Cem Top: Çanlar Daum için çalıyor

Kasım 29, 2009

cem top resim 

Yılmaz Vural dediğini yaptı, Fenerbahçe maçını kazandı. Üstelik öğrencileri yakaladıkları pozisyonların üçünü atarken, beşini de kaçırdı. Bir önceki hafta kaleme aldığımız derbi değerlendirmesinde, Beşiktaş’ın üçüncü golü attıktan sonra gözle görülür biçimde hız kestiğini vurgulamıştık. Seyircisiz maçta Kasımpaşa aynı hareket tarzını benimsemedi ancak forvetlerinin becerisi sadece 3 gol yapmaya yetti. Yoksa buldukları pozisyonların sayısı belki Beşiktaş’ın bulabileceklerinden de fazlaydı.

Read more

Mevlüt Sarı: Endişeden, Coşkuya Bir Akşam

Kasım 26, 2009

 Mevlüt Sarı

Dile kolay ligdeki son galibiyet 17 Nisan 2005′teki 4-3′lük destansı karşılaşma ile alınmış, İnönü’deki son galibiyet ise Del Bosque ile yaşanmış. Rıza Hoca, Tigana, Ertuğrul Hoca ve Mustafa Denizli bu maça kadar İnönü’de Fenerbahçe galibiyeti görmemişlerdi. Bu garip istatistik Beşiktaş taraftarının üzerine de garip bir duygu zerk etmişti maç öncesi.

Read more

Ege Görgün: Milli-Teri(z)m (4-4-2 Dergisi Kasım Sayısı)

Kasım 24, 2009

Ege Görgün

Geçen ayın en önemli futbol olayı neydi diye düşününce akla iki şey geliyor: Milli takımımızın Dünya Kupası’na gidemeyişi ve Fatih Terim’in istifası. Peki hangisi daha önemli gerçekten?

Yanıt aramanıza hiç gerek yok. Çünkü asıl sıkıntı yanıtın zorluğu değil, böyle bir sorunun sorulabiliyor olması.

Milli takım ve Dünya Kupası söz konusuyken, bir teknik adamın istifasının ne önemi olabilir ki?

Ama bakıyoruz gazeteler televizyonlar takımımızın düştüğü aciz durumdan çok Terim’in istifasına yer vermişler. Neden, nasıl gidemediğimiz değil, istifanın nedenleri, nasılları konuşulmuş yalnızca.

Çünkü Fatih Terim çoktan önüne geçmiş milli takımın. Terim çok şey söyleyeceğini ima edip hiçbir şey söylemediği bir basın toplantısıyla bu magazinel curcunayı biraz daha uzatmayı becermiş üstelik. Magazinden kolay üretilen tüketilen bir şey mi var. Medya da ve kamuoyu da bu sürecin üstüne mal bulmuş mağribi gibi atlamış. Hatta yalan transfer haberleriyle, istifanın sebebiyle ilgili yersiz tevatürlerle karınca kararınca katkıda bile bulunmuşlar sürece.

Başarısızlığın değil de Terim’in konuşulması çok kişinin işine gelmiş tabi. En başta da bu başarısızlığın mimarlarının… Bu hesabı önceden yaptıkları için en baştan beri, hiç seslerini çıkarmamışlar Terim’in yaptıklarına, tıpkı onun bazı talebelerinin ayıplarına ses çıkarmadığı gibi. Hatta insanların milli takımdan soğuması pahasına öne çıkarmışlar, pohpohlamışlar, kollamışlar Terim’i. Aslında insanların soğuduğu milli takım değil Terim imiş ama artık Terim demek milli takım demek gibi olduğundan aradaki farkı onlar da ayırt edemez olmuşlar.

Peki farkı ayırt edemeyenler bir tek onlar mıymış acaba?

Cem Top: Kibrinin altında kalan takım Fenerbahçe

Kasım 24, 2009

cem top resim
Dev derbinin sonunda “haklı çıkanlar” listesinin başına Fenerbahçe teknik direktörü Christoph Daum’un adını yazmak lazım. Fenerbahçe soyunma odasındaki taktik tahtasına da “Konuşanlar” diye bir başlık atıp altına; Güiza, Alex ve Kazım’ın isimlerini…

Hafta içi Daum’un “Beşiktaş çok iyi takım. Son haftaların en formda ekibi. Bir puan alırsak iyidir.” açıklamalarına nazire yaparcasına rakipleri Beşiktaş’ı küçümseyen demeç verme yarışına giren bu isimler, sahada izlediğimiz taş gibi Beşiktaş’ın da müsebbibi idiler. Futbolda, içinde bulunduğu durum ne olursa olsun rakibe saygı göstermek gerektiğini profesyonel futbolculara anlatmanıza gerek yoktur. Tıpkı Kazım misali, ne rakibine ne takımına ne kendisine ne de hakemlere saygı duyan bir futbolcuya ezeli rekabeti anlatmaya çalışmanın mantığı olmadığı gibi.

İnönü Stadındaki mücadele öncesi yaptığımız analizde; derbinin şifresi olarak “Kanatlar” kelimesini seçmiş, Alex’in adam markajı ile pasifize edilebileceğine dikkat çekmiş, bu durumda Emre’nin üzerine yük binebileceğini belirtmiş ve hatta Beşiktaş’ın çektiği gol kısırlığı konusunda Trabzonspor deplasmanında izlediğimiz İsmail Köybaşı’nı çözüm yolu olarak göstermiştik.

Maç sonrası bir otokontrol yapmamız gerekirse; maçın sonucunu kanatların belirlediğini, Fink’in etkili markajı ile Alex’i bitirdiğini, Emre’nin metabolizmasının artan yükü taşıyamadığını ve İsmail Köybaşı’nın yokluğunda o kanadı kullanan İbrahim Üzülmez’in derbiyi 2 asistle tamamlayıp Beşiktaş’ın bu sezon ilk defa 3 gol attığını tespit etmek gerekiyor. Benzer biçimde “Derbinin şifresi: Kanatlar” başlıklı analizimizde; “Tabii Denizli yine bildiğini okuyacak ve hedef santrfor kullanıp bu ismi solda Yusuf sağda Serdar gibi güçsüz ve temposuz isimlerle desteklemeye kalkacak olursa ibre Fenerbahçe’ye döner” cümlesiyle belirttiğimiz çekinceler de maçın gidişatı üzerinde etken faktörler oldular.

Siyah-beyazlı takım, maçın ikinci 45 dakikasına 3 gol sığdırırken Yusuf’un oyun kurucu pozisyonunda olup, Serdar Özkan’ın da 46’da yerini Tello’ya bıraktığını unutmamak lazım. Genel itibariyle 4-1-4-1’e yakın bir sistemde oynayan Beşiktaş, defansın önündeki Fink’i top Fenerbahçe’de iken Alex’e yapıştırdı ve bu uygulamadan netice aldı. Her ne kadar Fenerbahçe kaptanı maç sonunda “Fink, beni tutmaktan başka bir şey yapmadı.” demecini verse de ben şahsen hem Alex’i bitirip hem de 54’teki o muhteşem golü atan futbolcunun alkışlanması gerektiğini düşünüyorum. Klasik düzenindeki Fenerbahçe’de ileri uçtaki Kazım maç başında Ferrari ile girdiği mücadelelerin hepsini kaybedince şansını kanatlara deplase olarak denemek istedi ancak bu kez de Fink’in göz hapsindeki Alex dışında ceza sahasına girebilecek sarı-lacivertli futbolcu kalmadı. Yerini kaybederek oynayan Mehmet Topuz ve devamlılık sorunu yaşayan Santos da çoğu zaman yalancı presten ötesine yanaşmayınca tüm yük Cristian ile Emre’nin üzerine bindi.

İlk yarıya fırtına gibi başlayan Beşiktaş, 15.dakikadan sonra durulurken bunda Emre ile Cristian’ın topla oyuna çıkışları ve yaptıkları yerinde preslerin etkisi büyüktü. Ancak ikinci yarıda Tello’nun da oyuna girişiyle Beşiktaş’ın pas yüzdesi artınca bu ikilinin dolaşması gereken alan da büyüdü, akabinde Emre’nin sakatlığı geldi. Bu sakatlık sonrası Kazım’ın yaptığı sorumsuzluk, Fenerbahçe açısından maçın neticesini belirledi. Beşiktaş’ın attığı üçüncü golün ofsayt olduğunu belirtmek lazım ama 3. golden sonra siyah-beyazlı takımın bilerek ve isteyerek 4’ü 5’i kovalamadığı da dikkate alınmalı.

Elbette ki, maçın teknik-taktik ayrıntıları masaya yatırılarak sebep-sonuç ilişkisi bağlamında bir sürü saptama yapılabilir. Fakat “Bu maçın sonucunu belirleyen birincil gelişme neydi?” diye soracak olursanız cevabım, “Fenerbahçe cephesinden yükselen kibirli açıklamalar” olur. Lige verilen arayı bol bol tatil yapıp 3 kıtaya dağılarak geçiren Fenerbahçeliler “Nasıl olsa yeneriz” fikrine kapılıp bunu da kamuoyu ile paylaşmakta sakınca görmeyince zaten 7 puan geride olmanın psikolojisiyle maça asılmak zorunda olan Beşiktaş’ı bir kat daha motive ettiler. Bu sonuca şaşırmamak lazım.

Aysun Başaran: Beşiktaş taraftarının derbi anındaki endişesi

Kasım 24, 2009

aysunbg.jpg
Bir futbolsever refleksidir lig fikstürü çekilir çekilmez derbi maç haftalarını kontrol etmek; sonra da o haftalara başka program denk getirmemeye çalışılır. Her hafta maç izlenir ama derbi maçlar başkadır, ne de olsa hep bir sürpriz barındırır içinde. Her zaman seyir zevki vermese de verme ihtimali cezbeder taraftarı…

Read more

Abdullah Malçok: Kocaelispor’da güçlü bir konsorsiyuma ihtiyaç var

Kasım 24, 2009

Abdullah Malçok
Kocaelispor’un hali içimizi sızlatmaya devam ediyor.

Tahmin edersiniz ki, bir takımın taraftarı olup ta.

Hele bu takım Kocaelispor’sa…

Read more

Burak İşyar: Liverpool-Man.City, ya da al birini vur ötekine

Kasım 24, 2009

Burak İşyar

Beni tanıyanların ya da en azından daha önce herhangi bir Premier League (PL) yazımı gözden geçirmiş olanların tahmin edebileceği gibi bu sezon PL maçları arasında en tarafsız gözle izleyebileceğim maçtı geçtiğimiz Cumartesi günü oynanan Liverpool-Man.City karşılaşması.

Read more

Burak İşyar: Henry, ben sana futbolcu olamazsın demedim ki…

Kasım 21, 2009

Burak İşyar

Artık 32 yaşına gelmiş, 17 yaşından beri dünyanın önde gelen futbol takımlarında oynamış, Fransa milli takimi ile Dünya ve Avrupa şampiyonu ve Barcelona ile Şampiyonlar Ligi şampiyonu olma başarılarını göstermiş bir oyuncuyu “geldiği yeri hazmedememiş” ve “iğrenç” bulan bir tek ben miyim acaba?

Read more

Bora İşyar: Henry’nin ‘adam olamamasına’ dünyadan tepkiler

Kasım 21, 2009

bora işyar
Dün akşam bir yenisine tanık olduğumuz Henry rezaletleri artık bir sürü futbolseverin ve futbol otoritesinin sabrını taşırmış olacak ki, dünyanın dört bir yanından Fransız oyuncuya tepki yağmaya başladı. Aşağıda BBC, The Independent, Guardian, ve The Times’ta bugün karşılaştığım yorumlardan bazılarının tercümelerini bulabilirsiniz. Lütfen siz de düşündüklerinizi bizimle paylaşın…

Thiery Henry’nin Eli

BBC Sport editörü Phil McNulty: Haydi Sepp Blatter… Bu kadar utangaç olma lütfen. Biz şu anda senin ‘akıl dolu’ sözşerine muhtacız. Ben şahsen heyecan ve merakla neler söyleyeceğini bekliyorum.

Eski İskoçya Hakemler Derneği Başkanı Kenny Clark: Oyuncular bu tip hareketleri sonucunda cezalandırılmadıkları sürece, bu işler böyle devam eder. FIFA’nın bu konuda çok ciddi adımlar atması gerekiyor…Kimse banim Henry’nin niyetinin kötü olmadığına inanmamı da sağlayamaz. Zaten bütün olayın en çirkin yanı Henry’nin gol sonrası sevinciydi. Umarım yaptıklarından az da olsa utanıyordur.

Eski Fransız Milli Oyuncu David Ginola: Gerçekten utanç duyuyorum. Bu sabah Fransız olduğum için utanarak uyandım. İrlanda Cumhuriyeti dünya kupasına gitmeyi en az Fransa kadar haketmişti. Fransa’da herkes tüm gün bu olaydan duydukları utançtan bahsettitler. Spor gazeteleri bile. Beni asıl şaşırtan ise FIFA’nın bu konudaki sessizliğini koruması.

BBC News Paris Muhabiri Stephen Fottrell: Her gittiğim yerde Fransızların İrlandalılardan özür dileyip, utanç içinde olduklarını söylediklerini işitiyorum. Fransız gazetelerinin başlıklarında ise hep aynı tema var: Hırsız Fransa.

Arsenal’in eski oyuncularından Lee Dixon: Thierry Henry’nin yaptığı hareket ile Maradona’nın 1986 Dünya Kupası’nda yaptığı hareket birbirlerinin aynı. Her ikisi de refleks olarak değil, kasten yapılmış hareketler. Bu da her iki hareketin faillerinin de karaktersizliklerini ortaya çıkartıyor.

İrlanda Cumhuriyeti orta saha oyuncusu Kevin Kilbane: Aslında hepimiz Henry’nin topu eli ile aldığını gördük. Ben kendisine maçtan sonra topu elle mi aldığını sorduğumda bana ‘Evet ama istemeden oldu… bir refleksti sadece’ dedi. Beni asıl kızdıran dab u zaten. Maçın görüntülerini izlediğimde Henry’nin ne yapmak istediğini anlamak zor olmadı.

İrlanda Cumhuriyeti oyuncusu Richard Dunne: Henry’nin ne yapmaya çalıştığını hepimiz gördük. Şimdi ‘üzgünüm ama istemeden oldu’ demesi bana ve futbolseverlere hiçbir şey ifade etmiyor. UEFA Başkanı Michel Platini’nin istediği oldu ve Fransa dünya kupasına katılma hakkı kazandı. Bizim için ise şu anda yapacak hiçbir şey yok…

İrlanda Cumhuriyeti Teknik Direktörü Giovanni Trapattoni: Bu maçın tekrarlanması gibi birşeyin mümkün olmadığını biliyorum. (Yazarın Notu: İrlanda Futbol Federasyonu bu konuda FIFA’ya başvuru yaptı.) Benim söylemek istediğim üç şey var. Birincisi, FIFA bu tip maçlarda uzatmaya gitmemeli. Gerekirse üçüncü maç oynanmalı. İkincisi, belki artık FIFA hakemlerin video görüntülerinden yardım almalarını serbest bırakmalı. Üçüncüsü, FIFA bu tip maçlara hakem atarken çok dikkatli olmalı. Büyük maçları ancak büyük hakemler yönetir. Bu sahne, bu aşama, hakemlerin tecrübe kazanıp kendilerini geliştirecekleri bir aşama değil.

Guardian spor yazarı Richard Williams: (Yazarın Notu: Williams her zamanki gibi harika bir yazı yazmış. Fırsatınız olursa burada çok kısa bir kısmını yayınladığımız yazının tümünü okumanızı tavsiye ederim. Link: http://www.guardian.co.uk/football/blog/2009/nov/19/thierry-henry-handball-france-ireland)

Henry’nin topu eliyle iki kere düzeltmesinden ziyade, golden sonra yaptıkları bence dikkate alınmalı. Henry’nin elinde golün atılmasından sonraki saniyelerde ‘ölümsüzleşme’ şansı vardı. Adam gibi davranıp yaptığı yanlışı düzeltme şansı. Ama o tüm dünya onu izlerken ikinci yolu seçti. Aklıma hemen Robbie Fowler’ın tüm itirazlarına rağmen iptal ettiremediği penaltıyı kaleciye nazikçe teslim etmesi geldi. Faşist Paolo Di Canio’nun rakip takımın kalecisi yerde kıvranırken, hakemin oyunu devam ettirmemesine rağmen topu boş kaleye yuvarlamadığını anımsadım. Peki Henry ne yaptı? Yüzünde büyük bir gülümseme ile Gallas’ın ve arkadaşlarının yanına koşup golü kutlamaya başladı. Maçtan sonra ise ‘Evet topu elle aldım ama ben hakem değilim ki’ dedi. Evet, dotum sen hakem değilsin. Ama sen Dünya Kupası kazanmış bir takımın kaptanısın ve elinde bize sporun ne demek olduğunu gösterme şansın vardı. Sen ise bunu reddettin. Fransa’nın en büyük nişanlarından biri olan ‘Legion d’Honneur’a sahip birisinin rakipleri, kendisi, ve bu oyun için daha iyi bir şeyler yapması gerekirdi.

Çeşitli Gazete Başlıkları:

Daily Mail: Le Sahtekar

The Sun: Le Tanrının Eli

Times: Henry’nin Eli İrlanda’yı Dağıttı

Guardian: Henry İrlanda’dan Turu Çaldı

Mirror: Hırsız Fransızlar

VE REZALETİN SON NOKTASI… Thierry Henry:

Thiery Henry

“Evet, ben topu elimle aldım ama bunu görmesi gereken hakem hiçbirşey yapmadı. Bu yüzden niye suçlandığımı anlamıyorum. Bu konuyu hakemle konuşmanız gerekir.”

Bu arada son bir not:

İrlanda’nın en büyük bahis şirketi İrlanda’nın Fransa’yı eleyeceğine bahis oynayan herkese paralarını iade etme kararı aldı. Bu da yaklaşık 100,000 Sterlin demek.

Mevlüt Sarı: Milyonlarca Beşiktaşlı haykırıyor, “Bi’şey yapmalı!”

Kasım 21, 2009

Mevlüt Sarı
Moğollar’ın bir şarkısı vardır bilir misiniz? “Bi’şey Yapmalı!” derler. Aslen siyasi içeriği vardır ancak, Beşiktaş için bu şarkı, kongre öncesinde cuk oturmaktadır. Hele ki, şu bölümünden herkesin kendisine pay biçmesi şarttır;

Read more

Sonraki Sayfa »