Aykut Küçükkaya: Karaelmas’ın Gözyaşları…

Mart 14, 2010

 AYKUT KÜÇÜKKAYA

Dün gibi aklımda…

Kentimizin Mecburiyet Caddesi’nden koşar adımlarla Fener Mahallesi’ndeki stada doğru gittiğim günler.

Küçükken tanımadığım bir abinin kardeşi oluverirdik. Turnikeleri geçince, abi-kardeşlik biter ben doğru taş tribünlere doğru koşar, o tarihi pankartın asıldığı tribünde yerimi alırdım:

“Vardır senin renginde şehit madenci kanı; Başarılı ol ki sürsün yıllarca madencinin şerefi şânı…”

Read more

Cem Top: Asılacak düdük çok

Mart 8, 2010

cem top resim
Lider Galatasaray’ın Eskişehir deplasmanından alacağı sonuç, yalnızca Galatasaraylıları değil ilk 6 sıra içindeki tüm takımları yakından ilgilendirdiğinden bu Pazartesi maçına ilgi de büyük oldu. Ev sahibinde Jaycee ve Aydın gibi süratli iki futbolcunun sakatlıkları belli ki, Rıza Çalımbay‘ı hazırlıksız yakalamıştı.

Mücadelenin ilk yarısı Eskişehirspor açısından kontratağa o kadar elverişli bir oyun şekliyle oynandı ki, eminim Rıza Çalımbay kadar Jaycee ve Aydın da maçı izlerken dövünmüşlerdir. Rijkaard’ın genel şablonunu bozmadığı bu deplasmanda Galatasaray, Caner dışında klasik kabul edebileceğimiz defans dörtlüsünün önünde Ayhan ve Mehmet Topal‘ı yerleştirmiş, bu iki ismin dalgakıranlığında Elano‘ya da playmaker gömleği giydirmişti. İlk 45 dakikaya baktığımızda ev sahibi Eskişehirspor’un gömülerek oynaması ve Galatasaray’ın da defansını orta alana kadar çıkarması oyunun dar alanda sıkışmasına neden oldu. Gerek görevi gerekse de yetenekleri itibariyle düğüm olmuş oyunda ipin ucunu bulması gereken Elano, kendisinden bekleneni bir kez (31.dakikada) yaptı, o pozisyonu da Jo cömertçe harcadı.

Eskişehirspor’da dikkatimi çeken bir diğer nokta, kadroda “sol açık” tabir ettiğimiz nitelikte bir oyuncuya duyulan büyük ihtiyaç oldu. Daha önce Mehmet Yılmaz‘ın sol açıkta oynadığı bir maç izlemiş ve bu durumu hayli yadırgamıştım. Galatasaray karşısında da gerçek yeri “orta alanın ortası” ya da “forvet arkası” olan Sezer Öztürk‘ü izledim ve buna “yokluk” dışında bir anlam yükleyemedim. Zaten genç futbolcu da bir çok pozisyonda içeriye yönelerek ve yerini kaybederek oynadı. Sezer’in göbekte olduğu maçlarda eminim Eskişehirspor, çok daha organize hücumlar geliştirecektir. İlk yarının genelini kendi yarı alanında geçiren kırmızı-siyahlılar, yalnızca bir kez ileride şok baskı uyguladılar onda da Koray’ın “kolunu da kullanarak” attığı golle üstünlüğü ele aldılar.

İkinci 45 dakika yine Koray’ın hücum bölgesine ”special guest star” olarak sızdığı bir pozisyon neticesinde 2-0 olarak başladı. Bu golün getirdiği şok etkisinin de Galatasaray’ı bir 10 dakika için sersemlettiğini belirtmek gerekiyor. Gol sonrası kademeli olarak hamle yapan Galatasaray kenar yönetimi; Giovani Dos Santos ve Emre Çolak‘ı alarak savunmaya çekilecek Eskişehirspor defansı üzerine tabiri caizse çökmeyi planladı. Dos Santos’un hareketlilik kazandırdığı sağ kanattan gelişen bir akında Bülent Kocabey‘in yaptığı harekete penaltı kararı veren hakem Bülent Yıldırım, 72.dakikada maçtaki ikinci fahiş hatasını yaptı.

Skorun 2-1′e gelmesiyle sarı-kırmızılı futbolcuların hücum iştahı kabardı ama aynı zamanda Galatasaray’ın orta sahası da boşaldı. 80′de Mustafa Sarp‘ın bu bölgeye monte edilmesi de sorunu çözmeyince uzatmalarla birlikte kalan 14 dakika Eskişehirspor’un kontratak tehdidi altındaki bir Galatasaray baskısı izlememize yol açtı. Kalan dakikalar sarı-kırmızılı takımı puanlara ortak edecek golü getirmeyince, Kasımpaşa önünde şampiyon ilan edilen sarı-kırmızılı takım bu kez eleştiri yağmuruna şemsiyesiz biçimde tutulmak üzere İstanbul’un yolu tuttu. Oysa bu istikrarsız görüntünün nedeni uzaklarda aranamayacak kadar basit. Kasımpaşa oyunu kendi yarı alanında olduğu kadar rakip yarı alanda da oynamayı seven bir takım olduğundan Galatasaray’ın yıldızlarına parlayacakları alanları bırakmıştı. Eskişehirspor, hakem hatasıyla da olsa skor üstünlüğünü ele geçirip kapanınca aynı ayaklar dar alanda ve markaj altında bocaladılar. Son bir yorum da Bülent Yıldırım hakkında yapalım. Son dönemin moda deyişiyle “düdük asacak” bir performans sergileyen Yıldırım, hem Eskişehirspor’un golünde hem de Galatasaray’ın penaltısında hatalı karar verdi. Yalnız kendisini ipe çekmeden önce yöneticilerin “düdük asma” konusunu gündeme taşımasıyla, hakemlerin çuvallamasının aynı döneme geldiğine dikkatinizi çekmek isterim.

Gheorghe Hagi: “Arda Turan ve Uğur Uçar gibi genç oyuncuları ilk ben tespit edip şans verdim.”

Mart 6, 2010

Gheorghe Hagi

Gheorghe Hagi için Türk futboluna gelmiş geçmiş en başarılı yabancı oyuncu dersek hiç de abartmış sayılmayız. Galatasaray’ın art arda 4 yıl şampiyon olan ve tarihi UEFA Kupası başarısını elde eden kadrosunun kilit oyuncusuydu. “10 numara” denildiğinde hâlâ akla onun adının gelmesi, bıraktığı izin gücünü gösteriyor. Ardından teknik adam olarak da sarı-kırmızılı kulübe hizmet etti. Şimdilerde ülkesi Romanya’da kendi adına kurduğu Akademi’de yeni Hagi’ler yetiştirmek için kolları sıvadı. Türk futbolunu çok iyi tanıyan büyük ustanın, bu konudaki yorumları hiç de yabana atılacak türden değil.

Röportaj: Selim Şakarcan - Tam Saha

Read more

Mevlüt Sarı: Şart Mıdır Çekilen İşkence Üzerine Zevksiz Bir Futbol Resitali(!) Sunmak?

Şubat 27, 2010

Mevlüt Sarı

Ne zaman sonunda “maçı yazmak” için izlemeyi hedeflesem Antalyaspor maçlarını, mutlaka bir takım olaylar gelişiyor ve maçtan daha ön plana yerleşiyor bende. İstiyorum ki; maçı yazayım, futbolcuları yazayım, golleri yazayım falan ancak futbolun dışında olan buna mukabil ülkemizin futbol gerçeğinin ta kendisi olan olaylar her şeyi berbat ediyor.

Read more

Mevlüt Sarı: Şiddet Aracı Süsü Verilmiş Bozuk Para İle Makro Ekonomik Hesaplar!

Şubat 17, 2010

Mevlüt Sarı
Ocak 2010′da yazmıştık, “Bu Kadar Kalite Fazla, Biraz düşürmek Lazım!” diye. Haftada 4 tane büyük takımın maçlarının yayınlanacağı, Anadolu’nun yine kimsenin umurunda olmayacağı bir ihalede, yayın bedelinin yüksek tutularak kalitenin geldiğini zanneden, Anadolu’nun gözardı edilmesinin kalitede sorun çıkarmayacağını düşünen kişilere, kurumlara değinmiştik.

Read more

Yetkin Paker: Yıldızlar Karmaşası (Galatasarayşampiyonluk şansını kaybetmiştir.)

Şubat 7, 2010

 yetkin paker

Artık çok rahat söyleyebilirim ki Galatasaray, yapmış olduğu transferlerle şampiyonluk şansını kaybetmiştir.

Rijkaard’ın istekleri doğrultusunda transfer edilen oyuncuları taraftarlar omuzlarda karşılarken ve bilinçsiz basın bu transferleri ayakta alkışlarken ne yazık ki Galatasaray için hem Türkiye, hem de Avrupa defteri kapanmıştır.

Read more

Yetkin Paker: Kardelenler

Ocak 25, 2010

yetkin paker

İstanbul kara teslim oldu. Yollar kapandı. Okullar, uçaklar, deniz ulaşımı iptal oldu veya aksadı, maçlarsa oynandı…

Read more

Oğuz Öztürk: Gerçek adı okunamayan ülkenin hikayesi

Ocak 17, 2010

 Oğuz Öztürk

Sıcak kanlı insanları ile meşhur Polonya. Bir de yabancılar tarafından asla okunamayan lehçeleriyle. Şöyle ki, üklenin tam adı esasında Polska Rzeczopospolita Ludova… Polonya Cumhuriyeti Türkçesi. Unutmadan, kaşık kaşık yenen bir de Nutella’ları vardır ki, adeta Polonya’yı ve Varşova’yı sevdirir insana… Çıkardığı en ünlü isimlerden biri de piyanist Vladislav Szpilman’dır. Aşağıda Polonya futbolunu okurken arka planda Szpilman çalsa çok güzel uyum sağlar büyük ihtimal. Kısa kısa Polonya denen ülke dendiğinde akıllara bunlar gelir ilk, bizi pek tabii futbolu ilglilendirir bu ülkenin…

Polonya Futbol Federasyonu 1919 ylında kurulduktan sonra milli takım ilk maçını 1921′de Macaristan ile yapmayı tercih ettikten sonra belki de biraz pişmanlık duymuş olabilir. Sonuç: Budapeşte’de 1-0′lık bir yenilgi. Yine milli takım kaderinin bir cilvesi olarak ilk yenilgileri gibi ilk galibiyetleri de bir deplasman olan Stockholm’de İsveç’e karşı 1922 yılında almış. Oluşum sürecinden sonra o zamanaların büyük takımı Yugoslavya’yı 1938 Dünya Kupası’ndan önce eleyip bileti almışlar… Bu ilk tecrübeleri olmuş Polonyalıların. O zamanın formatında eleme usülü ilk rakip Brezilya olur. Maçı 6-5 Sambacılar kazanır. O maçtan geriye 1930′ların en iyi Polonyalı futbolcusu, aslen Alman olan Ernst Wilimowski‘nin Brezilya karşısındaki harika oyunu kalır. Polonya ilk kez katıldığı kupaya veda eder. 1938′in intikamını almak için 1974′e kadar beklemek zorunda kalırlar… Sonra Hitler denen bir adam çıkıp gelir Varşova’ya, ülkeyi
işgal eder. Polonya 1946′ya kadar maç yapamaz. İşgalden önceki son maçını Macaristan ile oynayıp 1921′de aldıkları yenilgiyi unuturlar ve kazanırlar. Savaşta en çok kayıp veren ülke olur Polonya, acıları sarmak ve unutturmak yine futbola düşer…

1946′da savaştan yeni çıkan Polonya Oslo’ya gider. Rakip Norveç’tir ve 3-1 kazanan yıkık ve yeniden ayağa kalkmaya çalışan Polonya olur. Fakat yeni yeni toparlanmaya çalışan ülkeye 1948′de acıamdan 8-0 ile bir tokat patlatan Danimarka’nın dinamitleri olur. Bu yenilgi halen milli takım tarihinin en farklı yenilgisi olarak kayıtlardadır… 1940′lardan 1970′lere kadar Dünya Kupaları’nda boy gösteremez Polonyalılar. Ekim 1963′te savaştan sonra ilk kez onların elini tutan Norveç’le tekrar karşılaşırlar. Bir şekilde İskandinavlar yine Polonyalıları ayağa kaldırmaya 9-0 yenilerek yardımcı olurlar. Bu galibiyet 2009′daki 10-0′lık San Marino maçına kadar en farklı galibiyet olarak kalır futbol tarihlerinde. Büyük yıldız Lubanski tam 7 gol atar o maçta… Bu tesadüf değildir, zira Lubanski 1963-1978 arasında Polonya forması ile 75 maçta 48 gol atar. En golcü o olur. Sonra Kazimierz Górski adında bir adam çıkar, Polonya’yı 1974 Dünya Kupası’nda gönüllerin şampiyonu yapar…

Polonya 1939′dan sonra Almanya’yı ‘futbol’ ile fethedip intikam için 1974′te Dünya Kupası’na doğru yol alır. Almanya’da harika işleri başaracaklarını, 1966 şampiyonu İngiltere’yi ezip geçip kupaya katıldıklarında belli etmişlerdir. Polonya 4. grupta yer alır. Arjantin ve İtalya’yı Lato, Szarmach ve Deyna ile yıkar. Haiti’ye tam 7 gol atıp gruptan lider çıkar. Lato ve arkadaşları o zamanki formatta diğer grupta Almanya’nın ardından ikinci olur, 3.lük maçında 1938′in intikamını nihayet alarak Brezilya’yı Lato’nun golü iler yener ve kupayı gönüllerin şampiyonu olarak tamamlar. Lato gol kralı olur, efsaneleşir.

4 yıl sonra durak Arjantin olur. Yine aynı jenerasyon büyük hedeflerle Güney Amerika’ya yola çıkar. 1974′te olduğu gibi ilk grupta Almanya ile çekişilir ve gruptan çıkar Polonya. Fakat işler diğer turda beklendiği gibi gitmez. Brezilya 4 yıl öncesini unutmaz, Polonya’yı 3-1 yenerek bu doğu Avrupa ülkesinin umutlarını bitirir ve uçak biletini ellerine verir.

1982′de İspanya’daki Dünya Kupası’na bilet alır Polonya. 1974′te Kazimierz Górski’nin yarattığı Lato, Szarmach, Kusto‘lu kadrosu İspanya’da yerini alır. Bu tecrübeli isimlerin yanına yeni genç yetenekler serpiştirilir. Tıpkı 1974′te olduğu gibi Lato ve arkadaşları yarı finale kadar gider. Fakat İtalya ve Rossi onlara 2-0 ile dur der. Polonya’ya yine 3.lük yolu görünür, Fransa’ya 3 gol atan Szarmach, Majewsk ve Kupcewicz Polonyalıların yine de İspanya’dan mutlu ayrılmasını sağlar, büyük bir jenerasyon son bulur.

Polonya futbolu tarihinin en büyük jenerasyonundan sonra 1987-2002 arası tam bir durgunluk içinde geçer. 1986 Meksiya’ya bir önceki kupanın 3.sü olarak gider Polonya. Fakat tokadı patlatan yine onlar için tanıdık bir ülke olur. Brezilya gruplardan sonraki turda 4-0 ile Polonya’yı kupanın dışına iter ve bu doğu Avrupa ülkesinin 2002′ye kadar beklemesine neden olur. Polonyalılar 2002 ve 2006 Dünya Kupalarına ard arda katılır ancak 1974 ve 1982′deki jenerasyondan eser yoktur. Şimdi 2010′ada katılamayan Polonya’nın umudu ev sahibi olduğu 2012 Avrupa Şampiyonası…

Futbol Polonya’da 2012 nedeniyle milli bir mesele halini almış durumda. Yine de birkaç sıkıntı mevcut Polonya futbolunda. Ülkenin en iyi sporcusu maalesef bir futbolcu değil, bir kayakçı… Bu isim ‘dev’ lakaplı Adam Malysz… O, 1980′lerden sonra yerinde sayan ve hatta gerileyen Polonya futbolunun başarızılığını Polonya halkına her disiplinde aldığı madalyalarla unutturan isim. Kayak ve kış sporları elbetteki popülerlikte futbolu geçemiyor fakat başarıları ile son yıllarda futbolu geride bıraktığı kesin. Kayakla atlama kitleleri harekete geçiren futbol ile az akraba olmasına rağmen Polonyalı futbolcular Adam Mlysz’den çokşeyler öğrenebilirler… O mücadele etti ve başarılı oldu. 2000′li yılların Polonyalı futbolcuları ise bu tip niteliklerden oldukça uzak. Yabancı liglerde saygın bir şekilde futbol oynayan oyuncularına rağmen. Halen yıllar öcenki başarılı takıma ulaşmış değiller.

Bir ara spor bakanı olan A. Kwasniekwski’de bu durumdan haberdar. Ve ilacın ulusal ligin güçlendirilmesi olduğunu söylüyor. Ligde rekabet ortamının az olması kulüplerin finansal durumlarıyla da doğrudan alakalı. Şimdi umut 2012 Avrupa Şampiyonası. Polonyalılar başarının sadece Tanrı’dan gelmeyeceğinin farkında ve eğer Lato’lu ve Deyna’lı efsane yılları geri istiyorlarsa daha çok çalışmaları gerekecek…

GOAL dergisi Cristiano Ronaldo’ya sordu: “Dünyanın en iyi futbolcusu kim?”

Ocak 9, 2010

 GOAL dergisi Cristiano Ronaldo’ya sordu: “Dünyanın en iyi futbolcusu kim?”

Cristiano Ronaldo’nun dokunduğu her şey altına dönüşüyor. CR9 rekor sayılabilecek kadar kısa zamanda dünyanın en önemli markalarından biri oldu. Ancak spotların altındaki görüntüsünün arkasında neler var? 100 milyon avrodan fazla bir değere sahip olmak nasıl bir his? Ve neden kariyerine Real Madrid’de devam etmeyi tercih etti. Ronaldo, GOAL’ün çok özel sorularını yanıtlıyor.

Read more

Diego, Juventus’un yeni umudu (Goal dergisinden)

Aralık 31, 2009

 Diego

Diego şimdiden Juventus’ta Alessandro Del Piero’nun varisi olarak gösteriliyor. “Juve” Brezilyalı için 24.5 avro ödedi. Bu, oldukça yüksek bir transfer bedeli. Diego’nun Bundesliga’dan daha büyük bir ligde de kendini ispatlaması gerektiği çok açık. En azından kendisi bu konuda iddialı…

Read more

Sonraki Sayfa »