Ege Görgün/ Futbolun kuralı:Büyük takım küçük takımı yer!
Şubat 29, 2008
Uzun bir aranın ardından İzmit’teyim. Memleket havasını solumak, ailemi görmek için değil. Esquire dergisine röportaj yapmak için gelmişim bu kez İzmit’ime. Her gelişimde biraz daha değişmiş, biraz daha moderleşmiş ve kalabalıklaşmış buluyorum İzmit’i.
Eskiden hiçbir şeyin olduğu yerde artık, Avrupa standartlarında bir park var mesela: Seka Parkı. Eski istasyon restore edilmiş, restoran oluyormuş herhalde. Ve neredeyse her gelişimde yeni bir alışveriş merkezi… Yerleşim alabildiğine Adapazarı’na ve tepelere doğru yayılmış. Plajyolu deseniz, müthiş bir gezi parkı olalı epey zaman oluyor.
Bu değişim İzmit’in eski değerlerinden neler götürüyor diye merak etmiyor da değilim tabi. İstanbul’da yıllar var ki unutulan komşuluk müessesesi, esnafla alışveriş hukukunun ötesinde kurulabilen ilişkiler hala mevcut mu bu körfez kentinde? İstanbul’un bu kadar yakınında olup da İstanbullaşmamayı, metropolleşmemeyi, en önemlisi o kasaba duygusunu kaybetmemeyi başaran İzmit hala yerinde mi acaba?
Dedim ya, röportaj yapmak için İzmit’teyim. Plajyolu’nda, Romano adını taşıyan restoranda. Benim ilk Roman Dobrowski olarak tanıdığım, şimdilerde Kaan Dobra olarak bilinen yaşıtım bir futbolcuyla sohbet ediyorum. Polonya’dan başlayan sohbet, Kocaelispor’a, Beşiktaş’a, Mehmet Ali Erbil’e dek geliyor. Kısmetse, Esquire’ın Mart sayısında okuyabilecekseniz bu sohbetin notlarını. Ben buraya sadece bu söyleşiden aklıma takılan iki noktayı taşıyacağım.
Türkiye’de hala yetersiz teknik adamların iş bulabildiğini öğreniyorum Kaan’dan. “Çok iyi hocalarla da çalıştım, çok kötü hocalarla da… Bazı hocalar bilgisizdi. İyi çalıştırmıyorlardı takımlarını. İşi şansa bırakıyorlardı. Böyle yerli hoca da yabancı hoca da… Lucescu bugüne kadar çalıştığım en iyi hocaydı.”
Sonra Kocaelispor’un emanet edildiği hocalar geliyor aklıma. Sadi Tekelioğlu… Kaan da zaten onunla çalışamayıp futbolu bırakmak pahasına ayrılıyor Kocaelispor’dan. Tekelioğlu, Kocaelispor’u Trabzonspor rezerv takımına çeviriyordu. (İzmit de Trabzon’a çevrilmeye çalışılmıyor mu zaten?) Onun eski talebelerine yer açmak için, yönetim kendi evlatlarını harcattı Tekelioğlu’na, Kocaelispor markasını harcattı. Geriye hatırlanacak hiçbir şey bırakmadan gittiler işte.
Tekelioğlu gibi örnekler çoğaltılabilir. Bana göre Kayıhan da bu örneklerden biridir. Peki şimdi Kocaelispor ne noktada? Ligde şampiyonluğa oynuyor ve bir idari menajer tarafından yönetiliyor! Peki neden?
Kocaelispor’un geçmişinde o kadar çok büyük futbolcu var ki, koskoca kulübün bir tekink adam bulamamasına imkan yok. Ama ahbap çavuş ilişkileri doğru bir teknik adamın getirilmesinin önünü tıkıyor. Kimse profesyonel ilişkiler çerçevesinde çalışabileceği kaliteli bir hoca istemiyor takımda. Öyle olmasa zamanında Senad İbriç bu takımın başına geçmez miydi? Onu bırakın zamanında kulübe cebinden para çıkarıp veren Mirkoviç’in, tecrübeli Metin Mert’in, milli kaleci Stingaciu’nun ya da Beşiktaş’ta iki sene banko oynamış Kaan Dobra’nın bu takımın başına getirilmemesinin akla mantığa sığan bir yanı var mı?
Bakın, hayatında yeşil siyahlı formadan başkasını giymeyen Osman Çakır bile kaç senedir bünyede olmasına rağmen bu takımı tam yetkiyle çalıştırabilecek kadar göze giremedi. Demek ki İzmit’in artık vazgeçmesi gereken bazı eski değerleri de var! Hatta köhne değerler diyelim…
Kaan’ın ikinci söylediği en önemli şey şuydu söyleşide:
“Türkiye’ye milli oyuncu olarak geldim ama Kocaelispor’da oynarken beni bir kez bile milli takıma çağırmadılar. Gelip bir kez izlemediler bile. Ne zaman ki Beşiktaş’a gittim, milli takıma çağrıldım. Yine izleyen falan olmamıştı beni. Büyük takıma gitmem yetmişti.”
Görüyorsunuz, değil mi? Sistem yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada aynı işliyor. Küçük takımda oynayan büyük oyuncuya milli takımlarda ya hiç şans verilmiyor, ya da az veriliyor. Sistem futbolcuyu bu şekilde büyük takıma yönlendiriyor. Aptal değil ya, futbolcu milli takıma alınmayınca ya da yedek kulübesinde oturunca alıyor hemen mesajı.
Hafızanızı yoklayın, ne çok örneği gelecek aklınıza. Siz yoksa hala Mehmet Topuz’un, Mehmet Yıldız’ın, Gökhan Ünal’ın Fatih Terim’in oyun sistemine uyum sağlayamadıkları için mi milli takımın banko oyuncusu olamadıklarını sanıyordunuz? Emre gibi “terbiyesizlik” yapmadıkları için mi her maça yedek kulübesinde başladıklarını düşünüyordunuz? Düşünün, taşının, işin sonu aynı.
Yorumlar
Söyleyecek bir çift lafım var




