Cem Top: Çalımbay’ın çalımı

Eylül 27, 2009

cem top resimLig başlar başlamaz Galatasaray ve Fenerbahçe başını alıp gidince; Beşiktaş, Trabzonspor ve Sivasspor da bu iki kafadarla takip mesafesini uzun tutunca futbolseverin maçlardan önce merak ettiği şey zirvede puan kaybını kimin yaşayacağı oluyor.

Bir gün evvel Antalya’da ecel terleri döken Fenerbahçe, doksanıncı dakikada bulduğu golle kazanınca tüm futbol kamuoyu da gözlerini otomatikman Ali Sami Yen Stadı’ndaki Galatasaray – Eskişehirspor maçına çevirmişti. Galatasaray için çok kolay maç olması da beklenmiyordu. Maçtan önceki düşüncemiz Rijkaard’ın kapsamlı bir rotasyon uygulamasına gitmesi durumunda sarı-kırmızılı takımın puan kaybedebileceği yönündeydi.

Takımlar sahaya çıkınca gördük ki, Hollandalı maçın hakkını veriyor. Zorunlu değişiklikleri bir yana ayırırsak Nonda – Baros farklılığı dışında hemen hemen ideal kadro. Kasımpaşa maçındaki Nonda’yı hatırlayanlar Baros’un kulübede titreyen haline de “normaldir” diyebilirler ki, çok da haksız sayılmazlar. Rakip Eskişehirspor’da maç önü ilk göze çarpan ise teknik direktör Rıza Çalımbay’ın “Boğulacaksam büyük denizde boğulayım” düşüncesi idi. Açıkçası maçın sonucu ne olursa olsun Rıza Çalımbay’ın bu düşüncesini alkışlamak gerekiyor.

Önceki haftalarda Galatasaray analizlerimden birini “Bu Galatasaray’ı defans yaparak durdurmayı planlayan ligimiz çalıştırıcılarına Allah kolaylık versin” cümlesiyle bağladığımı hatırlıyorum. Rıza Çalımbay’ın sahaya sürdüğü on birde tam dört tane forvet oyuncusu vardı. (Ümit Karan, Youla, Burak, Mehmet Yılmaz) Adına ister “cüret” ister “cesaret” deyin Galatasaray gibi “gol makinesi” sıfatını hak eden bir takıma karşı dört forveti birbirinden değişik görevlerle donatarak sahaya sürmek yürek ister. Bu yürekliliği gösteren Rıza Çalımbay, devreye müthiş kişisel hataların getirdiği golle 1-0 geride girmesine rağmen düşüncesinden taviz vermedi. 56’da Mehmet Yılmaz’ın ayağından golü bulunca da kademe kademe defansif önlemleri arttırdı. Maçın uzatma dakikaları oynanırken Eskişehirspor kendi altı pası içinde savunma pozisyonundaydı artık.

Maça dair bir başka ilginç saptama; dezavantajlı duruma düşen Çalımbay’ın taktik değişikliğe gitmesi, buna karşılık Frank Rijkaard’ın sistemden ziyade isimler üzerinden bir yenilenme çabasına girişmesiydi. Maça defansın önünde Doğa, orta alanın ortasında Mehmet, Bülent, Burak üçlüsü ve ileri uçta Youla – Ümit ikilisiyle 4-1-3-2 gibi başlayan Eskişehirspor, ikinci yarıya çıktığında Mehmet Yılmaz hedef santrfor olmuş sistem de çoktan 4-3-3’e dönmüştü. Skor 1-1’e geldikten sonra Nonda’nın yanına Baros’u sürerek Rijkaard’ın da taktiksel bir hamle yapacağını düşünenler yanıldılar. Bu noktada bir yetersizlik ya da zaaf aramanın fazlaca manası yok. Galatasaray teknik direktörü 6 da 6’yı getiren sistemine ve oyuncu kadrosuna duyduğu güvenle böyle bir ısrarda bulunmuş olabilir.

Galatasaray taraftarlarında Fenerbahçe’nin 2 puan gerisine düşülmesi sebebiyle bir hayal kırıklığı yaşanıyor ama realite yedi maç oynayan Galatasaray’ın 6 galibiyet ve 1 beraberlik almasıdır. Bu sebeple sarı-kırmızılı renklere gönül vermiş milyonlara gönül rahatlığıyla “Enseyi karartmayın” diyebiliriz. Herhalde kimse sezon başında Galatasaray ve Fenerbahçe’nin 34’te 34 yaparak foto-finişe girmesini falan beklemiyordu değil mi? Şaka bir yana hafta sonunda izlediğim Fenerbahçe ve Galatasaray’a bakınca ve Avrupa Kupalarını da hesaba katınca daha çook puan kayıpları yaşanabileceğini düşünüyorum.

Yorumlar

bir yorum to “Cem Top: Çalımbay’ın çalımı”

  1. Fatih Topçu on Eylül 27th, 2009 10:36 pm

    Uefa kupası şampiyonluğumuzda Hagi’nin ne kadar payı varsa, Popescu’nun da o kadar payı vardı. Maç boyu Servet’in her oyunu başlatma ya da uzun top atma çabası sırasında sinirden delirdim resmen.. Biri Servet’den şu topu alsın..

Söyleyecek bir çift lafım var