Cem Top: Sudoku taktiği
Ekim 31, 2008
Beşiktaş – Antalyaspor maçının en kısa özeti başlıkta saklı. Antalyaspor’un kale önünde kurduğu tahkimatı 72 dakika boyunca aşamayan siyah-beyazlılar, Cisse’nin kaydettiği golden sonra istihkâmcı misali kısa zamanda savunma duvarını delik deşik ettiler.
Serdar Akbıyık: Ankara’daki garabet ve berezilya.com
Ekim 30, 2008
Hiçbir maçın bitimini bu kadar özlemle beklemedim. Bir maç bu kadar mı sıkıcı olur. Semih’in mükemmel golünden sonra maç bitti. Eh o gölünde maçın beşinci dakikasında atıldığını düşünürsek siz düşünün bizim çektiğimiz işkenceyi. (Stargazete.com)
Cem Top: Sadece Volkan Babacan
Ekim 30, 2008
Fenerbahçe Fortis Türkiye Kupası’ndaki ilk grup maçını Ankara deplasmanında oynadı. Rakip Ankaragücü ligde umduğunu bulamamış ve 8 haftada topladığı 5 puanla 16. sırada bulunan problemli bir takımdı. Açıkçası böyle bir ortamda sarı-lacivertlilerin rakibini ister yedekleriyle ister aslarıyla rahat bir şekilde geçmesi gerekirdi.
İbrahim Altınsay:“Bu benim milli takımım değil!”
Ekim 29, 2008
Röportaj: Ege Görgün
“Ben bir futbol dilencisiyim. Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyorum. ‘Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen!’” Uruguaylı yazar Eduardo Galeano kendini tarif ederken İbrahim Altınsay’ın da portresini çiziyor aslında. En azından portrelerinden birini….
Cem Top: Sen neymişsin be Youla!
Ekim 27, 2008
Galatasaray sekizinci haftanın kapanış maçında Eskişehirspor’a çarpıldı. Hafta arası oynadığı UEFA Kupası maçında Olympiakos’a karşı göz dolduran sarı-kırmızılıların oyunun ve skorun hiçbir döneminde maçı koparacak dinamizmi sergileyemediklerini gördük. Bu duruma “yorgunluk” gibi bir bahane üretilebilir, keza “motivasyon kaybı” ya da “rakibi küçük görmek” de Galatasaray açısından kullanılabilir argümanlar gibi görünüyor. Ancak Galatasaray’ın Eskişehirspor’a 4-2 mağlup olması için bundan fazlası gerekir diye düşünüyorum.
En iyi blog, erişimi engellenmiş blogtur!
Ekim 25, 2008
Arkadaş dediğimiz ama kardeş bildiğimiz bloglar’ın çoğuna erişim engellendi. Herhalde tarihte böylesine büyük bir “susturma operasyonu” az görülmüştür. Düşünme ve düşünceyi beyan etme özgürlüğünü insanların ellerinden almaya kalkanlar hep olmuştur. Ama tarih onların eninde sonunda hakkettikleri cezayı aldıklarını da yazar. Bu özgürlükleri ellerinden alınmış toplumlar geri kalır, cahil kalır. Buna sebep olanlar bilmezler ki aslında en büyük cezaları, onların çocuklarının da geri ve cahil kalmış bir toplumda büyümeye mahkum edilmesidir.
“En popüler İnternet günlüğü (blog) servisi blogger.com, Türk Mahkemeleri tarafından engellenen büyük siteler kervanına katıldı.
İnternet dünyasının kişiselleşmesinde büyük rolü olan ve Web 2.0 dünyasının en yoğun şekilde kullanılan internet günlüğü (Weblog, Blog) servisi blogger.com‘a Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği erişim engellendi.
Servisin ana etki alanı blogger.com ile birlikte kullanıcıların günlüklerini yayınladıkları alt etki alanlarını barındıran blogspot.com etki alanına da erişim tüm alt etki alanları ile birlikte engellendi.”
Yetkin Paker: Dünya çapında olan futbolcular dünya kadar gol kaçırdı
Ekim 25, 2008
İzlemesi güç, anlatması daha da güç bir maç (Olimpiakos) izledik.
Tam 1-0 için az oldu, yazık oldu diye düşünürken az kalsın muhteşem taraftara ve güzelim oyuna da yazık oluyordu son dakikada.
Cem Top: Olympiakos, Trabzonspor ve Kharkiv
Ekim 23, 2008
İstanbul Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan Galatasaray-Olympiakos karşılaşması, sarı-kırmızılıların baştan sona oyun üstünlüğüyle cereyan etti ve 1-0 bitti. Karşılaşmaya dair düşüncelerimizi anlatmanın en kolay yolu olarak Galatasaray’ın hafta sonunda oynadığı Trabzonspor maçı öne çıkıyor. O karşılaşmayı izleyip de Olympiakos maçını seyredemeyenler için bu mücadeleyi anlamanın en kısa yolu oyuncu eşleştirmek.
Kerem korkut: 14 Takımlı Komedya; Eyyam, Gasp, Haksızlık, Hırsızlık, Hepsi Bir Arada!
Ekim 23, 2008
Maçtan önce bütün hafta konuşulanlar aynıydı dolayısıyla beklenmedik bir son desem yalan olur. Evet bekliyorduk. Yılmaz Vural’ın deyimiyle “takdir hakları denilen lanet şey”in hep Fenerbahçe’den yana olmasını bekliyorduk ve beklediğimiz fazlasıyla oldu.
Aslında bu da işin kılıfı, sonuçta hakem kişisi Bülent Yıldırım, Selçuk Dereli gibi “Genç hakemlere eyyam yapma kılavuzu” şeklinde bu işin kitabını yazabilecek yeteneğe sahip isimlerden biri olunca maçı katlettiklerine dair elde avuçta çok fazla matematiksel veri olmayabiliyor. Bu maça özel olarak elimizde veri de var aslında. Fener’in golünün 90+ kaçıncı dakikada geldiği belli değil, 90+5 olmadığı kesin ama bizi asıl isyan ettiren olay bu değil zaten, cehennemin dibine dakikası, bir takım adam gibi oynadıktan (oynatıldıktan, hakem tarafından oynamasına izin verildikten) sonra istersen 150 dakika oynat.
Maçtan sonra birilerini arayıp “Abi 170 dakika oynattım, sizinkiler beceriksiz, valla ben de gol atardım ama çok dikkat çeker” diyebilirsin ama bari bir bırak bir müsaade et, bu takıma gönül vermiş binlerce insanın ahını alma, o stada girmek için çalışıp emeğiyle parasını kazanmış, o parayı gönül verdiği kulübünü izlemek için harcamış insanların emeklerini çalıp götürme, mikron seviyesinde Allah inancı olan herhangi bir insan bunu yapamaz zaten. Tamam hiçbir manevi değerin olmasın, küfür yemeye de alışkınsındır, bazen haklı bazen haksız olur, kendini kandırıp nasıl olsa bu da haksız dersin, bir kulağından girer diğerinden çıkar, hiçbir şey yapma, hiç kimseyi takma ama Allah aşkına gram Allah’tan kork! Orada çaldığın emek maçtan sonra formasını almak için Semih’e koşan Serdar Kulbilge’nin emeği değil ki. Futbolcular bugün var, yarın yok ama oraya yıllardır gelen taraftarlar var, bir maça girebilmek için para biriktirmek zorunda kalan insanlar var, bilet parası dışında para harcayacak durumu olmadığı için 90 dakika aç kalan insanlar var, hiçkimseye acımıyorsun bari onlara acı.
Sistemdeki bozukluk herşeyin başı aslında. Çingeneye makam vermişler ilk iş babasını asmış. Yine Yılmaz hocam ne güzel söylemiş, Tanrı mısın? Kimsin sen yahu? Benim tribünden çok net gördüğüm 3 topu elle almayı görmedin, numaralı önündeki yan hakemle ikiniz yoktan faul yapma yarışması yaptınız, ilk yarıda Serhat gole giderken ofsayt diye kestin – alakası yok-, maçı ellerinle bir taraftan bir tarafa vermek için elinden geleni yaptın, muvaffak oldun. Ne oldu? Ne olmuş olabilir? Hakem diye gönderilen ve saha içinde herşeyi yapma hakkı verilen bir adam maça bir tarafı kollamak üzere çıkmış ve sonuçta amacına ulaşmış. Peki bu durumda ne oluyor? Eğer bu hakemin ya da onu yöneten kimselerin bu olaydan şahsi çıkarları yoksa bunun nasıl bir açıklaması olabilir?
Açık seçik söyleyeyim Türkiye Cumhuriyeti’nin futbol organizasyonu anlamını yitirmiştir. 4 takımın maddi-manevi kollandığı bir ligde diğerlerinin ne işi var? Ne yapıyoruz? Neyin savaşını veriyoruz? Benim sesim neden kısıldı ki? Ne parası verdim ben maça girmek için? Sahadaki mücadelenin amacı ne? Niye koşturup duruyor koca adamlar? Sevilla’lı Puerta gibi bir gün birisi düşse kalp krizi geçirse ölse ne için ölmüş olacak? Onların da tek amacı bilmem kaç bin ytl alıp şovun bir parçası olmak mı? Bir başka anlayamadığım Anadolu kulüplerinin yöneticileri. Bir kulübün başkanı olmak herşeyinden sorumlu olmak demektir. Bu kadar insanın temsilciliğini sen yapıyorsun. Senin de bir misyonunun bir vizyonunun olması gerek. Nasıl içine siner bu hakkaniyetsizlik? Nasıl kabullenirsin? Maçtan sonra verdiğin tepkiyi maçtan önce neden veremezsin? Bu kadar kulüp yöneticisi nasıl bir araya gelip ortak bir karar alamazlar? Kör müsünüz, görmüyor musunuz? Yoksa bu tip olaylarda sadece başına gelen mi hassas oluyor? Madem maçtan önce maçın kime verileceği kararı alınıyor bu 14 takım ne iş yapar? 4 takımın kendini eğlediği bir ligden fazlası sunulmuyor bize. Biz de koyun sürüsü gibi izlemeye devam ediyoruz. Aslında 4 de değil 3,5. Medya 3,5 takımı pohpohluyor, medya gazına gelen verileni almaya alışmış sorgulama yeteneğinden nasibini almamış, aidiyet duygusu taşımayan ayrı bir koyun sürüsü 3,5 takım destekçisiyiz diye Türkiye’nin dört bir yanında hiçbir emekleri, ortak noktaları, bağlantıları olmadığı halde birbirine caka satıyor, devran böyle dönüp gidiyor.
Milli Takım’a oyuncu yetişmiyor, Estonya’yı bile yenemiyor. Balına bir 3.lük bir yarı final. Avrupa’da söz sahibi olmak zaten mümkün değil. Beşiktaş gider 8 yer, Galatasaray gider 5 yer, dönerler yine annelerinin liginde birbirlerini yerler. Filler tepişirken de ezilen hep çimenler olur. Aynı senaryoyu Fener’in Arsenal maçında da izleyeceğiz. Arsenal’in üç farktan az atması çok büyük sürpriz olur. Sonra ne olur? Ne olacak ki dönerler Ankara BB’yi yenerler falan filan…
Yılmaz hocamın ağzını öpeyim. Spor yazarlarını zaten geçtim, antrenörlerin bile çoğu bunları söylemeye çekinir hale gelmiş çünkü düzen kabullenilmiş, sorgulama yok, adalet isteyen yok, istemeden de almak yok..
“Bu bize yapılmış bir terbiyesizliktir. Deniliyor ki, 5 dakika en az süredir. Ama uzatma için verilen bir süreyi 1 saniye geçiyorsa bitireceksin. Semih 2 kere faul yapıyor, atmıyorsun. Uğur faul yapıyor, atmıyorsun. Takdir hakkı denilen lanet şeyi hep rakipten yana kullanıyorsun.
Sonra geliyorsun beni saha dışına çıkarıyorsun. Zaten 90+5 olmuş daha ne yapıyorsun yani? Tanrı mısın sen be! Oyuncuma taktik veremeyecek miyim?
Oyuna mı konsantre oluyorsun bana mı anlamadım, sürekli bir uyarı halindeler. Biz kendimizle uğraşıyoruz, siz neden bizle uğraşıyorsunuz? Bu ülkede bir tane hakem yok. Tebrik ediyorum kendilerini, utansınlar! 10 sene oldu bir tanesi gidip Avrupa’da düzgün bir maç yönetemedi. İnsanlarda yürek yoksa böyle oluyor işte. Ben antrenörlük yapsam ne olur yapmasam ne olur. Yıllardır aynı şeyi konuşuyoruz, bu kadar basiretsizlik olmaz. Ne oldu kazandılar da, bir tarafı sevindiriyorsun, diğer taraf ne olursa olsun. Ne ala memleket!
Napıyorsun yani dünyayı mı kurtarıyorsun?”
Spormuş, centilmenlikmiş, dostlukmuş, kardeşlikmiş..
Hadi lan ordan!!
Yetkin Paker: Fenerbahçe’nin hedefi ne?
Ekim 23, 2008
Düşünün ki bir futbol maçı.
Oynayanlar Fenerbahçe-Siirt Köy Hizmetleri.
Maçın skoru 5-2 Fenerbahçe lehine.
Ertesi gün gazeteleri açarsanız ne okursunuz?




