Adana Demirspor Başkanı Bekir Çınar: “Efsane Geri Geliyor..”
Temmuz 30, 2009
Adana Demirspor, bir zamanlar Türk futbolunun en başarılı esas oğlanlarından birisiydi. Profesyonel ligler kurulmadan Türkiye şampiyonluğu ve sayısız lig ikincilikleri kazanan Demirspor, ayrıca “Yenilmez Armada” olarak anılan su topu ve yüzme takımlarıyla da varolduğu su sporlarında güçlü bir takım olarak rakiplerine korku salmıştı.
Read more
Bora İşyar: Beşiktaşlılık Duruşu
Temmuz 30, 2009
Temmuz 30, 2009
Geçtiğimiz sezon sıkça duyduğumuz sözlerden biriydi ‘Beşiktaşlılık Duruşu’. Bu sezon transfer döneminde de Mehmet Topuz’un hikayesinde çok öne çıktı. İlk duyduğunuzda, hele de Beşiktaş taraftarıysanız, hoşa giden bir söz. Bir süredir bu söz üzerine düşünüyordum. Acaba bu kulağa hoş gelen kelimelerin içi doldurulabilir mi diye…
Bora İşyar: İngiltere’de Temmuz Ayı Transfer Değerlendirmesi – 1
Temmuz 27, 2009
İngiltere’de transfer, özellikle de Manchester City’nin ‘görmemiş’ sahipleri nedeniyle Temmuz ayında inanılmaz hız kazandı. Bu yazımızda bu transferlerin ‘gerçek’ değerlerini, kendi fikrimizce, sizlerle paylaşıyor olacağız.
Arsenal
Temmuz ayında Gibbs, Ramsey ve van Persie ile kontrat yenileyen Arsenal, Adebayor’u Manchester City’e yaklaşık 25 milyon sterlin karşılığında sattı. Ben şahsen Nicklas Bendtner’e çok güvenen ve yakında çok başarılı olacağına inanan birisiyim. Ancak, yine de, Arsenal’in kupa kazanmak için özellikle forvet bölgesine katkı yapmak zorunda olduğunu düşünüyorum.
Aston Villa
Tuncay mı Downing mi derken, O’Neill sonunda kararını verdi ve Downing’i Villa’ya transfer etmeyi başardı. Her ne kadar O’Neill reddetse de, bu Ashley Young’ın başka bir takıma gideceği anlamına gelebilir. Bu arada orta saha oyuncusu Veloso’nun Villa’ya transfer olmayacağı kesinleşti. Bu arada Zat Knight’ı Bolton’a satan Villa’nın yeni bir savunma oyuncusu peşinde olduğunu belirtelim.
Birmingham City
Birmingham Ekvator ulusal takımının da formasını giyen savunma oyuncusu Giovanny Espinoza’yı transfer etmeyi başardı. Espinoza Vitesse Anheim formasını da giymiş olan başarılı bir defans oyuncusu. Temmuz ayının başında Lee Bowyer’ı da takıma katan McLeish’in en son transferi 31 yaşındaki İskoç orta saha oyuncusu Ferguson oldu. Bana sorarsanız City’nin bu seneki en iyi transfer ise kiralık olarak kadrolarına kattıkları genç kaleci Joe Hart.
Blackburn Rovers
Rovers hem Santa Cruz’u (17 milyon sterlin karşılığında Manchester City’ye) hem de Derbyshire’ı (Olympiakos’a açıklanmayan bir ücret karşılığında) sattı. Bu da takımın forvet hattının hayli zayıfladığı anlamına geliyor. Everton’dan savunma oyuncusu Jacobsen’i ve Brugge’den orta saha oyuncusu van Heerden’i bonservis ödemeden takıma katan Allardyce, forvet hattını ise Amiens’ten 20 yaşındaki N’Zonzi’yi transfer ederek güçlendirmeye çalıştı.
Bolton Wanderers
Kuzeyli ekip bu sene döret transfere imza attı: Villa’dan savunma oyuncusu Knight, WBA’in tecrübeli savunmacıları Robinson ve Rickett, ve Portsmouth’tan bonservis ücreti ödemeden transfer ettikleri orta saha oyuncusu Sean Davis.
Burnley
Premiership’in yeni ekibi Temmuz ayında dört yeni transfere imza attı: Hibernian’dan 22 yaşındaki forvet oyuncusu Fletcher, Derby’den 26 yaşındaki savunma oyuncusu Mears, Hamilton’dan 24 yaşındaki savunma oyuncusu Easton ve Manchester United altyapısından 20 yaşındaki savunma oyuncusu Eckersley.
Chelsea
Londra ekibi genç forvet oyuncusu Sturridge’i Manchester City’den transfer etmeyi başardı. Bunun yanısıra M’Boro’dan kaleci Turnbull’u bonservissiz alan Chelsea’nin en iyi transferi sol kanadın her yerinden oynayabilen Rus ulusal takımının da oyuncusu olan Zhirkov oldu. Fakat Londra ekibinin en iyi transferi şüphesiz Ancelotti… Bu arada Chelsea’nin kaptanı Terry 26 Temmuz günü Chelsea’dan ayrılmayacağını açıkladı.
Everton
Brezilyalı forvet Jo, geçtiğimiz sezonki performansının karşılığını Everton tarafından tekrar kiralanarak elde etti. Everton’ın bir diğer transferi ise 22 yaşındaki ABD’li orta saha oyuncusu Anton Peterlin.
Fulham
Fulham 25 yaşındaki İrlandalı savunya oyuncusu Kelly’i açıklanmayan bir ücret karşılığında Birmingam City’den transfer etti.
Hull City
Hull City şu ana kadar sadece Fransız ekibi Boulogne’nin 22 yaşındaki savunma oyuncusu Steven Mouyokolo.
Liverpool
Sakin bir Temmuz geçiren Liverpool’da kayde değer dek transfer hamlesi bir türlü bekleneni veremeyen Pennant’ın bonservissiz Real Zaragoza’ya gitmesi oldu.
Manchester City
Santa Cruz: 17 milyon sterlin, Tevez 25 milyon sterlin, Adebayor 25 milyon sterlin. City başarılı olablir mi? Sir Alex Ferguson’a kulak verelim: ‘Liverpool ve Chelsea’nin bizi şampiyonluk için zorlayacağını biliyorum. Arsenal her zaman ki gibi en güzel futbolu oynayacak. Manchester City… yerel bir derbiden fazlası değil ve asla olamayacak…’
Manchester United
Transfer sezonunun en başarılı takımı. Önce Ronaldo’nun yerine Wigan’dan Valencia’yı transfer ettiler. Daha sonra tekrardan bir Larsson efsanesi yaratmak için Owen’ı aldılar. Son olarak da Bordeaux’dan savunma oyuncusu Obertan’ı renklerine bağladılar. Bu arada geçtiğimiz sezon attığı gollerden sonra şımarık hareketler yapan ve Ferguson’un çok da sempati duymayacağını düşündüğümüz Manucho Valladolid’e transfer oldu.
Portsmouth
Geçen sezonki kadrosundan tam on oyuncusunu kaybeden Portsmouth’un tek transfer yaptı: geçtiğimiz sezon Blackburn forması giyen 28 yaşındaki savunma oyuncusu Mokoena.
Stoke City
Sessiz bir transfer dönemi geçiren Stoke Temmuz ayında 3 milyon sterlin karşılığında Sunderland’li orta saha oyuncusu Dean Whitehead’i kadrosuna kattı.
Sunderland
Sunderland’in iki önemli transfere imza attığını söyleyebiliriz. Birincisi, 3.5 milyon sterlin karşılığında Manchester United’dan alınan 21 yaşındaki forvet oyuncusu Frazier Campbell. İkincisi ise 5 milyon sterlin karşılığında Marseilles’den alınan 26 yaşındaki orta saha oyuncusu Lorik Cana.
Tottenham Hotspur
Transfer yapmadı.
West Ham United
Zola Temmuz ayında Macar kaleci Peter Kurucs ile Kongolu savunma oyuncusu Herita Ilunga’yı takıma kattı. Ilunga geçtiğimiz sezonda kiralık olarak West Ham forması giymiş ve başarılı bir sezon geçirmişti.
Wigan Athletic
Wigan Espanyol’lu orta saha oyuncusu Jordi Gomez’i kadrosuna katmayı başardı. Gomes geçtiğimiz sezon kiralık olarak oynadığı Swansee’de başarılı bir sezon geçirmişti. Wigan’ın Swansea’den bir başka transferi ise 30 yaşındaki forvet oyuncusu Jason Scotland. Takımın en önemli trasnferi ise İrlanda Cumhuriyeti ulusal takımında da forma giyen orta saha oyuncusu Hendry Thomas.
Wolverhampton Wanderers
Wolves hayli aktif bir transfer dönemi geçiriyor. McCharty’nin en önemli transferleri arasında İrlanda’nın yıldızı yükselen forveti Kevin Doyle (Reading’den transfer edildi), 27 yaşındaki ABD’li kaleci Hahnemann, ve Marsilya’dan alınan 23 yaşındaki savunma oyuncusu Ronald Zubar.
Hüseyin Ataş: Futbolumuzda İsim Değiştiren Takımlar
Temmuz 27, 2009
3. Lig’de şampiyon olarak 2. Lig’e yükselen Tavşanlı Belediyespor ve Tepecik Belediyespor’un isimlerini değiştirmeleri futbolumuzda isim değiştiren takımları tekrar anmamıza sebep oldu. Tepecik Belediyespor adıyla şampiyon olan İstanbul temsilcisi bundan sonra 2. Lig’de Büyükçekmece Tepecikspor adıyla mücadele edecek. Tavşanlı Belediye TKİ Linyitspor ise TKİ Tavşanlı Linyitspor olarak adını değiştirdi.
Aytekin Akay: Trabzon, Trabzonspor’u istiyor (Son Trabzonlu: Fatih Tekke)
Temmuz 25, 2009
Belki şampiyonluk gelecek, belki gelmeyecek, her şeyi kanıksadı Trabzonsporlu. Onlar güzel olan her ne varsa izlemek istiyorlar. Futboldan en çok anlayan, futbolu en iyi yorumlayan, topun gittiği yere bakmayan Trabzonlular’ın, şampiyonluk kadar, Fatih Tekke’yi istememelerini yadırgamamak lazım.
Bora İşyar: 40 Milyon Sterlinlik Buz Adam Sven Goran Eriksson
Temmuz 23, 2009
İsveçli teknik adam Sven Goran Eriksson, içinde bulunduğumuz transfer sezonunun (en azından Türkiye sınırları dahilinde) en garip hikayelerinden birinde başrolü oynamıştı. Çıkan haberler ne kadar doğruydu bilinmez ama Trabzonspor yönetiminin her an tecrübeli teknik adamı takımın başına getireceği ve bunun Karedeniz ekibinin, geçtiğimiz sezon başlamış olan, yeniden doğuş sürecini hızlandıracağı söyleniyordu. Olmadı. Aradan bir ay kadar geçti ve Eriksson bu sefer İngiltere’de sezonun en garip transfer olaylarından birisiyle karşımıza çıktı. Bir dönem İngiliz ulusal takımını da çalıştıran teknik adam İngiltere’de profesyonel liglerin en alt kademesi olan Division II’de mücadele eden Notts County’nin sportif direktörlüğüne getirildi.
Eriksson Premiership’te Manchester City’i de yönetmiş, başarısız sonuçların ardından görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Meksika ulusal takımı teknik direktörlüğü görevine de Nisan ayında son verilen Eriksson bu hafta Notts County ile 5 yıllık bir anlaşma sağladı. İsveçli teknik adam yıllık 2 milyon sterlin kazanacak. Geçtiğimiz sezon takımının ligi 19. sırada bitirmesini sağlayan teknik direktör Ian McParland ise görevine devam edecek.
Klubü bir hafta kadar önce satın alan Munto Finans Grubu amaçlarının 5 yıl içerisinde Premiership’e çıkmak olduğunu ve bunu da Eriksson’un liderliğinde başaracaklarına inandıklarını söylüyorlar. Fakat Eriksson’un CV’sine kısaca bir göz atınca bunun pek de muhtemel olmadığını söyleyebilirz. Aslında İsveçli teknik adam sözleşme fesihlerinden en fazla para kazanan futbol adamlarından bir tanesi zira son üç yıl içinde Meksika Futbol Federasyonu’ndan 2 milyon sterlin, Manchester City’den 1.7 milyon sterlin, İngiltere Futbol Federasyonu’ndan da 3.75 milyon sterlin tazminat almayı başarmıştı.
Erikkson bu işi para için değil, zorluğu açısından kabul ettiğini iddia ediyor. İmza töreninde gazetecilere adeta eski bir Türk filminden çıkmış bir replik sunan Eriksson (‘Ben size birgün Premiership’e döneceğim demiştim. Bunun için zor bir yol seçtim ama yine de hedefe ulaşacağım’) klubü yeniden yapılandırmayı ilk hedefi olarak belirlemiş. Zaten teknik adamın Lazio ve Benfica’da yaşadığı başarılardan sonra, sahada oynanan futbol konusunda çok da başarılı olduğunu iddia edemeyiz.
İlk olarak Eriksson’un İngiltere ulusal takımının başında yaptığı inanılmaz işler tartışılmıştı. 2004 Almanya Dünya Kupası’na sadece iki forvet oyuncusu götüren (ki bunlardan birisi Theo Walcott idi) teknik adamın, ‘takımın lider oyuncularından’ çeşitli maçlar için taktik belirlemelerini istemesi bu görevden zengin bir futbol adamı olarak ayrılmasını sağladı. Manchester City’yi satın alan Thaksin Shinawatra Eriksson’a 40 milyon sterlinlik bir transfer bütçesi sağladı. Eriksson’un yaptığı felaket transferler ve takım oyunu ile hiç alakası olmayan bir taktik anlayışı belirlemesi onun Manchester’daki sonunu hazırladı. Herkes bu maceranın Eriksson’un futbolun üst seviyelerdeki macerasının sona ermesi anlamına geldiğini düşünürken, o Meksika ulusal takımının başına geçti. Sonuç: Meksika gruplara o kadar kötü başladı ki Dünya Kupası’na katılamaması hayli muhtemel. Ancak Eriksson bu işinden de servetine servet katarak ayrılmayı başardı. Ve şimdi İngiltere’nin en eski klubünün sportif direktörü olan Eriksson’un kontratınının sonuna kadar bu görevde kalmasına bahis şirketleri 1’e 150 oran veriyorlar; 5 yıl dolmadan görevden ayrılacak diyenler ise 1’e 20’den bahis oynayabiliyorlar.
Eriksson şu ana kadar sadece İngiltere’de 40 milyon sterlin kazandı. Bu da onun ünlü futbol yazarı James Lawton tarafından ‘40 milyon sterlinlik şaka’ olarak adlandırılmasına yol açtı. Görünen o ki bu şaka henüz bitmiş değil, bitecek gibi de gözükmüyor. Her başarısızlıktan sonra daha fazla sorumluluk taşıyan ve daha fazla maddi getirisi olan görevlere getirilen Eriksson’u Ocak ayında işlerin kötü gittiği bir Real Madrid takımının başında görürseniz şaşırmayın zira dünyadaki hiçbir futbol yöneticisi Eriksson’a Perez kadar tazminat veremeyecektir.
Güle Güle Vedat Ağabey!
Temmuz 21, 2009
Futbolun güzel adamı Vedat Okyar’ı yazarlarımızın ve dostlarımızın mesajlarıyla uğurluyoruz!
Numan Serteli:Tobol Kazak Isırdı
Temmuz 17, 2009
(İşbu başlık, yaratıcılıklarına zeval gelmeyesice necip Türk medyasının, bu maçla ilgili olarak uydurup da aralarında paylaştığı, ‘Az Daha Başımıza Kazak Örüyorduk’ ya da ‘Kazak Ter Yaptı’ gibisi başlıklardan bizim payımıza düşenidir.. Tamam ben uydurdum ama bilmeyenler ya da duymayanlar için söyleyeyim ki kazak denen şey ısırır.. Valla lan!)
Berezilya.com yönetimi, bu maç için ve benim için kıyabilecekleri bir harcırah ayırmış olsalardı eğer, bugün sizlere Kazakistan’ın Kostanay kentinden sesleniyor olacaktım; İstanbul kentinin Asya yakasında bulunan evimdeki, -çok afedersiniz- cüce ekran LCD televizyonumun karşısında konuşlanmış baba koltuğundan değil..
Koltuğa kurulup da uzaktan kumandanın yetkili tuşuna bastığımda maç başlamak üzereydi.. İlk gördüğüm ‘yakın plan’ kişisi, son duasını bitirmiş ve iki avucunu yüzüne sürmekte olan aslan kalecimiz Orkun Uşak idi..
Aslan lakabını boşuna sarf etmedik herhalde; onun aslanlığı, elbette hem Galatasaraylı oluşundan, hem de dua sonrası bir aslandan farksız şekilde sonuna kadar açabildiği, ağzından geliyordu..
Önüne çıkabilecek herhangi bir talihsiz kişiyi anında yutabilecek açıklığa ulaşabilen ağzını alabildiğine havaya açmakla Orkun’un kime ne mesaj yolladığını ya da biz fanilere ne demek istediğini pek anlayamadım; ama duasının etki gücünü anında anladım çok şükür!
Maçın henüz ikinci dakikasında Sabri Sarıoğlu‘nun, topun rakipten gelişine doğru, parmakları üstünde gerçekleştirdiği -baletlere has- gayet zarif bir dönüş hareketi sonucunda -ağzı hala aralık kalmış kaleci Orkun’u da asla dışlamadan- ‘hep birlikte’ topu ağlarda gördük..
Bu muhteşem hareket sonrası Orkun, ağzını yeniden ardına kadar açmaya kalkışmadı belki ama doğrusu, Sabri’yi alkışlamamak için kendini zor tuttu..
Milli yorumcumuz Rıdvan Dilmen‘in de buyurduğu gibi aralarında sıklet farkı bulunan iki takımın maçı, Tobol’un 1-0 üstünlüğüyle yine ve yeniden başlarken, sıklet farkının ne tarafa doğru ağırlık verdiği hususunda -en azından benim- biraz kafam karışmıştı..
Bu arada Rıdvan Bey, gol için ‘Hayırlı Bir Gol’ diyerek, içimizi bi güzel ferahlatıyordu sayın seyirciler.. (Allah ondan razı olsun!)
Maçı anlatmayan -başka yerlerde dahi olsa- adeta yaşayan Ercan Taner‘in, rakip takım hakkında: “İki pas bile yapamıyorlar” ya da “Usta ayakları yok; zaten Galatasaray’ı karşılarında görünce olmayan ayakları da titriyor oğlum” mealinde konuştukça; Tobol, şakır şakır pas yapıyor, en azından bizimkilerden daha iyi bir oyun ortaya koyuyordu..
“Arda’yla Baroş işi çözer”
Maçtan önce -kadro açısından- farklı bir Galatasaray bekliyordum belki ama böylesini de değil.. Tek yabancılı ki o da kulübede mukim Baros dışında, kayıplara karışmış gibi görünen esas kadronun önemli bi kısmı ve yeni baba transferlerin tatili henüz bitmemişti sanırım..
Tamam, rakibin -teorik olarak- zayıflığı göz önüne alınmış; ona göre de ‘genç ve tecrübesiz’ bir kadroyla işi bitirmenin hesabı yapılarak maça çıkılmıştı.. Ancak gel gelelim, ilk yarının son anlarına da yenik durumda girivermiştik bile.. Üstüne üstlük, Galatasaray’ımızın tek bir gol pozisyonuna girdiğini dahi görememiştik..
Hiç bir olumlu sinyal vermeyen bu kadrodan umudunu kesmiş olan, Rıdvan Dilmen liderliğindeki tüm Türkiye, yedek kulübesine gözünü dikmiş, hareket ettikçe lüle saçları ahenkle dans eden esmer adamın inci dişlerine bakarak dua ediyordu..
Tam da bu sırada Rıdvan, içimizde yeniden bir ferahlık estiriyordu:
“Arda’yla Baroş işi çözer”
Ercan Taner, biraz umutsuz: “Çözer mi?”
Rıdvan: “Çözer, çözeer!”
İkinci yarı başlarken, Barış Özbek’in yerine Arda Turan, Erhan Şentürk‘ün yerine de Milan Baros girer.. Rıdvan yine bilmiştir; Baroş’un golü fazla gecikmez, hemi de Arda’nın kornerden yaptığı ortaya kafasını uzatır: 1-1..
Bu gole, daha doğrusu ‘ortaya’ en çok da Sabri şaşırır; bütün maç boyunca yaptığı sürüyle orta, nasıl hiç bir işe yaramamış, nasıl tek bir Galatasaraylı oyuncuyu bile bulamadan rakibe pas olmuştur? Doğrusu, Sabri kardeşin bu olanları anlaması, pek mümkün görünmemektedir..
İleriye doğru oynamayı düşünebilen, daha doğrusu becerebilen oyuncu eksikliği, ilk yarı boyunca Galatasaray’ın oyununa damgayı vurmuştu.. İkinci yarıda oyuna dahil olan iki adamın, en alt düzeyde katkılarıyla dahi, bütün takımın görüntüsünü ve kaderini değiştirebilmesi; -ne olursa olsun- üst kalitede ve teknik futbolcular olmadan takım oyununun oynanabilmesinin imkansızlığını gösteriyordu..
Servet Çetin‘in eski heyecanıyla, kaldığı yerden aynen devam ettiğine tanık olduğum bu maçta, rakip kale önünde, forvetlerimizden çok onu görmemiz de başka bi tuhaflıktı..
Bayağı bi tepkime mazhar olmakta elinden geleni yapan, eski formundan hiç bir şey kaybetmemiş Sabri sayesinde, pozisyon ve heyecan yoksulu bu maçı, göz kapaklarım kapanıvermeden bitirebilmeyi başardım..
Son söz olarak ve bir Galatasaraylı olarak diyeceğim şu: Bu maçta ikinci yarıda oyuna giren Arda Turan ve Milan Baros’un yanısıra Galatasaray’ın önümüzdeki günlerde, Leo Franco, Nonda, Harry Kewell, Tobias Linderoth, ‘Abdülkadir’ Keita, Mehmet Topal ve Hakan Balta‘lı bir kadroyla sahaya çıkacağını düşünürek, alabildiğine umutlanabiliriz.. Tabii ‘takımsal’ durumunuza göre, üzülebilirsiniz de..
Cem Top: Sivasspor’da perestroyka
Temmuz 17, 2009
Süper Lig’de son iki şampiyonluk yarışını forse eden ancak her iki denemesinde de finişe beş kala tökezleyen Sivasspor, transfer döneminde yaptığı hamlelerle radikal bir değişim yaşamakta olduğunu gösteriyor. Kırmızı-beyazlı cephede yapılmakta olan hamlelerin doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmadan evvel Bülent Uygun – Mecnun Odyakmaz ikilisini bu değişime zorlayan koşulları iyi analiz etmekte fayda var.
Ege Görgün: Kartal ile Karınca
Temmuz 16, 2009
Pek çok arkadaşım Sivasspor’un şampiyon olmasını istemedi. Üç büyük takımdan birini tuttukları için değil ama, Bülent Uygun’u, onun söylemlerini, hal tavırlarını sevmedikleri için. Haksız da sayılmazlardı açıkçası. Çünkü teknik adam olarak başardıkları ve temsil ettiği istikrar modeliyle memlekete örnek teşkil edecek bir figürken, hem fevri hareketleri hem de gayet siyasi açıklamalarıyla bir kesimin tepki duyduğu, hatta ürktüğü bir insan haline geldi.
Ama yanlışları yüzünden doğrularını görmezden gelecek halimiz yok. Uygun hala istikrarın ve başarının simgesi.
“Biz şampiyonuz, Beşiktaş birinci” dediğinde Beşiktaşlılardan tepki aldı Uygun. Ben kendisinin tam olarak ne kastettiğini bilemem tabi. Ama benim anladığım şekliyle ve kafamdaki başarımetreye göre gayet doğru bir laf bu. Durun hemen heyheylenmeyin, bir yol dinleyin…
Önce şu sorunun cevabını verin bana: İnsan mı daha güçlüdür, karınca mı?
“Elbette insan” mı diyorsunuz?
Benim bakış açıma göreyse bunun tam tersi.
Karınca kendi ağırlığının elli katını kaldırabiliyorken, en güçlüsü kendi ağırlığının üç, üç buçuk katını kaldırabilen insan nasıl ondan daha güçlü olabilir. Adil bir kısyas yapılacaksa, olguları kendi özel koşulları çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
Son iki sezondur şampiyonluğa oynayan Sivasspor bu sezon son derece mütevazi kadrosuyla topladığı 66 puan, kazandığı ikincilik ve Şampiyonlar Ligi biletiyle ağırlığının 50 katını kaldıran karıncayla özdeşleştirilebilir pekala. Milyon dolarlık kadrosuyla zar zor şampiyonluk ipini göğüsleyen Beşiktaş ise Naim Süleymanoğlu’yla… Ya da yükseklerde uçmasını olağan kılan koca kanatları olan bir kartalla..
Bu durumda hangisi daha başarılı peki? Kartal mı, karınca mı..










