Cem Top: Fenerbahçe kaldığı yerden
Temmuz 31, 2008
![]()
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi 2. Ön Eleme turu ilk maçında Kadıköy’de ağırladığı Macar temsilcisi MTK Budapeşte’yi 2-0′lık skorla geçerken zorlanmadı. Gerek sezonun ciddi anlamdaki ilk maçı olması sebebiyle gerekse de çiçeği burnunda Teknik Direktör Luis Aragones’in sarı-lacivertlilere aşıladığı taktik düşünceyi görmek amacıyla milyonlarca futbolsever gözlerini bu maça çevirmişti.
Karşılaşmanın Fenerbahçe kulübü özelindeki yorumundan başka bir de Türk futbolunun gelişim eğrisiyle kesişen bir yönü var. Hatırlanacağı gibi iki ekip bundan tam 9 sene önce de karşı karşıya gelmişler ve o eşleşmeden galip ayrılan taraf Macar ekibi MTK olmuştu. Rıdvan Dilmen’in teknik adamlık kariyerine büyük ölçüde sekte vuran ama onun futbolun yorumculuk tarafında yıldızlaşmasına vesile olan olaylardan biri de bahsettiğimiz bu eşleşmeydi. Dahası da var, 1964′te zamanın Cup Winners Cup (Kupa Galipleri Kupası) organizasyonunda temsilcimiz bir kez daha Macar takımıyla eşleşmiş, o zaman turu geçen takımı Roma’da oynanan üçüncü maç belirlemişti. O maçı da 1-0 kaybetmiş ve tura veda etmiştik. Bu akşam maçı biraz da bu gözle izledim. Ve mutlulukla gördüm ki, Fenerbahçe adını MTK ile aynı klasmanda yazdıracak çizgiyi çoktan geçmiş. Son on yılda takımlarımızın gelişimine ve özellikle bu konuda bayraktarlığı yapan Fenerbahçe’nin büyümesine baktığımızda bir Türk futbolseveri olarak hem gururlanıyoruz hem de mutluluk duyuyoruz.
Maça hırslı ve istekli başlayan Fenerbahçe’yi izleyen tüm gözler hemen Aragones’in temel stratejisini çözmeye koyuldular. Bu amaçla yapılan ilk tespitler Fenerbahçe’nin bu sezon futbolun temel prensiplerini sahaya daha fazla yansıtacağı şeklindeydi. Zico’nun taktik statükosundan sonra Aragones belki de Fenerbahçe’li futbol yorumcularına ilaç gibi geldi. Hiç kuşku yok ki, Fenerbahçe’yi bu yıl çok daha mantıksal bir kurgu içinde izleyeceğiz. Yerine göre çift santrfor arkası Alex oynarken kimi zaman da orta sahayı Emre vasıtasıyla güçlendirip, buradan hücuma destek verecek Aragones’in talebeleri. Fenerbahçe’nin yeni futbolundaki bir başka temel husus da maçlar içinde çokça oyuncu değişikliği izleyecek olmamız. Avrupa Futbol Şampiyonasında da gördüğümüz üzere Aragones, maçın gidişatı ve skor tabelasına göre kendisini garantiye alacak müdahaleleri kaçıncı dakika olursa olsun yapabilen bir teknik adam. Bu genel olarak doğru bir strateji olsa da kimi maçlarda futbolun özündeki sürprizlere davetiye çıkarabilir. Sözün özü, Luis Aragones Fenerbahçe’nin başında “ne yapacağı önceden kestirilebilir” bir teknik adam portresi çizeceğe benziyor.
MTK maçı özeline geçecek olursak, orada bahsedilebilecek çok fazla şey yok. Yazının başında da dediğimiz gibi Macar takımı Fenerbahçe’ye rakip olmaktan çok uzak. Bir futbol mucizesi yaşanmazsa da geçen yıl çıtayı Sevilla, Inter, Chelsea klasmanına çekmeye çabalayan ve flaş sonuçlar alan temsilcimize bu turda elenecekler. Pek çok yorumcu tarafından orta saha zaafiyeti doğurduğuna inanılan “diamond” dizilişe sahip Fenerbahçe orta sahasıyla maçın hiçbir bölümünde mücadele edemediler. Bu arada Aragones’in Fenerbahçesinde kanat organizasyonlarına daha fazla önem verildiğine ve Colin Kazım’ın bu oyun planı ve zayıf rakibin etkisiyle yıldızlaştığına dikkati çekelim. Roberto Carlos ve Selçuk’un MTK ağlarına gönderdiği iki golle Fenerbahçe kendini garantiye aldı ancak attığından çok daha fazlasını kaçırdı. Şahsi kanaatim Macaristan’daki rövanşta temsilcimiz sahadan daha da farklı bir skorla ayrılabilir.
Aytekin Akay’la Trabzonspor’u masaya yatırdık!
Temmuz 19, 2008
Aytekin Akay bir Trabzonlu ve haliyle – olması gerektiği gibi - bir Trabzonsporlu. Hem şehrini hem de takımını yakından takip ediyor. Şehri için şehrini anlatan bir kültür sanat dergisi çıkartırken, takımı için doğruları göstermeye çalıştığı futbol yazıları kaleme alıyor. Bu yazılar her biri karışı zaptedilmiş gazetelerde değil ama internette pek çok kaliteli spor sitesinde yayınlanıyor. Trabzonspor’u iyi tanıdığını bilen okurları da onu nerede olsa takip ediyor. Akay’ı zaman zaman Berezilya.com’da da okuma fırsatını bulduk, daha da bulacağız… Aytekin Akay’a en iyi bildiği konuyu Trabzonspor’u sorduk.
Trabzonspor’a gönül vermiş biri olarak Trabzon’daki son yönetimsel gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi niyetli, pozitif enerjili bir başkanınız var. Ama genelde futbolumuzun bertaraf edemediğimiz çirkin tarafları iyi niyetlere, doğrulara üstün geliyor. Vestel örneğinde olduğu gibi pes ediyorlar ya da düzenin parçası oluyorlar zamanla…
Sadri Şener başkanlığındaki yönetim, hiçbir dönemde görülmeyen bir transfer atağı ile kendini gösteriyor. Yani, Trabzonspor tarihinde aynı sezonda bu kadar transfer yok. Ancak bu sezonun farkı var. Trabzonspor, uzun senelerdir zirveye oynayamadığı gibi artık ilk dörde de oynayamıyor. Bu sıradanlık habercisi. Onun için, Sadri Şener yönetiminin seçilme şartlarına bakmak lazım. Kurum, sahada kaybediyor. Asıl işi futbol olan Trabzonspor sahada kaybettikçe, bu durum itibar kaybına da neden oluyor. Bir bakıma saha üzerinden gelecek sonuçlarla o eski itibara ulaşılmak isteniyor. Yine de sadece 20 oyuncu almakla iş bitmiyor. Bunu görmek lazım. Hatta, Trabzonspor en az üç sene sonrasını planlayabilse, bu bile kurum adına atılmış çağdaş bir adım olurdu. Yönetimler bunu yapamıyor. Atay Aktuğ döneminde gelecek adına planlama vardı. O yapıda saha sonuçlarının krubanı oldu.
Transferler konusunda doğru yok izlendi mi size göre? Bu kadar çok transfer yerinde bir hamle mi?
Bazı oyuncuları izlemeden doğrudur, yanlıştır denemez. Bir de takımı görmek lazım. Bu oyunculardan nasıl bir ekip ortaya çıkacak? Futbolda hep bir şeyi unutuyoruz; takım olmak. Yunanistan 2004’de takım olduğu için kazandı. Trabzonspor takım olabilecek mi? Soru bu, cevabı da ligin ilk yarısında belli olur. Ancak tek tek baktığımızda, Giray, Ceyhun, Egemen, Selçuk, Gökhan ortalama standartın üzerinde oyuncular. Song da geldi. Ben çok oyuncuya karşıyım. Yani, şimdi Giray, Song, Ceyhun, Tayfun, Egemen aynı bölgenin oyuncusu. Bunlardan ikisi oynayacak, diğer dördü ne olacak? Dört stoperi yedek kulübesine mi koyacaksın? Bu sezon yeni bir çekirdek kadro oluşturuluyor. Bundan dolayı alınan oyuncuları tamamına evet diyorum. Yine de, sol ve sağ kanatlara dikkat diyorum.
Trabzonspor taraftarının takım üstündeki etkisi için ne diyeceksiniz? Bizi bu etkinin olumsuz olduğunu düşündürecek olaylar yaşandı ve yaşanıyor çünkü. Ateşli olmanın ölçüsü kaçınca takım da yanıyor çünkü. Futbolcular açısından da bu kadar baskı motive edici olmasa gerek.
Dünyada en zor futbol oynanan yerler listesi yapılsa Trabzon ilk ona girer. Çünkü, ismin şampiyonluk vaadi anlamına geliyor. Trabzon insanı iddialı, başarıyı seviyor. Böyle insanları ikincilik, üçüncülük kesmiyor. Şehir zaten küçük. Oyuncu sokağa çıkınca, o baskıyı hissediyor. Trabzon insanının konuşacak ikinci şeyi de yirmi ikinci şeyi de Trabzonspor. Bir de Trabzon’da, Trabzonlu oyunculara önyargı var. Trabzonlu yanlış pas atınca yuhh yiyor, yabancı oyuncuya bir şey yok. Trabzonlu önce kendi evlatına en az yabancı oyuncu kadar hoşgörü gösterecek. Bir de biliyorsunuz, bu sezon tribünler sahaya yaklaştı. Artık tribündeki taraftar, oyuncunun dibinde. Ne olacak, hep beraber göreceğiz?
Eski Kayserisporlu Gökhan bir İstanbul takımını değil de Trabzonspor’u tercih etti. Trabzonspor bu konuda diğer büyüklerle yarışamıyordu uzun süredir. Bu Trabzonspor’un imajı ve vizyonuyla bağlantılı olarak yeni bir dönemin habercisi mi?
İmaj anlamında soruyorsanız evet. Bu transferin verdiği mesaj budur. Onun için Sivasspor ile Trabzonspor büyüklük açısından kıyaslanmaz. Geçmişte, ‘Ben İstanbul’un üç büyüğünün elinden oyuncu alırım’ diyen bir Trabzonspor vardı. Mehmet Ali Yılmaz zamanında böyle transferler çoktur. Bu transferin bir anlamı da budur. Paraysa para veririz, alırız. Bazı transferlere para da yetmez. Bir de oyuncu bakıyor ki, orada hedefi olan hoca, oyuncular var. Kulüp yapısı düzgün. Trabzonspor’dan Avrupa’ya açılma ihtimalim her zaman yüksek. Bunları da es geçmemek gerek.
Hocanıza güveniyor, Trabzonspor’u iyi yerlere getireceğine inanıyor musunuz?
Trabzonlu hocasına güveniyor. Büyük çoğunluk hocanın arkasında. İstediği oyuncuları da aldırdı. O halde gerisi ona kalıyor. Ersun Yanal ilk kez büyük bir kulüp çalıştıracak. Daha dikkatli olmalı. Gençlerbirliği, Manisa, Denizli hatta Milli takımdan bile farklı havası vardır Trabzonspor’un. Onun için takım kurgusu ve oyun şablonu çok çok önem arzediyor.
Genel olarak Trabzon halkı ne hissediyor Ersun Yanal hakkında? Başarısız sonuçlar alınan bir seri maçtan sonra Yanal’a karşı şiddetli bir kamuoyu oluşur mu ve bu sürece Trabzon kökenli hocaların, eski futbolcuların katkısı olur mu?
Ersun Yanal ismi güven anlamına geliyor. Şimdilik tabii. Kötü sonuçlardan sonra aykırı ses çok çıkar. Bu şehir, gol, galibiyet rekoru kırıldığı sezonda bile hem hocasını hem de yönetimini gönderdi. İkinciliği başarısızlık sayan bir kentte aleyhte kamuoyu hemen oluşur. Böyle bir durumda Trabzon kökenli hocaların katkısından çok, sonuç ne olur? Çünkü, bu tür kampanyalarda en fazla dışlanan Trabzon kökenli eski oyuncular ve hocalar. Onun için ilk önce kendileri Ersun Yanal’ın yanında olmalı. Ama bence her şey kötü giderse, en fazla zararı kurum görür.
Gökhan ve Umut ikilisinin birlikte oynatılmasını mı yoksa Umut’un yedek kalmasını mı tercih edersiniz? Umut şu ana kadar Trabzonspor’u taşıyacak bir santrfor izlenimi vermedi çünkü.
Umut-Gökhan çift forvet en akıllıcası. Umut aslında forvet arkası özellikleri olan bir oyuncu. Gökhan ise tipik on sekiz golcüsü. Bu ikiliyi çift forvet oynattığınızda kanatlarınız da iyi işlemeli. Bir tek Umut bu takımı taşıyamaz ama belki geçtiğimiz iki sezon yalnız kaldı diye kendini gösteremedi. Eğer Gökhan ile iyi anlaşırsa çok daha değişik bir Umut izleyebiliriz.
Ben Hasan Üçüncü’nün gönderilme kararını yanlış buluyorum. Defansif yönü ağır bassa da iki yönlü orta saha oyuncusu olarak hiç fena değil. Mücadeleye dayalı günün futbolunda her zaman yararlanılabilecek bir oyuncu. Siz Hasan ve gönderilen diğer oyuncular için ne düşünüyorsunuz?
Ben hem Hasancı hem de Hüseyinciyim. Hasan’ın gönderilmesine de karşıyım, Hüseyin’e yapılan eleştirilerin dozuna da. Hüseyin’i oyunu çok yönlü oynayamıyor, sonra kesiciliği kadar ileriye çıkışları, pasörlüğü yok. Ama yaptığı işleri göremeyecek kadar da gözlerimiz kör mü? Sonra Hasan Üçüncü, altyapıdan çıkan tipik Trabzon özellikleri taşıyan son oyuncu. Mücadele gücü yüksek, artı Hüseyin’den çok daha teknik ve kesiciliği de var. Çağdaş, Erdinç, Mustafa Keçeli, Musa Büyük gibi oyuncuların gitmesi doğru adımlardır.
HAKAN ŞÜKÜR KANADA’YA UÇUYOR!
Temmuz 15, 2008
Habertürk’te yer alan habere göre Türk futbol tarihine adını altın harflerle yazdıran Hakan Şükür’ün, Amerikan Futbol Ligi(MLS) takımlarından Toronto’yla anlaşma sağladı.
Kaynak: Spor.ekolay.net
Cem Top: Hangisi daha tarihi? Anfield Road mu? İnönü Stadı mı?
Temmuz 13, 2008

Aslında her şey ülkemizin üç büyükleri mevcut statlarını kendilerine yakıştıramayınca başladı. Stat genişletme, ek tribün yapımı, maçları geçici olarak başka stadyumlarda oynama gibi mevhumlar o ana kadar futbolseverlerin aklından bile geçmezken, Fenerbahçe’nin uzun ama bir o kadar başarılı “renovasyon” planı neticesinde Şükrü Saraçoğlu Stadyumu Avrupai bir hal aldı.
AURELİO REAL BETİS’DE!
Temmuz 10, 2008
Real Betis Mehmet Aurelio’yu transfer ettiğini resmi sitesinden duyurdu. Siteden verilen haberde milli futbolcunun bugün sağlık kontrolünden geçtikten sonra sözleşmeye imza atacağı bildirildi.
Brezilya asıllı oyuncunun Real Betis’in bu sezonki ilk transferi olduğu yazılan haberde, Aurelio’nun peşinde Deportivo ve Villarreal gibi kulüplerin de olduğu ancak Real Betis’in “yarışı kazandığı” yorumu yapıldı.
Menajer Bayram Tutumlu, Aurelio’nun serbest bir futbolcu olarak Real Betis’e geldiğini iddia etti.
Kaynak: Spor.ekolay.net
Alkaralar soruyor, Mesut Bakkal yanıtlıyor!
Temmuz 7, 2008
Kısa bir ayrılıktan sonra tekrar takımın başına geçen ve yaşanan stresli ortam nedeni ile bir araya gelemediğimiz Mesut Bakkal ile oturduk söyleştik. Röportaj diyemiyoruz çünkü tadı öyle değildi. Emek’te bir kafede, tamamen muhabbet esnasında gelişen konuşmalar kıvamında oldu. Biz çok keyif aldık. Eminim okuyunca siz de çok keyif alacaksınız…
www.alkaralar.com
Cem Top: Hasan Doğan’ı geç bulduk çabuk kaybettik
Temmuz 6, 2008
52 yıllık bir ömür… 35 senelik spor aşkı… 143 günlük T.F.F Başkanlığı… Ve bir haftalık Euro 2008 sevinci…
Aslında gidenin ardından onu anlatabilmek belki de dünyanın en zor işi. En son bu tip bir yazı için klavye başına oturduğumda, “Hocaların Hocası” Gündüz Tekin Onay’ın yüreklerdeki acısı alabildiğine kordu. Eskilerin dediği gibi belki zaman her şeyin ilacı ama ölümün zamansızlığı da kederlerin en acısı.
Federasyon Başkanlığındaki 143 günlük kısa süreli icraatıyla bile gönülleri fethetmeyi başaran, kamuoyundaki dürüst ve samimi imajıyla futbola ilgili ilgisiz çok geniş bir kitlenin takdirini kazanan Hasan Doğan’a sporla iç içe yaşayanlar uzun zamandır aşinaydı ama onun kalplerimize yerleşmesinde milat Federasyon Başkanı seçildiği gün oldu. Öyle ki, yıllardır gayya kuyusunu andıran Türk futbolu bir isim etrafında birleşmiş ve o isim de Hasan Doğan olmuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yakın arkadaş oluşu yüzünden önceleri bu seçime mesafeli ve soğuk bakanlar bile 143 günde onun samimiyetine inandılar. Nasıl inanmasınlar, Ak Parti iktidarında Yönetim Kurulu Üyesi olduğu Ramsey’in kamu ihalelerine girmesini Başbakan ile arkadaşlığını gerekçe göstererek istemeyen de Hasan Doğan’ın ta kendisiydi.
Avrupa Futbol Şampiyonasında sağlam kalplere bile sekte vuran o “mucize” maçlar serisini yerinde milli takımla birlikte kamp yaparak izledi. Eşiyle beraber yaşadıkları gol sevinçleri belki de onunla ilgili hafızalarımıza kazınan son karelerdi. Yoğun temponun ardından bir yandan ardı arkası kesilmeyen ve her biri Türk futbolunda devrim kabul edilebilecek projeleri üzerinde çalışmaya diğer yandan ayrılmaya niyetli Fatih Terim’e yakın markaj uygulamaya başladı. Bizlere veda ettiği sırada milli takım ve federasyondan bir grup yetkiliyle yediği yemekten çıkmış, oteline dönüp kim bilir hangi projeler üzerinde düşünmeye başlamıştı. En büyük iki hayalinden biri sporu ve futbolu okullara götürmek, geleceğin yıldızlarını mümkün olan en erken yaşta futbolla tanıştırabilmekti. Her okulun sportif imkânlara kavuşturulabilmesi için hiç durmadan planlar projeler düşündü. “Hayalim” dediği projelerden bir başkası da her şehre Avrupa standartlarında, modern ve sosyal amaçlı kullanılabilecek statlar inşa edilmesiydi. Göreve gelir gelmez Türk futbolunda gördüğü bu eksikliği giderebilmek adına durup dinlenmeden çalışıyordu. Uzun çalışma saatlerinde arkadaş gibi sarıldığı espresso ve sigarasından bir türlü vazgeçmedi. Hatta yakın dostu Tayyip Erdoğan’ın ricaları üzerine 2002 yılında bir müddet sigarayı bırakmış ancak bu konudaki azmini sürdürmeye muvaffak olamamıştı. Günde iki paket civarında içtiği sigaraya ve her fırsatta severek tükettiği espresso’ya olan düşkünlüğü yoğun tempo ve nefes nefese yaşanan Euro 2008 maratonu ile birleşince 2 yıl önce anjiyo yapılan üstelik “problem yok” denilen kalbi Hasan Başkan’ın icraatlarını keyifle izlememize mani oldu. Acı kaybından sonra adının geçeceği her yerde içimizi rahatlatacak belki de tek şey işini yapmış olmanın verdiği gurur ve Euro 2008 başarısının getirdiği onurla aramızdan ayrılmasıdır.
Evet, Türk futbolundan bir Hasan Başkan geçti. Ve ardından yüreklere espresso’nun buruk tadını bıraktı. Başımız sağolsun.
Hasan Doğan kimdir?
Bodrum’da geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan, federasyon başkanlığına 14 Şubat 2008 tarihinde seçilmişti. Haluk Ulusoy’un ardından başkanlığı devralan Hasan Doğan, 1956 yılında Kastamonu’nun Abana ilçesinde dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamlayan Doğan, 1979 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra 1979-1980’de İngiltere’de lisan eğitimi aldı. 1981-1988 arası Koç Holding bünyesindeki Beldesan firmasında pazarlama koordinatörü olarak görev alan Doğan, 1988 yılında kurucusu olduğu Ramsey’in genel müdürlüğü görevini üstlendi. Aysel Doğan ile evli olan ve Zeynep ile Selim adlı 2 çocuğu bulunan Doğan, Ramsey A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği, Gürmen A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği, Kip-Teks A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı, Star Medya Yayıncılık Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini yürüttü. Doğan, Levent Bıçakcı’nın Futbol Federasyonu başkanı olduğu dönemde, federasyonda başkanvekili olarak görev almıştı.
Doğan’ın, bu görevleri dışında, İstanbul Sanayi Odası Meclisi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Sanayi Konseyi, Boks Federasyonu Yönetim Kurulu üyelikleri vardı. Futbol Federasyonu Başkanı olan Doğan, bunun yanında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyeliği ile Beşiktaş Kulübü kongre üyesiydi. Hasan Doğan yönetimindeki (A) Milli Futbol Takımı, İsviçre ve Avusturya’da gerçekleştirilen 13. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yarı finale yükselerek, büyük bir başarıya imza atmıştı. Doğan, son olarak Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim ile olan sözleşmeyi 2012 yılına dek uzatmıştı. Toplam 143 gün başkanlık yapan Doğan, genel kurula katılıp oy kullanan 231 delegenin 222’sinin oyunu alarak başkanlığa seçilmişti.
HASAN DOĞAN’I KAYBETTİK!
Temmuz 6, 2008
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan tatilini geçirdiği Bodrum’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Yakınlarının ve Türk futbol camiasının başı sağolsun.
KARTALLAR TERLİK İÇİN BİRBİRİNE GİRDİ!
Temmuz 4, 2008
Beşiktaş’ın Avusturya kampı olaylı başladı. Takımın kaptanları İbrahim Üzülmez ile İbrahim Toraman terlik yüzünden kavga etti. Yumruk yumruğa giren iki futbolcuyu menajer Sinan Engin kamptan kovdu.
Öğle yemeğine terlikle gelen İbrahim Toraman’ı İbrahim Üzülmez “Yemeğe neden terlikle geliyorsun, ayakkabı giysene” diye uyardı. İbrahim Toraman ise “Ayağım ağrıyor o yüzden terlik giyiyorum” yanıtını verdi. Üzülmez’in “Benim de ayağım ağrıyor ama ben terlik giymiyorum” sözüne İbrahim Toraman “Sana ne!” diye çıkışınca ortam bir anda gerildi. İbrahim Üzülmez “Ben bu takımın kaptanıyım” diye konuşarak ayağa kalktı.
Toraman’ın “Ben de bu takımın kaptanıyım” savunmasını yapmasının ardından iki oyuncu bir anda birbirine girdi. Yumruk yumruğa kavga eden oyuncuları yemekteki diğer futbolcular güçlükle ayırdı.
Ortalığın yatışmasından sonra idmana giden siyah-beyazlı takım daha sonra akşam yemeği için tekrar otele döndü.
Yemekte bulunan Beşiktaş Genel Menajeri Sinan Engin iki kaptanı barıştırmak istedi. Ancak iki futbolcu bir kez daha tartışmaya başladı, ardından tekme tokat birbirine girdi. Birbirine vurdukları yumruk ve tekmeler sonucu yaralandıkları gözlenen iki kaptanı araya girenler güçlükle ayırdı.
Olaya büyük tepki gösteren Menajer Sinan Engin iki oyuncuyu İstanbul’a geri gönderme kararı aldı. İbrahim Üzülmez ile İbrahim Toroman’ın yine kavga etmemeleri için aynı uçağa bindirilmeyeceği, birinin Salzburg, diğerinin ise Münih üzerinden İstanbul’a gönderileceği bildirildi.
Beşiktaş Futbol Takımı Menajeri Sinan Engin, Avusturya kampında dün akşam İbrahim Toraman ve İbrahim Üzülmez arasında yaşanan kavgayla ilgili bir açıklama yaptı.
Sinan Engin’in açıklamalarından başlıklar şöyle:
Kaynak: Spor.ekolay.net
UĞUR İNCEMAN BEŞİKTAŞ’TA!
Temmuz 3, 2008
Beşiktaş Kulübü, Manisasporlu futbolcu Uğur İnceman‘ı transfer etti. Transfer, Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na da bildirilirken, Uğur İnceman’ın kendisiyle ve kulübüyle 1 yılı opsiyonlu olmak üzere 3 yıllık anlaşma sağlandığı kaydedildi.
Bank Asya 1. Lig takımlarından Manisaspor’da, kulüp asbaşkanı ve basın sözcüsü Zeki Ayaydın, 15 günden bu yana Beşiktaşlı yöneticilerle Uğur İnceman konusunda yaptıkları transfer görüşmelerinin olumlu sonuçlandığını bildirdi.
Ayaydın, yaptığı açıklamada, Uğur İnceman’ı Beşiktaş’a verdiklerini belirterek, “İnceman’a karşılık 1 milyon Avro ve Beşiktaşlı futbolculardan Adem Büyük ve Mustafa Aşan’ı bonservisleriyle birlikte aldık” diye konuştu.
Kaynak: Spor.ekolay.net






