Mevlüt Sarı: Herkes Aynı…
Ocak 30, 2010
Maçı analiz etmek istiyordum aslında ancak, Mustafa Denizli Tabata ve Nihat‘ı oyundan alıp, Holosko ve Necip‘i sürene kadar analize değer bir oyun ortaya konmadığından beyaz leblebisi çok daha yoğun karışık çerez tabağındaki biraz karıştırınca çıkan 3-5 fındık tanesi ile idare ederek yüzümüzü Kongre’ye çevirelim…
Ege Görgün: Hasetimden kelepçeler eskittim…
Ocak 27, 2010
![]()
Yasağı, tabusu, töresi çok toplumların yumuşakkarnıdır: Hayatta kalmak için ikiyüzlülüğe sarılmak zorunda kalırsınız. Dışlanmamak, ayıplanmamak, kendinizin ya da temsil ettiklerinizin statükosunu zedelememek için düşündüğünüzü söyleyemez, söylediğinizi düşünmezsiniz. Yaptığınızı söylemez, söylediğiniz yapmazsınız veyahut…
Bir okuyucu yorumu. Hikayesini buradan paylaşmak istedik…
Ocak 27, 2010
Futbol Futbol Futbol..
7 yaşımdan bu yana futbolsuz bir gün geçirdiğimi hatırlamıyorum. Küçükken televizyonlardan izlediğim maçlarda oynayan oyuncuların yerinde olduğumu hayal ederdim. Bu isteğim ailem tarafından onaylanmadığı için şanssızdım ama mücadelemi bırakmak hiç aklımın ucundan geçmemişti.
Yetkin Paker: Kardelenler
Ocak 25, 2010
İstanbul kara teslim oldu. Yollar kapandı. Okullar, uçaklar, deniz ulaşımı iptal oldu veya aksadı, maçlarsa oynandı…
Mevlüt Sarı: Beşiktaş’ın Gerçek Sahibi!
Ocak 24, 2010
Milliyet yazarı Nilay Yılmaz 21 Ocak 2010 tarihinde yayınlanan son yazısında Yıldırım Demirören‘in TELEGOL’de yaptığı açıklamalar üzerinden 6 yıllık rezaletlerin nasıl bir zihniyetle geldiğini göz önüne serdi aslında… Kongre öncesi yazacak bir şey bırakmadı sağolsun. Onun yazısından bize arta kalan, rezaletlerden oluşan karışık çerez tabağındaki beyaz leblebi ile idare edelim birazcık.
Cem Top: Nonda’ya rağmen 3 puan
Ocak 24, 2010
![]()
Ali Sami Yen Stadında oynanan Galatasaray – Gaziantepspor karşılaşması, ilk 45 dakikası itibariyle beklentilerimizi karşılamadı. Karşılaşma öncesi düşüncemiz, Galatasaray’ın oyunu rakip ceza alanı çevresine yıkarak, kırmızı-siyahlıların ise etkili kontrataklar geliştirerek gol bulabileceği yönünde idi.
Her ne kadar takımlar ilk 20 dakika içinde karşılıklı olarak ikişer net pozisyonu harcadılarsa da ilk yarıdaki “ofansif zenginlik” bu akınlarla sınırlı kaldı. Gaziantepspor cephesinde Julio Cesar‘ın merkezi santrfor olarak görevlendirildiği hücum hattı kanatlarda Olcan ve Ahmet Arı ile destekleniyor ve bu hattın gerisindeki Zurita, Serdar, Erman üçlüsü orta alanın yükünü çekiyordu.
Buna mukabil Galatasaray’da Rijkaard, kupa maçlarında etkili bir futbol ortaya koyan kadroyu bozmak istememiş, sadece Servet‘in yanında Neill‘e görev vererek takımını sahaya sürmüştü. Sarı-kırmızılı takımda Elano‘nun bir kez daha Mustafa Sarp‘a yakın oynaması sarı-kırmızılı taraftarlar üzerinde defansif kaygılar yarattıysa da Ahmet Arı’nın 34. dakikada gördüğü kırmızı karttan sonra bu endişeler boşa çıktı. Kırmızı-siyahlı genç futbolcu, bir anlık öfkesinin bedelini oyun dışı kalarak ödediği gibi kalan dakikaları baskı yiyerek geçiren takımına da faturanın bir kısmını ödetti. Kırmızı kart sonrası Julio Cesar De Sousa‘yı ileri uçta tek bırakmak zorunda kalan Gaziantepspor, 4-3-3′ten 4-4-1 sistemine yumuşak bir geçiş yaptı.
İkinci 45 dakikaya da baskılı şekilde başlayan Galatasaray’da bu maç için Arda‘nın yıldız apoletlerini ödünç alan Caner‘in etkili futboluna tanık olduk. Sol bekte adeta harcandığı maçların aksine, kendine güveni üst düzeyde olan bu futbolcu çabukluğu ve adam eksiltme özelliği sayesinde önce sol kanattan daha sonra ise göbekten geliştirdiği ataklarla rakip defansı karıştırdı. Günün “facia” isimlerinden Nonda’nın 59′da kaçırdığı penaltıyı da Caner Erkin yaptırdı. Bu karşılaşma öncesi görüşümüz; Galatasaray’ın eksik kadrosuna rağmen dripling yetenekleriyle öne çıkan futbolcuları sayesinde Gaziantepspor defans yerleşimini bozacağı ve çok pozisyon bulacağı şeklindeydi. 90 dakika geneline bakınca sarı-kırmızılıların hatırı sayılır gol pozisyonlarından Nonda’nın formsuzluğu sebebiyle yararlanamadığını görüyoruz. Futbol kamuoyunun geneli Jo’nun gelişini “Nonda’yı hırslandıracak bir faktör” olarak görürken bu futbolcunun her geçen gün geriye gitmesi kafalarda soru işaretleri yaratıyor. Galatasaray yönetiminin olası bir Giovanni Dos Santos hamlesi, Nonda’nın Gaziantepspor maçındaki performansından sonra taraftar nezdinde de iyice haklı temellere dayanacak. Anlayacağınız, bu maçtaki kötü performansı nedeniyle bir ara taraftarlardan da tepki gören Nonda bir anda “en zayıf halka” halini almış durumda.
Defansın yeni ismi Lucas Neill‘e gelirsek, ilk maçı itibariyle etliye sütlüye karışma işini daha çok Servet Çetin‘e bıraktığını ve bizce doğru yaptığını söyleyelim. Galatasaray’lı yöneticilerin bu transferin yapılmasına önemli bir gerekçe olarak gösterdiği “geriden oyun kurma” konusu ise hala değerlendirilmeye muhtaç. Gaziantepspor’un 10 kişi kaldıktan sonra zorunlu olarak kendi yarı alanında savunmaya çekilmesi Lucas Neill’i tüm yönleriyle izlememize mani oldu. Haftalar ilerledikçe bu futbolcu hakkındaki yorumlarımız da genişlik kazanacak. Bu noktada, Avustralya milli takım formasını 50 kez giymiş, neredeyse futbol hayatının tamamını Ada’da geçirmiş Lucas Neill’i değil, Galatasaray forması altındaki Lucas Neill’i değerlendireceğimizi belirtmeliyiz. Yoksa Galatasaray son dönemde öyle isimlerle anlaşmaya başladı ki, bu isimleri “sarı çizmeli Mehmet Ağa” nitelemesiyle masaya yatırmak bile abesle iştigal.
Madalyonun Gaziantepspor yüzünü çevirdiğimizde, ara transfer döneminin sonuna yaklaşılmasına rağmen Jose Couceiro ve yönetimin takımı henüz organize bir görüntüye kavuşturacak hamleleri yapamadığını görüyoruz. Tabata’nın astronomik bir bedelle Beşiktaş’a satılmasının ardından doğan oyun kurucu boşluğu, her geçen gün büyüyor ve bu esnada puanları da yutuyor. Format gereği Julio Cesar’ı desteklemekle görevli isimlerin de bekleneni verebildiği söylenemez. Julio Cesar yakınlarında duvar olacak kimseyi bulamayınca Gaziantepspor akınları da başlamadan bitiyor. Galatasaray karşısında 92 top kaybıyla oynayan takım, yatıp kalkıp maçı 1-0 kaybettiğine dua etmeli. Belki ilk dakikalarda Caner’in getirip Nonda’nın kafasına teslim ettiği top gol olsa ya da Nonda penaltıyı gole çevirebilse kaybedilen 3 puanın karşılığı skor tabelasında çok farklı biçimde yazılacaktı. Gol bölgesinde Beto gibi bir alternatif varken, birbiri ardına forvet transferi yapılması da bizce hata. Gaziantepspor bir an evvel Julio Cesar – Beto ikilisiyle 4-4-2 dizilişine geçmeyi denemeli ve ara transfer bitmeden yerli ya da yabancı bir “playmaker” ile kadrosunu takviye etmeli.
Ege Görgün: Son 20 yılın en iyi Anadolu takımı yabancıları
Ocak 23, 2010
![]()
Ege Görgün, Goal.com okurları için son 20 yılda Anadolu takımlarına gelmiş yabancı futbolculardan en iyilerini seçti ve ilk onbirini oluşturdu…
Aytekin Akay: Fatih Tekke… Değer mi değmez mi?
Ocak 22, 2010
Yine bir Trabzonlu futbolcu ve yine kurum futbolcu savaşı. Uzağa gitmeyin, yakın dönemde Hami Mandıralı Özkan Sümer yönetiminin benzer bir kavgası vardı. Hami Mandıralı kalmak istiyordu, Sümer ve yönetimi gitsin düşüncesindeydi.
Trabzonspor’da teknik direktörler değil, başkan ve yönetimler istemedikten sonra kimse orada duramaz. On sene önce de böyleydi, şimdi de böyle. Onun için bugün olanları siz bir yerlerden hatırlarsınız. Hem Trabzonlu futbolcu olarak Trabzonspor’da oynamak zor. Hüseyin’in Hasan’ın olmaması, Tayfun’un yuhalanması hepsi tesadüf olamaz herhalde.
Ve eski oyuncuların hemen hepsinin kurumun vefasızlıklarından çekmesi de tesadüf olamaz. Hami Mandıralı’nın sevenleri sevmeyenleri yarı yarıyadır. Serdar Bali, Ali Kemal Denizci, Necati Özçağlayan, Kadir Özcan, Güngör Şahinkaya, Soner Boz, seversiniz sevmezsiniz hepsinin Trabzonspor’la değil ama idare edenlerle husumetleri olagelmiştir.
Yeni düşman Fatih Tekke, hayırlı olsun. Ondan sonra sırada Gökdeniz Karadeniz var, bunu da bir yere yazın.
Trabzonlu oyuncuların çektiği yönetimler çekmedi mi? 96’da Faruk Özak ve ekibini Trabzon’dan Cenevizliler mi sürdü?
Dünya üçüncüsü Şenol Güneş, ligin dördüncü haftası istifa ettirilmedi mi?
Aynı şeyler değil mi?
Gelelim Fatih Tekke’ye..!
Kardeş bak sen dünyanın her yerinde oynarsın neden illa Trabzonspor’da oynamak istiyorsun onu da anlamıyorum.
Bir kere sana 2 milyon Euro bonservis bedelini reva görenler sana hakaret ediyor farkında değilsin..!
Tuttun basın toplantısı yapıp, haklıyken haksız duruma düşdün. Oradaki acemeliğini de anlamış değilim.
Millet diyor ki, dünyada Alanzinho’dan daha yetenekli ve daha ucuz Brezilyalılar var. Adamı Norveç’te karanlıklar içinde bulmaları bir tarafa 4 milyon Euro da bonservis ödüyorlar, sen ise 2 milyon nasıl ediyorsun?
Gabriç 2.5 milyon Euro, sen 2 milyon Euro.
Basın toplantısında sırf bunu deyip kalksaydın daha hayırlı bir iş yapmış olurdun, bilesin.
Gabriç, Cale gibi ortalama Hırvatlar bulunuyor, sen kulüpten içeri adımını atamıyorsun!
Zamanında Recep Çetin’leri, Zafer’leri, Bülent Uygun’ları, Ivan’ları, Lange’leri, Liçkin’leri, Petronoviç’lere tonlarca para verip gönderen kurumun geleneklerine ne kadar da bağlı yoluna devam ettiğini görmek de güzel..!
Onun için gelmemem bence gelmenden daha hayırlı. Rusya’dasın, onlar demirleri, perdeleri yıktılar. Daha dün Trabzon’da dilenci gözüyle baktığımız Ruslar senin değerini Trabzon’dan daha iyi bilir. Dolaşacaktın Meydan’da da, dolaş St Petersburg Meydanı’nda. Gidecektin Sürmene’ye, Köprübaşı’na gitmeyiver. Açılacaktın Karadeniz’e açıl Baltık Denizi’ne.
Hem Şenol Güneş seni istediğini de söylemiş.
Sorumluluk hocadan da gittiğine göre.
Son kez sana birkaç öneri;
Bir daha basın toplantısı yapma
Olayı kişilere indirgeme
Derin Trabzonspor’la uğraşma.
Ve Rusya’da kal ya da Brezilya’ya git, topçu görsünler,
Ama ne olur 2 milyon Euro’ya gitme, üzülürüm.
ERMAN TOROĞLU: “Benim tek hatam var, kitap yazmıyorum.”
Ocak 20, 2010
Bir kesim tarafından çok fazla şey hakkında çok fazla şey konuşuyor diye eleştiriliyor hep Erman Toroğlu. Ama onu halkın sevip güvendiği bir figür yapan da bu sivri dil ve fütursuz tavır. Onunla karşılıklı sohbet ettiğinizde, bugüne kadar duyduklarımızın aysbergin yalnızca suyun üstünde kalan kısmı olduğunu görüyorsunuz. Meğerse bugüne kadar bildiklerinin, söyleyebileceklerinin ve söylemek istediklerinin çok azını paylaşmış bizimle. Teyp çoğunlukla kapalıyken ama bazen de açıkken su yüzeyinin epey bir altına indiğimiz oluyor. Toroğlu açık sözlülüğüyle bir Pazar akşamı klasiği yaşatıyor bize. Bir afallıyoruz, bir toparlıyoruz. Böyle sürüp gidiyor sohbet…
Ege Görgün
Cem Top: Emre Çolak diye bir genç adam!
Ocak 17, 2010
Galatasaray’ın sahasında Denizli Belediyespor ile oynadığı maç öncesi karşılaşmaya formaliteden öte bir anlam yükleyen, bir başka deyişle bu maçta sürpriz bekleyen kimselerin olmaması Galatasaray’dan öte Denizli Belediyespor’un durumuyla yakından ilgiliydi.




