Aysun Başaran: Ne Zaman Düşman Olduk?
Nisan 17, 2008
Üç büyük takım arasındaki tatlı rekabet uzun yıllardır süre gelmekte; ama artık bu rekabete “tatlı” demek belki de pek uygun düşmüyor. Her takımın taraftarı bir diğer takımı neredeyse düşman gibi görüyor.
Galatasaray’ın henüz UEFA kupasını almadığı, milli takımın dünya üçüncüsü olmadığı günlerde, Türk takımları Avrupa arenasında henüz pek bir varlık gösteremezken, üç büyüklerin kendi aralarındaki maçlarla ve tuttuğumuz takımın Türkiye ligi şampiyonu olmasıyla ilgilendiğimiz zamanlarda da düşman mıydık?
Bir Türk takımı Avrupa’ya gittiğinde, yabancı takımlarla maç yaptığında sanki milli takımmış gibi desteklerdik, ne de olsa ülkemizi yurt dışında temsil ediyordu. Türk takımlarının Avrupa kupalarında yaptığı maçlar milli maç havasında geçerdi. Hangi takımı tuttuğumuz fark etmezdi, o gün hepimiz Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Trabzonsporlu olurduk. Yoksa olmaz mıydık?
Üç büyükler arasındaki en ılımlı takımı tuttuğumdan belki de ben eskiden kardeş olduğumuzu sanıyordum. Ama bugün artık kardeşliğimizden ben de şüphe ediyorum. Beşiktaş Liverpool’dan 8 gol yedi diye, Chelsea Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden eledi diye ya da Galatasaray UEFA kupasını kazandığı günlerinden çok uzak diye sevinen sayısız taraftar görüyorum. Bu listeyi uzatmak da çok kolay, hatta milli takımda kendi tuttuğu takımdan az, rakip takımdan fazla futbolcu var diye, milli takımı desteklemeyenler bile var.
Futbol rekabet oyunu, elbette üç büyükler arasındaki rekabet de Türkiye liginin vazgeçilmezi. Derbi maçlardan sonra rakip takım taraftarını kızdırmak ya da bir takımın başarısızlığını tiye almak futbolun eğlencesi. Ancak bir takımı düşman gibi görmek, yurt dışında dahi başarısızlığıını istemek?
Neden bu hale geldik diye sorduğumda; kimi hep böyleydik diyor, kimi ise nerede o maçları aynı tribünde kol kola izlediğimiz günler diye iç geçiriyor. Bazıları eskiden beri bu düşmanlığın süregeldiğini söylese de ben yine de bu derece büyük bir çatışmanın yakın tarihte başladığını düşünüyorum. Bunda da değişen Türk insanı profilinin yanısıra kulüp yöneticilerinin tavırlarının ve medyanın büyük etkisi var.
Günümüz insanı sadece kendi çıkarını düşünüyor, kendi başarısını istiyor, herkesi kendine rakip görüyor ve başarının rakiplerinin başarısızlığıyla geleceğine inanıyor. Tuttuğu takımı da kendiyle özdeşleştirip, ondan sonsuz başarı beklerken, rakiplerinin başarısızlığıyla da mutlu oluyor. Kişinin mutlu ve sağlıklı bir birey olmak için nasıl olması gerektiği konusu bir yana; gözden kaçan önemli bir nokta daha var; futbol bir deşarj olma ve eğlence aracı, bunu stres kaynağı haline getirmemek, zarar veren bir yapıya sokmamak gerekiyor.
Ben “tatlı” rekabet günlerini özledim…
Yorumlar
Söyleyecek bir çift lafım var




