Cem Top: Toraman attı şampiyonluk geldi

Mayıs 31, 2009

cem top resimDenizlispor – Beşiktaş karşılaşmasının 63.dakikasında İbrahim Toraman takımını 2-0 öne geçiren golü ağlara gönderdiğinde, siyah-beyaz gönüller haftalardır set çektikleri şampiyonluk coşkusuna daha fazla direnemediler. Yüzüncü yılda lige konulan ezici ağırlık ve bu ağırlığın doğal sonucu olarak yaşanan şampiyonluk sonrası “post travmatik stres bozukluğu” semptomları gösteren camia, uzun süreli bir inzivaya çekilmiş ve bu dönemde yaşanan başarısızlıklar yüreklere gömülerek üzeri Beşiktaş sevgisiyle örtülmüştü.

Read more

Sir Alex Ferguson: Hayatımız çete kavgaları ve futbol oynamaktı!

Mayıs 30, 2009

Sir Alex FergusonDünya futbolunun en saygı duyulan isimlerinden birisidir Sir Alex Ferguson. Manchester United taraftarı olsun olmasın, Ferguson’un stilini beğensin beğenmesin, futbolseverlerin istisnasız saygı duyduğu isimlerden biridir o. Peki bu başarı hikayesi nerede başlamıştı? Manchester United teknik direktörü genç ve agresif bir liman işçisinin nasıl bir futbol efsanesi haline geldiğini anlatıyor.

Read more

Berezilya.com yazarları Tugay’ı uğurluyor…

Mayıs 30, 2009

 Tugay Kerimoğlu

Tugay Kerimoğlu futbolculuk yaşamına alkışlarla nokta koydu. Biz de kendisini yazarlarımızın cümleleriyle uğurlayalım istedik…. Diğer yazarlarımızdan yazılar geldikçe metne eklenecek.

Read more

Ege Görgün: ÇÖZÜM BASİT: HAKEMLER OLMASA HAKEM HATALARI DA OLMAZ!

Mayıs 30, 2009

Ege Görgün

80’li yılların ikinci yarısında başlayan “amatör” halı saha futbol hayatım birkaç sene öncesine kadar sürdü. 20 seneyi aşkın bir süreç. Hiç fena değil. Tugay’ın yeşil saha tecrübesine denk bir halı saha tecrübesi.

Elbette oynadığımız futbolun profesyonel arenadaki futbolla kıyaslanacak bir yanı yok. Ama iki alan için de en önemli eleman sayılabilecek bir diğer faktör var ki, göz ardı edilebilir nüanslar dışında tamamen aynı: insan faktörü. Şunun şurasında halı sahada topun peşinden koşturan da Türkus Homosapien, yeşil sahadaki de…

Halı saha tecrübelerim bana şunu öğretti. Hakem varsa, o maçta tartışma, kavga, arbede gırla gider. Biraz önce kral muhabbetler yaptığınız arkadaşınız her pozisyonda kendini yere atmaya başlar. Çocukluk arkadaşınız her kararında itiraz eder hakeme. “Sen ne çirkef adammışsın yahu, nasıl anlayamamışım bunca yıl!” diyesiniz gelir. Bakmışsınız siz bile hiç adediniz olmamasına rağmen gerçekten faul yaptığınızda bile “Yok artık hoca ya!” diye kolpaya yatmaya başlamışsınız. Oysa çıkar hakemi iki takım da nasıl pamuk şeker gibi oluyor bak.

Ben iddia ediyorum Süper Lig maçları da hakemsiz oynansa hakemi aldatmaya, manipüle etmeye, etki altında bırakmaya yönelik hareketler yarı yarıya iner. Türk futbolunda iyileşmenin başka türlü bir mümkünatı yoktur. Şunu bili ki prensim, yakın bir gelecekte ne futbolcular bu hareketlerinde bir indirime gidecekler, ne de hakemler bu stratejilere karşı işe yarar bir zırh geliştirecek.

Türk hakemi duygusaldır. Önce kırmızı kart gösterir takımı on kişi bırakır, sonra bir kişi eksik oynuyorlar diye acımayla karışık bir sempati duygusu geliştirir bu takıma karşı ve takdir hakkı denen şeyi onların hizmetine sunar.

Türk futbolcusu zeki, çevik ve köylü kurnazıdır. O günü kazançlı kapamak için her şeyi yapar. Çünkü “kazanmak her şeydir, kazanmak için her şey mübahtır” kültürüyle yetişmiştir. Hakemi manipüle edemezse, maçın seyrini kendi lehine değiştiremezse maç öncesinde hocası ve tüm background’ında sistem tarafından bünyesine yüklenen hastalıklı motivasyon adeta bir kendi kendini imha mekanizmasına dönüşür. Bazen karşı tarafa saldırarak başlatır işlemi.

Peki Türk futbolcusunun hakemlerle olan ilişksi niye böyle sakattır?

Bunu tahlil etmek için çok gerilere gitmek gerekir. Toplumsal yapımızı, yönetim şekillerimizi, yönetilme alışkanlıklarımızı, geleneklerimizi, göreneklerimizi masaya yatırmak gerekir.

Biz demokrasi aşığı bir toplum taklidi yapsak da geçmişimiz ve şimdimiz gücü temsil eden tek adam geleneğini sevdiğimizi açıkça gösterir. Demokrasi bayrağını taşıdığını iddia eden ana muhalefet partisi bile böyle bir İnönü geleneğinden gelmektedir. İktidar partisini başarıya taşıyan söylemlerinden çok liderinin külhani hal tavırlarıdır. Özal’ı şahlandıran kendisini kıl payı ıskalayan kurşunun hemen üstüne “Bizim mangal gibi yüreğimiz var” diyerek yaptığı güç gösterisi olmuştur. Milli takım bile tek adam zihniyetiyle yönetilmekte ve futbolcular mensup oldukları toplumdan güce tapmayı ve biat etmeyi öğrendikleri için bu sistem işlemektedir. Benzer söylemler içerdiği için “Herkes Polat Alemdar’dır ya da Memati!”
Ve tek saygı duyulan “hoca” yine benzer sebeplerle Erman Toroğlu’dur.

Tek kişilik otoriteye olan bu muhabbetimize rağmen futbolcuların, teknik adamların, yöneticilerin ve gazetecilerin sahanın en yetkili adamı olan hakeme karşı saygısız, korkusuz ve biat etmez tutumları nasıl açıklanabilir peki?

Basit. Hakemler bizim alıştığımız anlamda gücü temsil etmemektedirler. Ne bir zenginin maddi, ne bir inanç liderinin manevi, ne bir komutanın üniformalı, ne bir siyasinin politik, ne bir liderin karizmatik, ne de belinde silah taşıyanın zorbaca iktidarı vardır çünkü hakemlerde. Futbolcular için onlar kendilerinin binde biri para kazanan, yüzde biri tanınan, onda biri sevilen siyah gömlekli, düdüklü, istiyenin kafasına göre “salladığı” adamlar.

Avrupa’da ise gördüğüm kadarıyla hakemle futbolcu arasında tamamen profesyonel bir ilişki var. Saygı karşılıklı ve eşit. Hakemin güç gösterisi yapmasına ya da kartlarını sopa gibi kullanmasına gerek kalmıyor. Hakemi aldatmaya yönelik hareketler illa ki var ama bunlar bizdeki gibi maçın geneline yayılan, karakterine yansıyan değil, anlık gelişen olaylar. Oyunun ruhunu karartacak, kirletecek kadar çok da yapılmıyor. Futbolcuların oyuna saygısı da bizdekine oranla daha yüksek.

Maço hareketler onlarda da oluyor ama bu bile takımı ateşlemek, adrenalini artırmak için yapılmış profesyonelce bir plan çoğunlukla. Bu hareketlerin kimden geleceği de belli üstelik.

Bizim derbideki kavga ise… Anlamsız, çirkin, kontrol dışı, futbolun ruhuna rahmet okutan türden.

Tamam, futbol söz konusu olduğunda kesinkes Avrupalı değiliz. Olmayalım da zaten. Yeterince Avrupalı var. Ama onların doğrularını kendimize adapte etmekten de geri durmayalım. Bu doğruları kendi özelliklerimizle harmanlayabildiğimizde bir ekol olacağız. Daha da önemlisi futbolumuz topluma doğru mesajlar yollamaya başlayacak. Futbolun gücünü kullananlar yeterince cebini doldurdu, şöhretini yaptı, statüsünü sağlamlaştırdı. Şimdi bir zahmet izin versinler de o gücü biraz uygarlık adına ve toplum bilincini geliştirmek, iyileştirmek için kullanalım!

Ege Görgün: Bir zamanlar futbol kitapları…

Mayıs 30, 2009

Ege Görgün

Bugün bir kitapevine girdiğinizde futbol kültürüyle ilgili kitaplara ayrılmış özel bir bölüm bulabiliyorsunuz. Büyük çoğunluğu 2000’li yıllarda basılan bu kitaplar sayesinde doyasıya futbol okuyabiliyoruz artık. Ama 2000’den geriye dönüp baktığımızda futbol yayıncılığı adına fazla bir şey yapılmadığı, ama yine de boş da durulmadığı görülüyor ülkemizde. Peki hiç merak ettiniz mi, eskiden futbol kitabı denince akla ne geliyordu…

Read more

Bora İşyar: İngiltere’de Sezon Sonu

Mayıs 28, 2009

 Bora İşyar

İngiltere’de bu Pazar Chelsea-Everton arasında oynanacak FA Cup finali hariç sezon bitti. Daha önce İngiltere’de Alt Liglerde Neler Oluyor adlı yazıda play-off oynamadan üst liglere çıkan ve önümüzdeki sezon bir alt ligde mücadele edecek takımlar hakkında bilgi vermiştik. Burada İngiltere’de sezon sonu yaşanan son gelişmeleri ele alıyoruz.

Read more

Hüseyin Ataş: Aydınspor 6 – Fenerbahçe 1. O Aydınspor Artık Amatör…

Mayıs 28, 2009

 Hüseyin Ataş

Bir zamanlar yukarıdaki tarihi skorla Fenerbahçe’yi hacamat eden ‘’Efeler’’ amatör kümeye düştü. Düşenin asla yanında olmayan boyalı basınımız Aydınspor’un amatör lige dönüş haberini bile çok gördü, biz Anadolu’dan futbol severlere. Vefa, Karagümrük ve akla şu an gelmeyen birçok köklü ama sahipsiz takımın kaderini Aydınspor da yaşadı. Süper Lig’de uzun süre mücadele eden bir ekip olmamasına rağmen Fenerbahçe’ye attıkları 6 gol Türk futbol tarihimizin önemli bir istatistiği olarak kalacak. Ayrıca Aydınspor vaktinde Amani, Nunusi gibi Afrika’dan getirdiği futbolcular ile Türk futbolunun Afrika pazarına açılmasına öncülük etmiş kulüplerden birisiydi.

Read more

Bora İşyar: Ve Hyypia Liverpool’a veda ediyor…

Mayıs 25, 2009

Bora İşyar
Liverpool taraftarlarını hüzünlü bir Pazar günü bekliyor. Liverpool’un 2000’lerde başlayan değişiminin sembol isimlerinden biri olan Sami Hyypia bu Pazar Liverpool formasını son kez giyecek. 1999 yılının Mayıs ayında Liverpool’a transfer olan 35 yaşındaki oyuncu bu sezon sonu Bayer Leverkusen’e katılacak.

Read more

Çukurova’nın Hakan Şükür’ü, Feridun Düzağaç’ın kuzeni: Ömer Yalçın

Mayıs 25, 2009

 Ömer yalçın

Ömer Yalçın ya da hocalarının ve arkadaşlarının dediği gibi Çukurova’nın Hakan Şükür’ü… Ömer Çukurova’nın bereketli şehri Kozan’da dünyaya geldi, benim gibi. Kendisi aynı zamanda Feridun Düzağaç’ın kuzeni, ama bizi bu magazinsel bilgiden ziyade Bank Asya 1. Lig’de arka arkaya 2 şampiyonluk yaşamış olması ilgilendiriyor.
Read more

Cem Top: Beşiktaş okyanusu geçti

Mayıs 25, 2009

Cem Top

Şampiyonluk mücadelesinin düğümlendiği Beşiktaş – Galatasaray derbisi öncesi beklentimiz, siyah-beyazlıların tıpkı Fortis Türkiye Kupası finalinde olduğu gibi kontrollü oynayıp takım savunmasına öncelik vermesiydi. Tabi bu arada Bülent Korkmaz’ın da 4-4-2 sistemini oyuncularına kolektif biçimde uygulatıp gol sonrası gömülme stratejisini aynen korumasını bekliyorduk. Takımlar İnönü Stadı’nın zeminine çıktıklarında ve Kamil Abitoğlu’nun başlama düdüğü çaldığında düşüncelerimizde yanılmadığımızı gördük.

Mustafa Denizli tarafından “Beşiktaş klasiği” haline getirilen ve lig sonuna doğru 4-2-3-1 ile girift bir hal alan 4-3-3 sistemi aynen uygulamaya konmuştu. Orta alandaki emniyet subapları Cisse ve Ernst’in önünde Tello’ya görev verilmiş; Sabri ve Arda’nın görev almasıyla tehdit halini alan Galatasaray sağ kanadına önlem olarak da sol öne Ekrem yerleştirilmişti. İlk 45 dakika boyunca gerek sağ kanattaki Holosko’nun gerekse de soldaki Ekrem’in 4-4-2’nin kanatları gibi beklerin önünü kapattığını gördük. Bu uygulama sırasında Bobo da santra çizgisi gerisine kadar çekilerek oynayınca Galatasaray’a top dolaştırmak için koskoca bir yarı alan kaldı.

Sarı-kırmızılı takımın ilk yarı boyunca topa sahip olma oranında büyük üstünlük sağlaması hatta bu oranı zaman zaman yüzde 65’lere çıkarmasının ana sebebi de buydu. Beşiktaş’ın uyguladığı bu oyun sisteminin Bülent Korkmaz’ın ajandasında yer almadığı, genç teknik adamın kenar yönetiminden kolaylıkla belli oluyordu. Korkmaz belli ki, Beşiktaş’ın baskılı futboluna ve oyunu rakip sahaya yıkmak amacıyla orta sahaya kadar çıkan tandemine hazırlık yapmıştı. Siyah-beyazlıların ortaya koyduğu kontrollü futbol sonucu genç teknik adam sık sık Nonda ve Baros’u boş koşular yapmaları için uyardı. Maç geneline baktığımızda Galatasaray’ın defans arkasına 2 kez sarkabildiğini ancak bu 2 pozisyonda Baros ile çok ciddi tehlikeler yarattığını görüyoruz. Korkmaz’ın istediği boş koşularla Arda ve Kewell’ın içe kat edip gol bölgelerine girişleri mümkün olabilecekti ki, Galatasaray’ın ikinci yarı başında bulduğu gol bu tip bir akının meyvesiydi.

İkinci 45 dakikaya takımında eksik gördüğü bölgelere çeki düzen vererek başlayan Denizli’nin planları kalesinde gördüğü şok golle bir anda çöktü. Sarı-kırmızılıların Kewell ile bulduğu gol sonrası ipler Galatasaray’ın eline geçmiş, oyunu riske etme sırası Beşiktaş’a gelmişti. Maçın bu bölümünde siyah-beyazlı takımı “panik halinde” değil “kararlı” gördük. 53’te Yusuf’un ceza sahası içinde düşürüldüğü ve mutlak penaltı kararı verilmesi gereken pozisyon Kamil Abitoğlu tarafından iyi süzülemedi. Akabinde tekrar Yusuf’un sürüklediği bir akında golü bulan Beşiktaş böylelikle 10 dakika içinde yeniden üstünlüğü ele geçirerek olası bir kâbus gecesinin önüne geçti. Bu golde stoper alışkanlığı kazanmamış Mehmet Topal’ın pozisyona geç müdahale ederek kaleci Orkun’un da aksiyonunu bozması önemli bir etkendi.

Maçın Beşiktaş adına kötülerinden Bobo 74’te dışarı alınıp Nobre oyuna dâhil edilince Beşiktaş’ın mücadele gücü arttı. Kalan dakikaları tabelayı koruma çabasıyla geçiren siyah-beyazlılar, bu amaçlarına ulaşarak çok önemli bir 3 puanı ceplerine koydular. Son haftada kümede kalmayı garantileyen Denizlispor ile oynayacak Beşiktaş’ın okyanusu geçtikten sonra derede boğulmayacağını düşünüyorum. Ancak maç sonrası oyuncularına bu karşılaşmayı hedef göstererek olası bir rehaveti başlamadan bitiren Mustafa Denizli’ye de alkışlar gönderiyorum. Ne de olsa futbol sürprizler oyunu…

Sonraki Sayfa »