Bora İşyar: Özel Bir Maç… Inter – Chelsea

Şubat 24, 2010

bora işyar

Daha kuralar çekilirken, belki de Chelsea sempatizanı olan bir sürü kişi gibi, hem Inter gibi güçlü takımla karşılaşmaktan çekiniyor, hem de için için ‘özel adamın’ Stamford Bridge’e geri dönüşünün futbolseverlere ve bana ne kadar harika bir gece yaşatacağını düşünüyordu. Inter ve Chelsea isimlerini ardı ardına duyunca yüzümde bir gülümseme belirdi. Şampiyonlar Ligi’nin en büyük maçı daha 2. turda oynanacaktı.

Evet Chelsea ve Barcelona arasında son beş yıldır süregelen inanılmaz bir rekabet var (ki bunda Mourinho’nun rolü yadsınamaz), Real Madrid ve Barcelona arasında Madrid’de oynanacak bir final maçının tadına doyum olmayacaktır, ya Manchester ve Barcelona veya Chelsea arasında rövanş niteliğinde olacak bir final… Bunların hepsi efsanevi maçlar olacaktır eminim. Ama hiçbirisi Mourinho’nun hala ‘benim takımım’ dediği Chelsea karşısına çıkması kadar büyük olamaz.

Mourinho

Kendini ‘özel adam’ olarak tanımlayan Mourinho Chelsea taraftarı için hakikaten de çok özel. Chelsea’den kovulması taraftarın ona olan sevgisini hiç azaltmadı. Yanlış anlaşılmasın. Chelsea-Mourinho ilişkisi bitti ve bundan kimsenin şüphesi yok. Taraftarlar da bunun farkında. Özel adamın Stamford Bridge’e bir daha asla Chelsea’nin (en azından Abramovich bu takımın sahibi olduğu sürece) başında çıkamayacağını herkes biliyor. Taraftarlar arasında Abramovich’in takımı bırakmasını ve Mourinho’nun tekrar teknik direktörlüğe getirilmesini isteyen ya yok denecek kadar az, ya da hakikaten yok. Bunun sebebi Rus oligarkın döneminde yaşanan başarılar da olabilir, zamanında yaşanan güzel bir ilişkinin tekrarlandığında aynı tadı vermeyeceğini bilmek de…

Mourinho enteresan bir adam. Onun çılgınlıklarında, karizmasından, sinir bozuculuğundan, veya taktik dehasından tekrar tekrar bahsetmeye gerek yok. Fakat ben bu eşleşme için bir kaç şey söylemek istiyorum.

Kura çekildiğinde kendisine ‘Stamford Bridge’e Chelsea’nin rakibinin başında çıkmak nasıl bir duygu olacak’ diye sorulduğunda, Mourinho ‘Şu anda Chelsea’yi düşünecek halim yok. Hafta sonu Lazio ile oynayacağız. Tüm enerjimi bu maça odakladım’ demişti. Herkes Mourinho’nun yalan söylediğinin farkındaydı. Mourinho bu maçı kura çekiminden sonra değil, Inter’e ilk gittiği günden beri düşünüyordu. Hatırlayın… Inter teknik direktörü olarak çıktığı ilk basın toplantısında ‘Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu hayallerini suya düşürmek için sabırsızlanıyorum’ demişti.

Bu yorum bile Chelsea taraftarının ona olan sevgisini azaltmadı. Mourinho ‘özel adamdı’ ve bu gibi şeyler söylemesi onu özel yapan şeylerden birisiydi zaten. Maç yaklaştıkça artan akıl oyunları da bu sevgiyi azaltmadı. Chelsea hakkında yorum yaparken ‘Benim takımım’ demesi de alay ve sevgi karışımı yorumları doğurdu forumlarda. Alay edilmesi normaldi zira aslında ‘onun takımını’ kendisinden önceki Chelsea teknik direktörü kurmuştu (Lampard ve Terry’nin Ranieri’nin Londra ekibine kazandırdığı isimler olduğunu unutmamak lazım). Fakat yine de taraftarlar da aslında Chelsea’nin her zaman Mourinho’nun takımı olacağına inanıyorlar. Onun getirdiği tüm oyuncular Chelsea’den ayrılsa da, Chelsea hep onun takımı olacak. Bu yüzden taraftarlar şimdiden Mourinho sahaya çıkarken nasıl tezahürat yapacaklarına karar verdiler ve bu organizasyonu maça gelecek tüm Chelsea’lilere duyurmak için harekete geçtiler bile. Mourinho sahaya çıktığı anda Stamford Bridge’de herkes ‘Stand Up For The Special One’ (Özel Adam İçin Ayağa Kalkın) diye bağıracak. Sırf bu sahne bile benim için (ki bu konuda tarafsız olduğumu iddia edecek de değilim) bu maçı senenin maçı yapmaya aday. Herkese iyi seyirler….

(Not: Bu yazı Inter-Chelsea eşleşmesinin ilk ayağı oynanmadan yazıldı. Maçın sonucunun ne olacağı önemsenmeden ve düşünülmeden.)

GOAL dergisi Cristiano Ronaldo’ya sordu: “Dünyanın en iyi futbolcusu kim?”

Ocak 9, 2010

 GOAL dergisi Cristiano Ronaldo’ya sordu: “Dünyanın en iyi futbolcusu kim?”

Cristiano Ronaldo’nun dokunduğu her şey altına dönüşüyor. CR9 rekor sayılabilecek kadar kısa zamanda dünyanın en önemli markalarından biri oldu. Ancak spotların altındaki görüntüsünün arkasında neler var? 100 milyon avrodan fazla bir değere sahip olmak nasıl bir his? Ve neden kariyerine Real Madrid’de devam etmeyi tercih etti. Ronaldo, GOAL’ün çok özel sorularını yanıtlıyor.

Read more

Bora İşyar: Premiership İlk Yarı Değerlendirmesi

Ocak 3, 2010

bora işyarAslında Premiership’in ilk yarısı bu haftasonu oynanacak maçlarla sona erecek. Ancak bendeniz o esnada İstanbul dışında olacağımdan ilk yarı değerlendirmesini şimdiden yapma kararı verdim. Zaten İngiltere’de futbola ‘devre arası’ verilmediği için bu değerlendirmeyi bir sezon ortası değerlendirmesi olarak görebiliriz.

Read more

Diego, Juventus’un yeni umudu (Goal dergisinden)

Aralık 31, 2009

 Diego

Diego şimdiden Juventus’ta Alessandro Del Piero’nun varisi olarak gösteriliyor. “Juve” Brezilyalı için 24.5 avro ödedi. Bu, oldukça yüksek bir transfer bedeli. Diego’nun Bundesliga’dan daha büyük bir ligde de kendini ispatlaması gerektiği çok açık. En azından kendisi bu konuda iddialı…

Read more

Oğuz Öztürk: “Biz kırmızıyız, biz beyazız, biz Danimarka dinamitiyiz!”

Aralık 29, 2009

Oğuz Öztürk

Küçük, çoğu zaman soğuk, sarışını bol olan, kendinden kat kat büyük bir adaya sahip olan, ve insanları ülkeleriyle gurur duyan, çok güzel büyüyen ve saygı kazanan bir ülke Danimarka. Peki Danimarka bir futbol ulusu mu? Bunun cevabı herkese göre değişir sanıyorum. Bayan hentbolu ve badminton da birçok kişiye orada hitap ediyor. Fakat futbol kadar konuşulacak bir konu bulunamıyor. Futbol bu yüzden bir numara.

Read more

Bora İşyar: Chelsea’nin düşüşünün iki sebebi

Aralık 20, 2009

bora işyar

Premiership lideri bir takımın düşüşünden bahsetmek aslında zor. Ancak bu düşüş puan kayıpların ortaya çıkardığı bir düşüş değil. Bu sezon zaten büyük dörtlü sürekli puan kaybediyor. Burada bahsettiğimiz düşüş oyun yapısı ile alakalı. Benim kanıma göre, Chelsea’nin oyununda gözlemlediğimiz düşüşün iki sebebi var.

Read more

Bir Futbol Efsanesi: Hristo Stoichkov (GOAL Dergisi Kasım sayısı)

Aralık 12, 2009

 Hristo Stoichkov

Dimitar Berbatov ve Martin Petrov gibi yıldızlara sahip olsalar da Bulgarların gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu hiç şüphesiz Hristo Stoichkov’dur. Bu gerçeği Barcelona’da futbol oynadığı dönemde kendisi de şu ilginç sözlerle dile getirmişti: “İki İsa var; biri şuan Barcelona’da oynuyor, diğeri cennette.”

Read more

Genç bir yeteneğin portresi: Mesut Özil (Goal Dergisi - Kasım 2009)

Aralık 4, 2009

 Mesut Özil

Henüz 20 yaşından birkaç ay almış olmasına karşın Almanya A Milli Takımı’nda forma giyen bir futbolcu çok özel yeteneklere sahip demektir. Hiç şüphesiz Almanya formasını 4 kez giyen ofansif orta saha oyuncusu Mesut Özil için de durum aynı. Geçen ilkbaharda Werder Bremen ile Almanya Kupası’nı, yaz aylarında ise U-21 milli takımıyla Avrupa Şampiyonası’nı kazandığını düşünürsek daha yeni 21 yaşına giren Özil’in geleceğinin ne derece parlak olduğu bir kez daha anlaşılır.

Schalke’de çıkış yaptı

Ancak Gelsenkirchen’de Türk bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Özil için işler her zaman bu derece yolunda değildi. Küçük yaşlarda, Essen kenti yakınlarındaki bir şehir olan Rot-Weiss’da futbol oynayan Özil, 16 yaşında geri dönerek şehrin gururu Schalke 04’e geçti. Kısa sürede Brezilyalı oyun kurucu Lincoln’un gelecekteki varisi olarak gösterilmeye başlandı. Ancak Schalke A takımındaki iki sezonun ardından sözleşmesini uzatmaya yanaşmayınca kulübüyle sorunlar yaşadı.
“Kariyerimin en zor dönemiydi. Schalke’yi seviyordum. Bir anda yollarımızı ayırmak zorunda kaldık.” sözleriyle açıklıyor o dönemi Özil.

Bremen’de kısa sürede yıldızlaştı

Ancak genç oyuncunun eski kulübüyle yaşadığı sorunlardan pek etkilenmediği görüldü. Kısa bir süre içinde yeteneklerini Bremen’de de sergilemeye başlamıştı. Diego ile birlikte takımın orta sahasının yaratıcı isimlerindendi. Özil, Brezilyalının Juventus’a transfer oluşuyla orta sahanın yükünü tek başına sırtlandı. Bu sezon oynadığı ilk 5 maçta 3 gol attı ve paslarıyla takım arkadaşlarını bolca pozisyona soktu. Yeteneğiyle birçok futbol otoritesini etkileyen genç oyuncu Almanya Milli Takım Teknik Direktörü Joachim Löw’den de büyük övgüler alıyor:
“Mesut Özil tam performansla oynadığı zaman bir futbol dehası. Çok az futbolcunun yapabileceği şeyleri yapıyor. İnanılmaz etkili pasları var.”

Milli takımda başarı

Özil, eylül ayında Almanya Milli takımı formasıyla çıktığı üçüncü maçında, Güney Afrika karşısında kalitesini bir kez daha ortaya koydu. Önce Mario Gómez’in skoru 1-0 yapan golüne asist yaptı, ardından da maçın skorunu belirleyen ikinci golü kaydetti.
“Bugün farklı bir futbol sergilemeyi istiyordum ve bunu başardım. İşler yolunda gitti ve takımımın galibiyetine katkı sağladığım için çok mutluyum,” dedi Özil, milli takım kariyerinin şimdiye kadarki en iyi performansının ardından.

U-21 Avrupa Şampiyonluğu

Aslında Özil bu karşılaşmadan önce de isim yapmıştı. Birkaç ay öncesinde İsveç’teki U-21 Avrupa şampiyonasında mutlu sona ulaşan Almanya’nın en parlak yıldızıydı. İngiltere karşısındaki final 4-0 biterken Özil ikinci golü kaydeden isim oldu.
Genç yeteneğin işi daha yeni başlıyor ve önünde büyük isimler arasına girmek için önemli bir fırsat var. Almanya gelecek yaz büyük olasılıkla Güney Afrika’daki favorilerden biri olacak. Özil için büyük bir turnuvada hayati rol oynamanın tam zamanı.

Adı: Mesut Özil
Doğum: 15 Ekim 1988 Gelsenkirchen – Almanya.
Oynadığı kulüpler: Rot-Weiss Essen (2000-05), Schalke 04 (2005-07), Werder Bremen (2008-).
Boy: 180 cm.
Kilo: 70 kg.
Başarıları: U-21 Avrupa şampiyonluğu - 2009, Almanya Kupası zaferi -2009, UEFA Kupası finali- 2009.

Burak İşyar: Liverpool-Man.City, ya da al birini vur ötekine

Kasım 24, 2009

Burak İşyar

Beni tanıyanların ya da en azından daha önce herhangi bir Premier League (PL) yazımı gözden geçirmiş olanların tahmin edebileceği gibi bu sezon PL maçları arasında en tarafsız gözle izleyebileceğim maçtı geçtiğimiz Cumartesi günü oynanan Liverpool-Man.City karşılaşması.

Read more

Burak İşyar: Henry, ben sana futbolcu olamazsın demedim ki…

Kasım 21, 2009

Burak İşyar

Artık 32 yaşına gelmiş, 17 yaşından beri dünyanın önde gelen futbol takımlarında oynamış, Fransa milli takimi ile Dünya ve Avrupa şampiyonu ve Barcelona ile Şampiyonlar Ligi şampiyonu olma başarılarını göstermiş bir oyuncuyu “geldiği yeri hazmedememiş” ve “iğrenç” bulan bir tek ben miyim acaba?

Read more

Sonraki Sayfa »