraftarlar yoktur, bütün kulüplerden taraftarlar vardır, gariptir sevenleri içinde de bir kulübe ait taraftarlar yoktur, bütün kulüplerin taraftarları vardır. Yine örneğin bugünün medyasında yer alan Serdar Tatlı da hakemliği döneminde hata da yapsa başta sahadaki futbolcular olmak üzere herkes saygı duyardı kendisine çünkü, art niyetle maç yönetmeyeceğini bilirdi herkes. Bugün de yazılarına katılırsınız veya katılmazsınız ama bir şey vardır, o isme saygı duyarsınız.

Yalnız, bir adam da vardır ki, nasıl biri olduğu konusunda zerre fikrim yok ama eminim ki, ne geçmişte yaptığı hakemliğe, ne de bugünkü, “yazar” sıfatına saygı duymaktadır. Bu kişi, Metin Tokat’tır.

Metin Tokat

Kendisi ile birlikte 13 yıl önceye gidelim isterim. 27 Ocak 1997′ye! Vanspor-Beşiktaş karşılaşmasına. Kendisi bugün birçok yorumunda “Önü açık olmasına rağmen penaltı olarak değerlendiremedi!” veya “Önü açık olmasına rağmen pozisyonu süzemedi.” gibisinden cümleler kullanır. 27 Ocak 1997′ye gittiğimizde, fotoğrafın -her ne kadar flu olsa da- sağ tarafında da gördüğünüz üzere sarımtırak formalı Metin Tokat efendi(!) gayet bariz şekilde görüldüğü üzere de önü açık olmasına rağmen(!) işbu fotoğraftaki Vansporlu Aykut’un smacını penaltı olarak değerlendirememiştir. Ey Metin Tokat, bugün güzel güzel ahkam kesiyorsun, 27 Ocak 1997′de bu pozisyonu bu kadar net görebiliyorken, penaltıyı nasıl ve neden vermin hele bir anlat, Ahmet Çakar gibi ifade edersem adamsan -bak adam değilsin demiyorum- bu penaltıyı nasıl ver(e)mediğini açıklarsın. Ha yok, açıklamaya yüreğin yetmiyorsa adamlığına yine lafım yok, Milliyet gibi bir gazetenin sayfalarından “Önü açık olmasına rağmen verememiştir/değerlendirememiştir” gibisinden “ahkam” kesme bir zahmet zira, “Sen neydin ki, şimdi ahkam kesiyorsun?” diye sorarlar adama.

Metin Tokat beyefendinin hem geçmişine, hem de bugününe saygı duymadığının göstergesi bu kadarla sınırlı mıdır? Elbette hayır. Kendisi her salı Milliyet’teki köşesinden haftanın hakemlerini değerlendirir. Kendisi Ankaraspor maçları bay geçildiğinden, haftanın 8 maçını da yorumlar -Ankaraspor küme düşürülmeseydi, 9 maçı yorumlayacaktı- buradan. Buraya kadar her şey normal sürecinde ancak 8 -yazıyla sekiz- karşılaşma denilince insan düşünüyor ve kendi kendine psikoza girip “Yahu bu yüz milyonlarca dolar değeri olan ligimizin son haftalar haricinde haftada 4 tane maçı canlı yayınlanmıyor mu? Bu adam kalan 4 maçı nerede izledi? Yoksa gidip yerlerinde mi izliyor? Ya aynı saatte oynanan maçlarda ne yapıyor? Metin Tokat 4′e, 5′e bölünebiliyor mu ki?” gibisinden anlamsız sorgulamalarda bulunuyor.

Recep İvedik serisinin ilk filminde scuba diving sahnesinde dalış hocası “Derinliği 55 metre olan koyumuzda tam 300 çeşit balık türü yaşamaktadır” deyince, Recep İvedik de haklı olarak sorar ya “Saydın mı lan?” diye. O hesap, bu maçların hepsini izledin mi Metin Tokat? Hadi 4 maçı canlı izliyorsun, geri kalan 4 maçın “tek kamerayla” çekilen görüntülerinin 3 dakikalık özetini izleyerek ilgili maçın hakemini değerlendirmek ne çeşit bir “yazarlık” veya “spor adamlığı” cinsidir? Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu bugüne kadar binlerce yazı yazmış, binlerce defa ekrana çıkmıştır ben hiç bu adamların özet görüntülere göre bir hakemi değerlendirdiklerini -Çok bariz ve hemen her yerde dile getirilen bir hata olmadıktan sonra- görmedim üstelik, Erman Toroğlu Lig TV’deyken ilgili maçlar tek kamerayla da olsa, kendisinin isterse o maçların tamamını izleyebilecek imkanı da vardı. Uzatmalar hariç 90 dakika oynanan bir karşılaşmanın 3 dakikasını baz almak mıdır olay? Sen bugün hakem olsan ve biri de seni 3 dakikalık yönetimine göre değerlendirip hakkında ahkam kesse, sen ne düşünürsün ha Metin Tokat efendi?

Mesela bu haftaki Gaziantep-Eskişehir maçının hakemi Tolga Özkalfa hakkında “dostlar alışverişte görsün” misali tek cümlelik değerlendirmen olan; “Zor şartlarda oynanan maçı tartışmalı kararlardan uzak kalarak iyi yönetti.” yorumun maçın kaç dakikasının izlenmesine istinaden yapılmıştır? Hangi zor şart, hangi iyi yönetim? Neye göre zor şart, neye göre iyi yönetim 3 dakikaya göre mi? Peki ya Manisa-Diyarbakır maçının hakemi Kuddusi Müftüoğlu hakkındaki, “İki takım için de çok önemli maçta tecrübesi ile skoru etkileyecek kararlar vermeden başarılıydı.” yorumun? Skora etki etmemiştir belki ancak genel olarak tutarsız bir maç yönetmiştir belki? Manisa’da mı izledin maçı ey Metin Tokat?

Toplamda 12 dakikada, 4 maçın hakem analizi. Sen neymişsin be Metin Tokat? Bu maçları yorumlamak için o 3 dakikalık görüntüleri izlemeden önce ne içiyorsan tavsiye et de biz de alalım. Toplamda 360 dakikalık zaman isteyen 4 maçı 12 dakikada çözüp kimisini tek cümleyle kimisini 2-3 cümleyle değerlendirip maçların hakemlerini yorumluyorsun, sözüm ona yazarcılık oynuyorsun ya, o oyunu biz de oynayıp üzerine bir de senin gibi para kazanmak istiyoruz Metin Tokat.

Sonuç olarak 27 Ocak 1997′deki o pozisyonu, gayet net şekilde gördüğü halde veremeyen birinin bu ülkenin futbolseverlerine hakemlik dersi vermeye hakkı yoktur. Hele hakemleri eleştirmeye zerre hakkı yoktur. Ha, Metin Tokat kendisinde bu hakkı görüyorsa hatta daha ileri gidip kendisini “Hakem Hocası” falan zannediyorsa, önce o pozisyonda o penaltıyı nasıl veremediğini bir açıklasın ondan sonra bugünün hakemleri hakkında “Önü açık olduğu halde verememiş olması ilginçtir” gibisinden yorumlar yapsın.

Ha Metin Tokat? Geçmişte kör taklidi yapıp, bugün görme dersi vermeye kalkmak, üstüne bir de hakemken yaptıkların ortadayken bugün kendinle çelişerek para kazanmak nasıl bir duygu?

Göksel Sert: Guus Hiddink’ten Dileklerim

Şubat 19, 2010

 Göksel Sert Dar Alanda Uzun Paslar

Guus Hiddink nihayet resmî anlamda teknik direktörümüz oldu. Ege Abi(Görgün)’nin “berezilya.com” için yaptığı ankette, 3. soru hayalimizdeki ulusal takım teknik direktörüydü. Bu soruya Guus Hiddink cevabı vermiştim. Anketin üstünden neredeyse 3.5 ay geçmiş ve hayallerim gerçekleşmek üzere. Hayalleri gerçekleştirmeye bir yerden başlamak lazım sonuçta!

Read more

Cem Top: Ziya Doğan, Ayman ve 1 puan

Şubat 7, 2010

cem top resim Lider Fenerbahçe’nin takipçileriyle olan puan farkını açma amacıyla çıktığı Diyarbakırspor maçı, ilk yarısı itibariyle Ziya Doğan‘ın enteresan taktik düşüncesi ve oyuncu seçimlerinin konuşulduğu bir 45 dakikaya sahne oldu. Öyle ki, Güneydoğu ekibinde asıl mevki ön libero olan ya da sıkıştığınız anlarda ön libero oynatabileceğiniz futbolcuların sayısı 6′yı buluyordu. (Diallo, Adnan, Bassim, Ayman, Barış, Tjikuzu)

Kurduğu defansif onbir ile Fenerbahçe’nin kanatlardaki atak yollarını kesen Doğan, göbeği de Barış – Ayman ikilisiyle tıkamış bunu yaparken de elbette Fenerbahçe hücum silahlarının “çanına ot tıkamayı” amaçlamıştı. Eğer sarı-lacivertli takımın devre sonuna doğru bulduğu 1-2 pozisyonu göz ardı edersek, Ziya Doğan’ın ilk 45 dakika zarfında amacına ulaştığını söylemek mümkün. Fenerbahçe’nin Mehmet Topuz, Emre, Cristian, Alex ve Özer beşlisiyle kurduğu orta alanda gözlenen tek değişiklik Mehmet Topuz ile Özer’in alışılmışın dışında birbirlerinin kanatlarında maça başlamalarıydı. Bunun haricinde bahsettiğimiz orta sahanın teknik meziyetleri de aynıydı fizik zaafları da.

Her iki bek Gökhan Gönül ve Andre Santos‘un defansif kaygılarla hücuma çık(a)madığı anlarda Diyabakırspor’un sağda Adnan – Tjikuzu solda ise Bassim – Celaleddin ikilileriyle bu bölgeleri çok rahat kapattığını gördük. Zaten Tjikuzu, Ayman, Barış ve Celaleddin’den oluşan yeşil-kırmızılı orta sahanın Fenerbahçe’li mevkidaşlarına oranla belirgin fizik üstünlükleri olduğunu biliyorduk, ilk 45 dakika da bunu teyit etti. Bu yapılanmanın ofansif anlamda Ziya Doğan’ın başını ağrıtması bekleniyordu ki, tecrübeli teknik adam da bu handikapı aşmak için ileri ucunda top tutabilen iki santforu (Bebbe – Tazemeta) birlikte oynatarak hiç olmazsa baskı yememeyi düşündü. Talebelerinin bunu başardığı gibi Diyarbakırspor’un ilk yarıda 2 tehlikeli atak dahi geliştirdiğini belirtmek lazım.

İkinci yarının gidişatına Özer’in 48.dakikada sakatlanarak oyundan alınması ve Güiza hamlesiyle sistemin 4-3-1-2′ye dönmesi damga vurdu. Christoph Daum’un belki 70.dakikaya kadar uygulamaya koymayacağı bu taktik dönüşümü öne çekmesi iki takımın da beklenenden önce yıpranmasına yol açtı. Dakika 65 olduğunda orta sahalar boşalmış, topa sahip olanın çocuk bahçesinde gezer gibi driplinge kalktığı bir atmosfer Saracoğlu zeminine hakim olmuştu.

Bu esnada defans bloğunu kademeli olarak kalesine yaklaştırmaya başlayan bir başka deyişle her geçen dakika biraz daha gömülen Diyarbakırspor’da aslında Fenerbahçe’nin ekmeğine yağ sürülmekte olunduğunun bilincindeki tek kişi kenarda kendisini paralayan Ziya Doğan’dı.

Bu arada Güiza’nın ceza sahası içinde çekilerek düşürülmesi olayı cereyan etti ki, hakem Koray Gençerler beyaz noktayı işaret etmesi gerekirken pozisyona gözlerini yumdu. Yorumumuzdan Gençerler’in sahada Fenerbahçe’yi doğradığı gibi bir anlam çıkmasın. Özellikle son bölümde Koray Gençerler pek çok pozisyonda etki altında kalarak Fenerbahçe lehine verilmemesi gereken kararlar da verdi. Gerek ilk yarının gerekse de ikinci yarının bazı anlarında oyunun kontrolünü kaybetti. Kısacası iyi bir hakem profili çizemedi. Diyarbakırspor’un Ayman’ın ayağından bulduğu gol sonucu puan almayı başardığını belirtelim çünkü gerek fiziksel gerekse de mental anlamda kalan (7+5) dakikalık bölümü çıkarmalarına imkan ve ihtimal yoktu. Bu puan kaybı bir kez daha gösteriyor ki, Christoph Daum‘un kafasındaki “ideal onbir” geride iyi kapanıp etkili kontratağa çıkabilen takımlar karşısında zaaf gösteriyor.

Fenerbahçe’nin ikinci yarı fikstürü futbol kamuoyunun geneli tarafından avantaj kabul ediliyor ama bu fikstür aynı zamanda rakiplere de yukarıda betimlemeye çalıştığımız oyun anlayışını dikte ediyor. Kalan haftalarda anahtar Daum’un ellerinde olacak.

Ege Görgün: Hasetimden kelepçeler eskittim…

Ocak 27, 2010

Ege Görgün
Yasağı, tabusu, töresi çok toplumların yumuşakkarnıdır: Hayatta kalmak için ikiyüzlülüğe sarılmak zorunda kalırsınız. Dışlanmamak, ayıplanmamak, kendinizin ya da temsil ettiklerinizin statükosunu zedelememek için düşündüğünüzü söyleyemez, söylediğinizi düşünmezsiniz. Yaptığınızı söylemez, söylediğiniz yapmazsınız veyahut…

Read more

Ege Görgün: Son 20 yılın en iyi Anadolu takımı yabancıları

Ocak 23, 2010

Ege Görgün
Ege Görgün, Goal.com okurları için son 20 yılda Anadolu takımlarına gelmiş yabancı futbolculardan en iyilerini seçti ve ilk onbirini oluşturdu…

Read more

Ege Görgün: Güç seninle olsun, Gökhan! (Goal.com’dan)

Ocak 17, 2010

Ege Görgün

Golcü doğanlar vardır ve sonradan golcü olanlar… Golcü doğanlara örnek vermek gerekirse: Gerd Müller, Romario, Tanju Çolak, Jardel ve Serkan Aykut (hatta Mustafa Kocabey) geliyor ilk olarak aklıma. Sonradan golcü olanlara en iyi örnek ise Marco Van Basten.

Benimkisi daha çok santrfor mevkisini işgal eden golcüler için geçerli ama yine de bunun, çizgileri iyice belirsiz, fazlaca genel bir değerlendirme olduğunu farkındayım elbette. Van Basten’ı sonradan olma golcü olarak nitelerken, onun Allah vergisi bir golcü içgüdüsüne sahip olmadığını ima edip onu küçümseyecek kadar da safdilli değilim. Bilakis, sonradan olma golcülerin, doğuştan golcülere oranla “daha iyi futbolcu” oldukları şüphe götürmez kanımca. Teknikleri, dirençleri, kondüsyonları; top sürme, adam geçme, assist yapma becerileri her zaman daha iyidir bu tür futbolcuların. Daha iyi atlettirler…

Gökhan Ünal sonradan olma golcüler arasına rahatlıkla katılabilir. Benim Kayserispor’da izlediğim Gökhan, diyebilirim ki, son 30 yıllık periyotta Fatih Tekke ile birlikte en iyi fandimentale sahip golcüdür. Diğer bir deyişle “iyi futbolculuk” özelliğini “golcülüğüyle” birleştiren sıradışı bir örnektir. Onlara yaklaşan en iyi örnekler olarak Feyyaz Uçar, Aykut Kocaman, Hasan Vezir geliyor benim aklıma.

(Hakan Şükür, Trabzonsporlu B. Tuncay (Soyak), Eskişehirsporlu B. Ahmet, Rummenige, Lineker, Henry, Cenk İşler, Valdano, Hami Mandıralı, Dieter Hoeness gibi farklı tarzlardaki santrfor tipleri için de değişik kategoriler geliştirilebilir.)

Trabzonspor süreci gösterdi ki Gökhan’ın sahip olduklarına mental beceriler de katmalı. Psikolojisini geliştirmeli. Baskıyı kaldırabilmesini, düştüğü zaman kalkabilmesini, gol kaçırdığında veyahut gol atamadığı birkaç haftanın ardından demoralize olmamasını sağlayacak güçlü bir savunma mekanizması geliştirmeli Gökhan. Hangi takıma giderse gitsin başarılı olabilmesi için ön koşul bu. Aksi takdirde Batuhan gibi, İlhan Mansız gibi Avrupa futbol piyasasını altını üstüne getirebilecek bir ihraç ürünümüz daha heba olup gidecek. İşin garibi ilk sezonunda Trabzonspor’da hiç de kötü değildi Gökhan. Belki çok kaçırıyordu ama çok da gol pozisyonuna giriyordu. Gelişme göstereceğinin, daha iyi olacağının emareleriydi bunlar. Ama bu sezon, o emarelerin işaret ettiğinin tam tersi şeyler oldu. (Ya da biz emareleri yanlış tefsir etmiştik.)

Futbol olarak, Gökhan’ın Fenerbahçe’de bulabileceği her şey, hatta daha fazlası Trabzonspor’da da vardı. İstediği gol paslarını verebilecek Selçuk ve Colman gibi iki yetenekli orta saha, ve oynadığı dönemlerde Yattara… Üstelik yanında Umut gibi yıpratıcı bir santrforla oynama fırsatı bulabiliyordu. Fenerbahçe’de ise “Umutsuz” olacak ve Guiza gibi “yalnız adam” olmanın zorluklarını göğüsleyecek Gökhan.

Gökhan’ın umudu Alex‘le, geçmişte Kayserispor’da Mehmet Topuz‘la yakaladığına benzer bir uyum yakalamak. Umarım bu olur, biz de doyumsuz bir futbol ziyafetinin tadını çıkarırız. Ama Gökhan’ın kurtuluşu Alex’de değil, kendisinde. Tıpkı sorunun Trabzonspor’da olmaması gibi… Yine de Trabzonspor’dan ayrılması iyi oldu çünkü belli ki nedeni ne olursa olsun bir girdabın içine düşmüştü Gökhan ve çıkmayı beceremiyordu. (Mehmet Topuz ne Kayseri’deki pozisyonunda, ne de karizmasında olmadığından eski Mehmet-Gökhan etkileşimi biraz zor gözüküyor)

80′lerin popüler kültürüne ait metaforlarla konuşacak olursak…Gökhan’ın, Kayserispor’daki Gökhan olması için yapması gereken, kendi içinde bir yolculuğa çıkması. Orada “karanlık Gökhan” ile yüzleşip onu alt etmesi… Tıpkı genç Jedi savaşçısı Luke Skywalker gibi… Bizim yapabileceğimiz tek şey ise Usta Yoda gibi onu bu yüzleşme için cesaretlendirmek ve Güç Seninle Olsun demek!

Aytekin Akay: Trabzon değerlerine biraz saygı, lütfen..!

Ocak 14, 2010

aytekin akay
Trabzonsporlu neden yürümek zorunda?

Daha önce pek çok kez yürüdüğü için..!

1900’lü yılların başından gelen futbol ve spor geleneği için…

2012’deki kazanılmış hakkının 2016’da elinden alınmaması için…

Sporda, siyasette, ticarette ve en görünür yerdeki Trabzonluların üç maymunu oynadığı için…

Trabzon gibi bir futbol kentine yeni ve modern bir stadyum kazandırmak için

Trabzon gibi, gelecek elli yılın turizm merkezinin bugünden ulaşımdan, otellere, dünyadaki muadili kentler gibi modernizasyonu için

Böyle bir organizasyonun bölgeye getireceği kazanımlar için…

Rize, Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Ordu ve Artvin için…

Vakfıkebir, Arsin, Çaykara, Çarşıbaşı, Maçka, Köprübaşı, Of için…

Kızlar Manastırı, Zilkale, Sera Gölü, Ortamahalle, Kadırga, Sis, Fırtına için…

Trabzon’dan Avusturya’ya, Rusya’ya, Kuzey Afrika’ya, Akdeniz’e mal gönderen tüccar için…

Trabzon belediyesi için…

Türkiye’nin ilk üniversitelerinden KTÜ için..

Trabzon siyasetinin, ticaretinin döndüğü TTSO için..

Maraş caddesindeki turizm acenteleri, Kunduracılar’daki kuyumcular, Kemeraltı’ndaki Bedesten Han, Değirmendere’de sanayideki kaportacı Mevlüt, Kalekapı’daki simitçi Harun, son bakır ustası Adil dayı için…

Ve-ve-ve…

TRABZONSPOR için…

TRABZONSPOR değerleri için…

Eğer Trabzonspor, Trabzon böyle bir organizasyonda ilk düşünülen kent olamıyorsa,

Taka Naci, Salim Şatıroğlu, Akrep Celal, Barbon Ziya, Grundig Osman, Süha Akçay, Sebahattin Kundupoğlu, Ziyad Nemli, Şevki Gençosmanoğlu, Ahmet Suat Özyazıcı ve Trabzonspor değerlerini oluşturan herkes ne uğruna mücadele etti?

Para için mi, nam için mi?

Hiçbiri…

Onun için Trabzonluların Federasyona yürüyüşü anlamlı.

Bu yürüyüş, bir şeyi isteme, karar düzeltme yürüyüşü değil.

Bu Trabzon spor tarihinin kent insanına yüklediği bir sorumluluk.

Trabzon insanı yukarıda adını saydığım Taka Naci, Akrep Celal, Kuğuzade Süleyman Rıza, Kornerci Emin’ler için yürüyecek.

Soylu bir tepki gösterecek.

Orada olacağız, tarihe tanıklık edeceğiz.

Bugünkü Trabzon’a ve Trabzonspor’a saygınız yoksa,

Değerlerimize saygı lütfen…

Fabian Ernst: “Alman Milli Takımı’nda oynamak istemiyorum!”

Ocak 5, 2010

 Fabian ErnstFabian Ernst, Almanya’da çok parlak bir kariyeri bulunmasına karşın gereken şöhret ve saygınlığı göremediğine inandığı için rotasını değiştirdi ve Beşiktaş’a geldi. İlk sezonunda çifte şampiyonluk yaşarken bu zaferlere yaptığı büyük katkıyla hak ettiği şöhrete ve saygınlığa kavuştu. Takımı için 90 dakika boyunca her şeyini veren yapısıyla tribünlerin sevgilisi oldu. “Bir futbolcu için hayatın yarısı ailesi ise diğer yarısı da futboldur. Eğer ikinci yarımda bir problem varsa, bu ciddi bir sıkıntı demektir” sözleri onun futbol felsefesini özetliyor.

Read more

Sonraki Sayfa »